Mesnevi, biz hariç tüm dünyayı sardı!
Mesnevi, biz hariç tüm dünyayı sardı! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Mesnevi tüm dünyayı sararken, Konya'yı saramadı. 25 dilde basılan ve hedefini 50 dile çıkaran Mesnevi'nin Konya'da okunma yüzdesi sanılanların ve tahmin edilenlerin çok altında.
Mesnevinin Konya'yı saramaması hem tuhaf, hem anlaşılacak gibi değil!
Mesneviden şu kadar kitap bastırdık, şu kadar kişiye ulaştırdık sözleri 2007 yılından bu yana hemen her tarafta yankılanıyor!
Mesnevi binlerce adet bastırılsa da, istenilen ölçüde halkla buluşamaması, halk tarafından okunamaması ve halka sevdirilememesi gündem dışı! Gündeme girmesi için de, bir fırın ekmek yemesi lazım!
Mevlana’yı anlamayı ve sevdirmeyi bugüne kadar Sema gösterilerinden ibaret sayarak, halka ve öğrencilere sema gösterilerini defalarca izlettik! Sema eşittir Mevlana diye kabul görmesini el birliği ile sağladık!
Ne yazık ki, ilham alındığı ve yazıldığı şehirde hala bilinmeyen ve okunmayan bir Mesneviye sahibiz!
Algı konusu sema ile hallolduktan ve vatandaşımız sarıp sarmalandıktan sonra, 50 dile çevirip, dünyayı Mesnevi ile sarabilirsiniz!
Yoldan geçen rastgele on kişiye sorun bakalım, Mesneviden, Mevlana’dan size neler söyleyecekler!
Mevlana ve Mesnevi, Diyarı Mevlana denen bu şehrin cadde ve sokaklarında yok! Evlerin kapılarından içeriye giremiyor!
Bu şehre gelen ziyaretçiler Mevlana kokusunu alamıyoruz, hissedemiyoruz diyorlarsa, şehirde yaşayanları bu sevgiye, coşkuya, heyecana ortak edemiyorsanız, söylesenize ne yapıyorsunuz?
Mesnevi'nin dünyayı sarması yeni bir şey değil ki, zaten yüzyıllardır sarıyor. Bu şehri, bu şehirde yaşayanları niye saramadı Mesnevi, önce onun cevabı aranmalı!
Mesneviyi ilgi duyandan başkası okumaz diyen akıldanelerin algı operasyonları tuttu!
İstisnalar haricinde, memur bilmez, işçi bilmez, esnaf bilmez, bildiğini söyleyen, iddia eden bilmez! Meşhur yedi öğüdünü satan bile, say desen yedisinden üç tanesini sayamaz!
Mevlana'dan bir kaç söz ezberlemekle, kendini bende-i Mevlana sayan insanlarla çevrili şehrimiz.
Bu sözleri kimseyi kınamak için yazmıyorum, çünkü hiç birimizin bu konuda bir diğerinden farkı yok!
Dikkat çekmek istediğimiz husus, bunca yıldır, Mevlana ve Mesnevi konusunda somut olarak gerçekten ne yapıldığını konuşmak!
Konuşmacıların bile, mevzuyu bildiklerini ispat etme adına, Farsça lügat paralamadan asıl konuya girememeleri dikkatinizi çekmiyor mu?
Son günlerin en meşhur, en dikkat çeken, en çok söylenen, dillerden düşmeyen sözleri şöyle;
" Bâzâ bâzâ her ânçi hestî bâzâ, / Ger kâfîr u gebr u put-perestî bâzâ, / İn dergeh-i mâ, dergeh-i növmîdî nîst, / Sad bâr eger tövbe-şikestî bâzâ."
Türkçesine gelince;
"Gene gel, gene. / Ne olursan ol, / İster kâfir ol, ister ateşe tap, ister puta, / İster yüz kere tövbe etmiş ol, / İster yüz kere bozmuş ol tövbeni. / Umutsuzluk kapısı değil bu kapı; / Ne olursan ol yine gel."
Bu sözler Hz. Pir'e ait olmasa da, ona mal edenler, ona yakıştıranlar, böyle bir sözü söylese söylese ancak Mevlana söylerdi diyenler, sözün Farsça başlangıcı olan ,
"Bâzâ bâzâ..."
diyerek dolaşıyorlar Konya sokaklarında!
Programlarda hakim dil İngilizce olunca;
"Come, come again, whoever you are, come! / Heathen, fire worshipper or idolatrous, come! / Come even if you broke your penitence a hundred times, / Ours is the portal of hope, come as you are."
başlıyoruz söze!
Türkçesi ise;
"Gel, gel, ne olursan ol yine gel, / İster kafir, ister mecusi, / İster puta tapan ol yine gel, / Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, /Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."
bu sözlerin!
Gel çağrılarını kendi şehrine yapamayan, işin sadece Farsça, İngilizce ve Türkçe gel kelimesinde kalan bir haldeyiz.
2007 yılından bu yana sadece
"Gel"
dedik,
"Come"
dedik, "
Bâzâ bâzâ"
dedik. Mesneviyi herkese sevdirdik lakin, kendi şehrimize, kendi vatandaşımıza sevdiremedik!