Kavga etmekten, barışmaya zamanımız yok!
Kavga etmekten, barışmaya zamanımız yok! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Kavgasız, münakaşasız günümüz geçmiyor. İnsanımızda bir sinir, bir öfke, yağmurdan nem kapma diye buna diyorlar desek, yalan değil. Hemen herkes, patlamaya hazır bir halde. Gülen yüzlerin bile zoraki gülümseyen yüzlere dönüştüğü bir dönem geçiriyoruz. Adam tetikte, biri olumsuz bir şey söylesinde, göstereyim gününü der gibi.
Hiç yoktan maraza çıkarmaya, itişmeye, laf çarpıtmaya, laf atmaya, şakaları bile kavgaya dönüştürmeye olan merakımız bir başka. Şakaların bile haddini hudutunu aşıp,
" eşek şakası"
olarak kavgaya, bağırışmaya, dönüştürülmesinin altında yatan ne? Kavgadan tahminlerin ötesinde hoşlanıyoruz, kavgasız yapamıyoruz itirafı mı?
Galiba biraz öyle!
Kavga olurda, seyredeni olmaz mı? Kavga edenleri seyretmek, işi-gücü bırakıp seyir bakmak, seyirciliğin şanındandır. Ve sonrasında da kim kime kaç yumruk attı? Kaç dişini kırdı? Kim kimin kaşını patlattı? Gözünü morarttı? Ayırmaya kalkanlardan kaç kişi yumrukların ve tekmelerin hedefi oldu? Kavgaları seyretmek kadar, tevatürler ekleyip, anlatmalarda da üzerimize yoktur.
Korkaklık, gözü karalık, mertlik ve namertlik gibi kışkırtıcı hitap kelimeleri kavgaya çıkarılan davetiyeler olarak baştacıdır hep!
Kavgasız günümüz geçmiyor diye anlatanların anlatış biçimlerine hiç dikkat ettiniz mi?
Adam anlatırken zevkten dört köşe!
Kavga bizde sabah sporu gibi! Bağlamışız rutine, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası gibi! Bir sitede oturacaksınız ve komşularınızla kavga etmeden sakin sakin yıllarca oturacaksınız!
Mümkün değil!
En basitinden, hanımınızın yıkadığı ve balkona astığı çamaşırların hizasına üst komşunun hanımı aynı gün aynı saatlerde, hanımınızdan çok değil on-on beş dakika sonra bile bile asar çamaşırlarını. Ne oldu, mahvoldu yeni yıkanan çamaşırlar! Bu olay fırtınanın kopacağı andır. Alt kattaki hanım, çıkar yukarı, yumruklar komşu kadının kapısını. Bütün bir site, o kavgayı konuşur iki-üç gün!
Çocuklarınız kavga eder, çocuktur, biraz sonra barışırlar denmez işin içine büyükler girer, ondan sonra neler olur, neler!
Tipini beğenmediğiniz, fikrini beğenmediğiniz, selamsız geçip gitmesini içinize sindiremediğiniz ve için için kızdığınız komşularınız yok mu?
İlk fırsatta bir şeyi bahane edip kavga yada münakaşa etmediniz mi?
İyi oldu, hıncımı aldım, öfkem dindi, rahatladım diyen az mı insan dinledik!
Ne aldığınızı, ne giydiğinizi eleştiren, evinize geldiğimnde orayı burayı karıştıran dedikodunuzu yapan, hısım akrabalardan az mı çektiniz?
Her karşılaşmada laf sokuşturan, iğneleyen kuzenler, akrabalar, hısımlar yaşadığımız şehirde değiller mi?
Laf kıvılcımlarını ortaya atıp, kenara çekilen, yesinler birbirlerinide bakalım neler olacak diyenler az mı?
Kavga etmemek için dualar okuyup evden öyle çıkıyorum diyen arkadaşlarınız olmadı mı?
Nasıl bir hayattır bizimkisi sevgili okurlar!
Oturduğumuz evlerde komşularla kavgalıyız!
Esnafsak, yan komşularımızla! Öğrenciysek sınıf arkadaşlarımızla...
Memursak, mesai arkadaşlarımızla...
Pazarcılık yapıyorsak, yan yada karşı tezgahlardakilerle...
Müşteri olarak, iş sahipleriyle...
Gelinler kaynanalarıyla...Kaynanalar, gelinleriyle...
Çocuklar sokak arkadaşlarıyla...
Bacanaklar birbirleriyle...Eltiler, eltilerle...Kardeşlerin kavgaları malum.
Siyasetçilerin siyasetçilerle olan kavgalarına derman yetecek gibi değil.
Kavga etmekten, konuşmaya...
Asgari müştereklerde birleşmeye...
Sakin kafa ile düşünmeye...Ben ne yapıyorum, biz ne yapıyoruz demeye!
Ve en nihayetinde...Kavga etmekten barışmaya zamanımız yok!
Neredeyse kavga etmekten mutlu olan, huzur bulan, rahatlayan kavga-kolik bir toplum olmakla övüneneğiz. İnanın Türk Milleti olarak bu biz değiliz. Gelin barışalım ve bir daha kavga etmemeye samimi sözler verip, yeminler edelim!
Bakmadan Geçme