Büyük makam ve mevkilerin küçük günahları
Büyük makam ve mevkilerin küçük günahları - Hanefi Aytekin - Yeni Meram Gazetesi
Üniter devletleri yönetenler de üniter devlet adamları olurlar. Çok partili hayata girdiğimizden bu yana akıp giden 70 yıla rağmen erkler ayrılığımızın işlevine tam ayar yapamadık. Geçtiğimiz hafta ülke gündemi siyasi atışmaları insani değerlerin dışına taşıdı,
Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıctaroğlu’nun, Sayın Cumhurbaşkanına diktatör bozuntusu tabirini kullanması, meramını ifade edecek daha medeni bir üslup bulamadığının kanıtı olmaktadır. O zaman yetenekler yeterli olmuyor demektir. Bu davranış büyük değilse de küçük bir günahtır.
Cumhuriyetimizin, Osmanlının enkazı ve külleri içinden doğup çıkması, büyüklüğü tarif edilemeyecek derecede önemli bir olayken, Cumhuriyetimizin baş kurucusu Atatürk ve silah arkadaşları hiçbir zaman ve zeminde muhataplarına galiz küfür ve sözler söylememişler, Ulu Önder Atatürk, İngiliz düşman gemileri boğaza demir atıp İstanbul’u işgal ettiklerinde yüreğindeki derin acıyı ‘Geldikleri Gibi Giderler’ sözü ile ifade etmiştir.
Büyük İnönü, kendisine kırıcı davranan muhataplarına şu meşhur ‘Hadi Canım Sende’ ünlü sözünü söylemekle yetinmiş, bu tepki biçimi tarihe altın harflerle yazılmıştır.
Gelin görün ki; büyük makam ve mevki sahipleri Türk Ulusuna hizmet götürürken, küçük teferruatları yanında tutmak ve ifa etmek bir sakilliğin ifadesi olmaktadır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Cumhuriyetimizin tarihinde gelmiş geçmiş tüm Cumhurbaşkanından hiç birinin yapmadığı şu Cumhurbaşkanlığı forsunu şehirde, köyde, kırda, bayırda nereye giderse konuşma yapacağı kürsüye taşıttırmasının mana ve önemi, bir küçük günahı çağrıştırmaktadır. Keşke Atatürk dahil seleflerinin gittiği yolda sayın Cumhurbaşkanımızın daha mütevazi davrandığına tanık olsaydık.
Sayın Devlet Bahçeli, kırk yıla yaklaşan siyasi mazisi ile iktidar olmasa da saygın bir siyasi partimizin genel başkanıdır. Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayıdır. Şu malum Kurt Başı Ülkücü Selamını adeta bayrak edinip halkı ve toplumları selamlama modeli olarak kullanması devlet ciddiyetinin bir efsaneye dayandırılması sakilliğini doğurmakta olduğundan, bir küçük günah olup yadırganmaktadır.
Diyanet İşleri Başkanımız Görmez Hoca, sarık ve cüppesini her gittiği yere taşıma alışkanlığı oluşmuş, selefleri Diyanet İşleri başkanımızdan ayrı bir tutum ve davranış sergilemiştir. Yüce Peygamberimizin ümmetinden ayrı bir kılık ve kıyafet taşıdığı kaydı görülmemektedir. Aksi olsaydı Koca Yunus; ‘Derviş, derviş dedikleri hırka ile taç değil, yüreği derviş olan hırkaya muhtaç değil’ der miydi? Muhterem Görmez Hocamızın affına sığınarak bu davranış biçiminin de bir küçük günah olduğuna inanmaktayız. Susadık israftan korunmaya, susadık adalete, susadık adil idareye, susadık müspet ilime ve irfana, susadık etkin ve özgün eğitime, susadık gerçek demokrasiye ve fırsat eşitliğine, susadık inancımızın istismarlardan korunmaya. Say say bitmez beklentilerimizin hep kalmasının gelecek bahara der, yüce rabbimizin ülkemiz ve insanına mutlu yarınlar ihsan etmesi dileğimizle.