Adem Esen

Kitap Tanıtımı: İdris Küçük Ömer, Yazarı: Ahmed Güner Sayar

Adem Esen

Değerli hocamız Ahmed Güner Sayar’ın kaleme aldığı Bir iktisat Düşünürünün Serüveni İdris Küçükömer kitabı Cumhuriyetin 100. Yüzüncü yılına armağan olarak (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, TEK-İMAŞ yayını 1. Baskı, Eylül, 2022, 251 sayfa) yayınlandı.

Kitap, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi hocalarından İdris Küçükömer’in (195-2007) hayat hikayesi, akademisyenliği ve siyasetle ilgisini kaynaklarıyla birlikte ele almıştır. Daha önce Sabri Ülgener’den Süheyl Ünver’e, İngiltere’deki hocası Hutckison’dan İktisat Fakültesindeki hocaları Sencer Divitçioğlu hatta Şeyh Bedreddin’e dair eserler kaleme almış olan Ahmed Güner Hocamız aynı kürsüde beraber çalıştığı ve Türk siyaseti ve iktisat camiasında önemli bir yeri olan İdris Küçükömer’in çalışmalarını en ufak ayrıntısına kadar incelemiş ve yeni nesillere tanıtmıştır.

Giresunlu bir aileye mensup İdris Küçükömer fakir bir hanede dünyaya geldi, ortaokulu Giresun, liseyi Trabzon’da okudu. Yüksekokulu okuyabilmek için para biriktirmesi gerekiyordu. Askerlikten önce inşaatlarda mesela İktisat Fakültesindeki talebeliği sırasında da Beyazıt’ta İÜ Merkez Binasında amele olarak çalıştı. Sonra İktisat Fakültesine 1952 yılında asistan oldu. City of London College’e gitti. 1960 askeri darbesi öncesinde de orada idi ve hükümet aleyhine gösterilere katıldı. Askeri darbeden sonra 1961 yılında Yön Bildirisine imza atanlar arasında yer aldı. Bu dönemde “sosyalist” fikirleri savunuyordu. İktisat Fakültesindeki öğrencilere iktisada giriş derslerini anlatıyordu. 1963 yılında Türkiye İşçi Partisine üye oldu.  Sayar, bu arada İstanbul Üniversitesi’nin öğretim kadrosunun İstanbul’un elit münevverlerinin çocukları olduğunu isimleriyle zikreder.

Küçükömer, 1962’de Yön Dergisi’nde sosyalizme açılan yolun zinde kuvvetler dediği ordu ve onun yanındaki gençlikle gerçekleşeceğini yazar ve Albay Talat Aydemir liderliğinde cunta girişiminde yer alır. Hatta sokak yürüyüşlerinde aktif rol oynar. Cunta’nın getirdiği sonucu görünce ihtilalci sosyalizmle olan bağlantısını bitirir, ancak sosyalizmden vazgeçmez. CHP’yi burada engel görür. Hatta CHP’lileri kapalı tutucu olarak görüyor, toprak reformu yapılması, dış ticaretin devletleştirilmesini istiyordu. 1965’den sonra Marksizme yönelir. Üçüncü dünyacı, dışa kapanmacı, kendi kendine yeterlilik… (Küçükömer, İnönü’nün etkisi konusunda pek yeterli olmadığını sanırım.)

Kitap aynı zamanda Türkiye’de sol akımların tarihini verir. Türkiye’de sosyalist akım 1920-60 arasında işçi sınıfına, emekçilere ve halk kitlelerine gerektiği gibi kök salamayan bir akım olarak kalmıştır. 27 Mayıs 1960 askeri ihtilalinin Türk solunu fenersiz yakaladığı ileri sürülür. 1960’dan sonra sol akımlar artmıştır. Bunlar içinde Türkiye İşçi Partisi kapitalist sistem içinde kalkınmanın mümkün olmadığını ileri sürerek alternatif sosyalist ekonomi programında yer almıştır. Ancak askeriye, diyanet gibi kurumlar düşünülmemiştir.

İsmet İnönü 1965 yılında “Ortanın solu” kavramını ortaya atınca TİP üyesi olarak Küçükömer bundan rahatsız olmuş ve “CHP’nin sol değil, muhafazakar bir parti olduğunu CHP ile AP arasında bir fark olmadığına dikkati çekiyordu. 1968 yılında öğrencilerin düzenlediği “Ortak Pazar’a ve Montaj Sanayisine Hayır” programlarında konuşan Küçükömer NATO Bildirisini imzalayanlar arasındadır. 

Yazar, Küçükömer’in Düzenin Yabancılaşması kitabının analizini de bir bölümde yapmıştır. Resmi tarihe karşı sol kesimden ilk kez özgün yorumlar getirilmiş, kovana çomak sokulmuş adeta… Kitabın temel tezleri: Batılılaşma halka karşı halkın yer almadığı bir şekilde tepeden yapılmıştır. Tanzimat’tan 1960’a kadar düzen yabancılaşmıştır. Cumhuriyeti kuran Batıcı laik kesimin temsilcisi CHP ile İslamcı-Doğucu halk kesimi çatışma halindedir. Bu mücadelenin doğru okunması sosyalistler açısından önemlidir. 

Küçükömer’in Osmanlıca bilmemesi üzerinde de bazı yazarların görüşleri yer alır. Onun İstanbul’un Roma hukuku gibi kamu politikaları oluşturamadığı, özerk kurumlara imkan verilmediği gibi fikirlerinin yanı sıra “Roma sulhu gibi bir Osmanlı sulhu olmamıştır” sözü vakıflar ve tarikatlar başta olmak üzere Osmanlı kurumları konusundaki yetersiz bilgisi olduğunu gösterdiğini de biz söyleyebiliriz. 

Küçükömer tarihi materyalizm peşinde olanların tarih okumadıklarını savunur. Böylece Marksistlere veryansın eder. O, Marksist kalıplar dışında sivil toplum içinde demokratik sosyalizm kurgulamıştır. Bazı Marksist kalıplar üzerine gidip onları sarsınca dogmatik solcularla arası açılır. 

12 Mart 1971 sonrası sorgulanmış ve kısa bir süre nezarette kalmıştır. 

1973 yılında Milli Selamet Partisi’nin Meclise girmesini tasvibi üzerine sol cenahtan tard edilmiştir. Ancak o toplumda ana kitleyi temsil eden Müslüman halkı inançlarından ötürü korumuş, onlara gerici ve yobaz denilmesini içine sindirememiştir.

Kurtuluş Savaşına bakışının Türk-Yunan savaşı olarak değerlendirmesi, anti-emperyalist bir savaş olarak nitelendirmeyişini yeni bir tarih yazımının gereği olarak anlatılmaktadır.

Başka bir tartışma konusu Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) tartışmalarıdır. Doğuyu analizi, Osmanlı üretim tarzının feodal olmadığını belirtmesi tartışmaları heyecanlı olmuştur. 

1984 yılında kurulan SODEP üyesi olan Küçükömer, verdiği konferanslarla sahaya inmiştir. Sovyetlerin çöküşünü görememiştir. Son yazılarında sivil toplum üzerinde durmuştur. Marksizm’e ve tarihi maddeciliğe veda ederek bireyin davranışlarının önemine yönelmiştir. Burada sivil toplumun ilke koşulunun iktidarın bölünmüşlüğü olduğunu, yurttaşların eşitlik üzerinde durur. Osmanlı toplumunda devletin tecezzi kabul etmeyeceği görüşünden hareketle kontrol ve kısıtlayıcı organlara rastlanmadığı görüşüne ulaşır (Oysa İslam hukukuna göre halife-padişahın hukuken hiçbir imtiyazı yoktur, halbuki İngiltere’de kral, Vatikan’da Papanın sorumluluğu yoktur). Yine Doğu toplumlarında piyasa mekanizmasının gelişmediğini iddia eder, ki bu iddialar da tartışmaya muhtaçtır.

Küçükömer iktisaden himayeci merkantilist politikayı savunur, Batılılaşmanın bireyin gelişmesini sağlayacağını belirtir. 

1987 yılında vefat eder, Fatih Camii’nde cenaze namazından sonra Büyükada Mezarlığı’na defnedilir. Can Yücel’in Küçükömer’in ölümü üzerine sivil toplumuna gitmesi şeklinde nüktesi acaba mahşeri mi çağrıştırdını sormaktan kendimizi alamıyoruz. 

Mezar taşında Yunus Emre’den beyitler yer alır: Bilmeyen ne bilsin ‘Onu, Bilenlere selam olsun” yazılıdır. Bu da, Küçükömer’in geldiği noktaya işaret eden bir nişane görülebilir.

Kendisinin ifadesiyle “Doğu toplumunda doğdum. Batı’dan etkilendim. Bir zamanla ulaştığı politik güçle, Batı’yı etkilemiş ve ondan etkilenmiş Osmanlı kültür mirası içinde doğdum. Ama düşünmeyi yasaklamış bir toplumda doğdum.”

Kitapta ayrıca Küçükömer hakkında yazılan yazılara yer verilir. Burada dikkatimizi çeken husus, Küçükömer’in bazı arkadaşlarından bazı İslam klasiklerini aldığı halde, kendi yazdığı yazılarda bunlara atıfların gözükmemesidir. Hatta Sayar, İslam felsefesine yakınlığı ve yatkınlığının şaşılacak derecede olduğunu belirtir. Kitabın sonunda İdris Küçükömer bibliyografyası verilmiştir.

Eserin iktisat dünyasına faydalı olmasını dileriz. 

Yazarın Diğer Yazıları