Adem Esen

Aile ve insanlığı yeniden yapılandırma üzerine bir kitap - 1

Adem Esen

Anayasanın 41’ci maddesi ailenin korunması ile ilgilidir: “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.”

Bu maddenin yanında Anayasada temel hak ve hürriyetler çerçevesinde kişinin, toplumun ve kamu düzeninin korunmasına yönelik hükümler yer almaktadır. Ancak değişen teknoloji ve diğer şartlar bunları tehdit eden faktörleri tanımayı ve bunlara karşı tedbirler almayı gerektirmektedir. Aşağıda kısa özeti yapılan kitapta insan, aile ve topluma yönelik tehditler ve öneriler yer almaktadır. Bugünlerde yasama organında bu hususlara yönelik çalımalar olduğundan dikkate alınmasında fayda vardır.  

Psikiyatrist Dr. Mustafa Mermer  Lozan Tıp Fakültesi’nde tıp tahsilinden sonra psikiyatri uzmanlığı yapmış nefs psikolojisi alanında da çalışmalar olan bir uzmandır. Konu hakkındaki kitabı: Hekatonla Son Tango: Aileyi İfsat Etme ve İnsanlığı Yeniden Yapılandırma Küresel Projesinin Bir Meta Analizi. Ketebe Yayınları, İstanbul 9. baskı 2025.

İnternetin yaygınlaşması ile akıllı telefonların çoğalması sadece teknik bir gelişme olarak kalmamış insanlık sosyal mühendislik projesi ile karşı karşıya gelmiştir. Kitapta eşcinsel ilişkilerin teşviki, kadınların erkekleştirilmesi, anneliğin yok edilmesi, baba otoritesinin yıkılması ve nesilden nesile aktarılan geleneksel terbiye sisteminden hızla uzaklaşılması üzerinde durulmaktadır. Kuklacıların kuklalarını oynatmaları bunun bilimsellik adı altında sunulması ile ilgili pek çok bilgi verilmektedir.

İnsanlarda kaygı artışları son yıllarda büyük rakamlara ulaşmıştır. Bunun nedenlerini açıklamada popülariteleri artırılan materyalist yazarların kitaplarından örnek verilir.

Yazar ilk cephe olarak kadim terbiye sisteminin çökertilmesini inceler. İkinci cephe filmler ve reklamlarla kadın hakları derken “erkek kadın” yaratma projesidir. Film ve televizyon endüstrisi bu konuda kadın ile erkek arasında yaratılıştan gelen temel farklılıkları görmezden gelmekte, hatta bunu tahrip etmektedir. Hâlbuki kadın ve erkek her ikisi Allah'ın Cemal ve Celal sıfatlarının tecellisi ve ikili birlik oluştururlar. Bu güdümlü sözde feminizm ile erkek kadın yaratma ile aile kurumunun çökmesi ve sağlığa zarar verilmesi yanında ülke ekonomileri de büyük zarar görmektedir.

Üçüncü cephe baba otoritesinin kasıtlı olarak tahrip edilmesidir. Burada daha çok Alman Yahudilerinin olduğu Frankfurt okulunun kültürel ihtilal üzerinde bilimsellik adı altında yaptıkları propaganda ele alınmıştır.  Bu düşünürler arasında Markus, Eric Fromm, Habernas vardır. Bunların amaçları Yahudi ırkı dışında olan halkları gelecekte kendileri için zararsız hale getirmede çalışmalar yapmaktır. Siyon yani Matriks dünyası oluşturulması örnekleri ile ele alınır. Amerika'da Yahudiler sosyoloji alanında çok etkindir, %60 civarındadır. Bu proje Amerika'da başarılı olmuş ve baba otoritesinin adım adım yıkıldığına şahit olunmuştur.

Dördüncü cephe eşcinsel hayat tarzının, her türlü cinsel sapıklığın ve sübyancılığın küresel çapta eş zamanlı olarak artırılmasıdır. Burada da Macar Yahudisi George Soros'un fonlarına aynı zamanda Türkiye'deki gezi finansmanına dikkat çekilir. Psikiyatrist olarak eşcinsel hayat tarzının insan fıtratına aykırı olduğunu ve bilimsellik adı altında yapılan zırvaları maddeler halinde sıralanır.

Beşinci cephe toplumsal cinsiyet ideolojisi kadın ve erkek farkını ortadan kaldırma projesidir. Güya meşhur edilen psikologlar bütün kötülüklerin başı otoritedir diyerek tüm otoriteleri yok etme peşindedir. Esas amaç ise çekirdek aileyi ve insanlığı yok etmektir. Hatta bu konuda Amerika'da sistematik propaganda sonucunda ev hanımı ve anneler adeta ikinci sınıf insanmış gibi kabul ettirilmiştir. Bunların önde gelen yazarlarıyla ilgili de bilgi veren yazarımız bunların arkalarındaki güç odaklarını da dile getirir. Hatta mesela bizde Boğaziçi Üniversitesi'ndeki olaylarda parmağı olduğu iddia edilir (s. 82).

Bu çerçevede yazar 24 Kasım 2011'de ilk kabul eden ülke olarak Türkiye'de İstanbul sözleşmesinin arka planını, bu sözleşmeli toplum ahlakına ve insanlara vereceği zararları dört başlık altında sıralar:

Birinci mayın toplumsal cinsiyet eşitliği terimidir. İkinci mayın cinsiyet hakkında kalıplaştırılmış yargılar ve klişeleşmiş rollerdir. Üçüncü mayın törelerin geleneklerin, ar, namus gibi kadim insani değerlerin kökünden kazınmasıdır. (Utanmazsan dilediğini yap, sözünü hatırlamak gerekir.) Dördüncü mayın kadın teriminin 18 yaşından küçük kızları da kapsayacak olmasıdır. Yazar süreçteki siyasi ve toplumsa gaflete de dikkati çekmektedir.

Altıncı cephe tabii duyguların kasıtlı olarak başka alanlara yönlendirilmesi üstel bir hızla artırılmış hayvan sevgisi, özellikle hayvanların köpeklerin çocuklar gibi gezdirilmesi, giydirilmesi ve bakımıdır.

(DEVAMI GELECEK)
 

Yazarın Diğer Yazıları