Adem Esen

Kamu denetim kurumlarına piyasa denetim çağrısı

Adem Esen

Günlük hayatımızın gereği olarak tüketici, işletmeci, ithalatçı, ihracatçı ve üretici olarak pek çok iktisadi işlem yaparız. Bu iktisadi işlemlerin gerçekleştiği yerler piyasalardır.  Piyasalar arz ve talep ilişkisinin bulunduğu yerler olarak adlandırılabilir. Bazı iktisadi görüşlere göre piyasaların devlet müdahalesi olmaksızın kendiliğinden dengeye geleceği varsayılmaktadır. Ancak piyasada aksaklıkları ortaya çıktığında devlet düzenlemesi ve denetlemesi gerekli hale gelebilir. Nitekim tarih boyunca piyasanın, dolayısıyla ticaretin düzenlenmesi ile ilgili politikalara ve belgelere sıkça rastlanır. 
Evde kullanmak üzere vida sökmek, takmak ve delmek amacıyla küçük bir teknik alet satın aldık. Çin yapımı alet gayet makul bir fiyatla satılıyordu. Aletin 30-40 kadar aparatı vardı. Dolayısıyla çok işlevli gözüküyordu. Tabii bu aparatları işletecek motorun da buna göre yeterli kapasitede olması gerekirdi. Acaba aletin motor gücü bu kadar aparatı kaldıracak güçte miydi? Bunu ancak yetkin bir mühendis değerlendirebilirdi.
Çin yapımı aletin satışında garanti belgesi verilmekteydi. Buna göre malın alındığı veya teslim alındığı günden itibaren 2 yıllık garantisi işlemeye başlıyordu. Garantinin geçerli sayılması için satıcının imzasına veya mührüne gerek yoktu. Bizim alet birkaç defa kullandıktan sonra çalışmamaya başladı. Garantisi kapsamında yakınımızdaki satıcıya götürdük. Satıcı bize bu aleti ithalatçıya götürmemiz gerektiğini söyledi. Şükür ki satıcı da ithalatçı da uzak değildi.  
İthalatçı firmayı İstoç’ta aramaya gittik; garanti belgesindeki adres herhalde tebligat adresiydi. Sokak numarası yazılmış, ama ada numarası yok. Google'daki adreste telefon var, ama telefon edince cevap yok. Epey uğraştıktan sonra firmayı bulduk. İthalatçı firmaya alet çalışmıyor diye söyleyince gayet soğukkanlı bir şekilde yeni bir alet hemen verildi. Anlaşılan benim gibi bu aleti alanların da şikayetleri olmuş.
Eğer evimiz uzak veya başka bir ilçede olsaydı attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmez misalince muhtemelen değiştirmeye bile değmez görülerek çöpe atılacaktı. Böyle ucuz ve basit pek çok ev aletinin olduğu düşünülürse Çin'den satın alınan malları sorgulamaya başlamamız gerekiyor. Peki bu durumda Türkiye’nin Çin’den sürekli artış eğilimi gösteren ve 2025 yılında neredeyse 50 milyar dolara ulaşan ithalatının niteliği nedir? Satın alınan ürünler kalite kontrolden geçiyor mu? İthalat kalite kriterleri nasıl belirleniyor? Halkımızın gelirleri Çin mallarına heba mı ediliyor? 2025 yılında neredeyse 13 milyar dolar ile Çin’den ithalatımızın en büyük kalemi olan makine ve elektrikli teçhizatlarına ihracat standartları getirilmeli mi?
Tabii önce tüketicilerin tercihlerini konusunda daha dikkatli davranmaları gerekiyor. Diğer yandan iş adamları odalarının ve derneklerinin de bu konuyu dikkate almaları gerekiyor. Ayrıca Ticaret Bakanlığının bu konudaki denetimleriyle Türkiye'yi bu tür malların atık deposu haline getirmesini engelleyici politikalar üretmesi gereğinden de bahsetmek gerekir. Uluslararası ticareti tamamen kontrol etmek pek isabetli olmasa da serbest bırakılması nedeniyle verimsiz malların çöplüğü haline gelinmemesi gerekir.
Bir de toplam mobil abone sayısı 100 milyon civarında olan GSM şirketleri var. Bunun 40 milyonu Turkcell, 31 milyonu Türk Telekom, 30 milyon da Vodafone’a aittir. Bunlar oligopoldür, yani aralarında anlaşarak fiyat ya da mal-hizmetlerin sayılarını tespit edebilme imkanlarına sahiptir. Bu sebeple antitröst yasalarıyla bu şirketler denetlenir, tüm dünyada böyledir... GSM operatörleri Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu yetki ve sorumluluğundadır. Yüz milyonluk bir aboneye sahip olan üç şirket sözleşmelerin bitimine yakın (belki aracılık eden başka şirketler veya kişiler vasıtasıyla) enflasyonun çok üzerinde zam yapmaktadır. Üstelik fiyatları da kısa sürede takibe koymaktadır. Mesela 300 liralık bir faturayı 500 lira yaparak sözleşme yapmaya zorlamaktadır. Bu firmaların fiyat artışları enflasyonun yaklaşık iki katı kadardır.  
Oysa Anayasada tüketicinin korunması ile ilgili "Tüketicilerin korunması" başlıklı 172. maddesi şu şekildedir: "Devlet, tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler alır, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik eder.” Ayrıca 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun amacı “kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konulardaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir”. Şirketlerin kadrolu mali müşavirleri, avukatları ve uzmanları vardır. Müşteri yani vatandaşın ise şikayet mekanizmasından başka bir seçeneği yoktur. 
Bu örnekler, daha neler var, diyerek pek çok aksaklık sayılabilir. O zaman her işletme gücüne veya keyfine göre davranmaktadır. Halbuki yasal mevzuat da yürürlüktedir. Bundan dolayı denetimde ciddi boşluk olduğu söylenebilir. Bu durumda enflasyonla mücadele nasıl olacaktır? Hak ve adalet nasıl gerçekleşecektir? Üstelik halkın şikayetleri de muhakkak vardır, ama tüketici örgütleri yeterli güce sahip değildir. 
Piyasanın düzgün işlemesi, ülke ekonomisinin gelişmesi ve hakkaniyetin sağlanması için yetkili kamu kurumlarının üzerlerine düşen görevleri yerine getirerek kuralları işletmesi gerekir. Aksi takdirde kamuoyuna ilan edilen politikalar işlevsiz kalır.   

Yazarın Diğer Yazıları