Biz erimedik, siz kendi kendinizi erittiniz!..

Biz erimedik, siz kendi kendinizi erittiniz!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

Biz erimedik, siz kendi kendinizi erittiniz!..
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Sandık milletimiz için, yeni başlangıçlara, yeni sayfalara, yeni umutlara açılan bir kapı olarak değerlendirilmiştir. Eskiler reyimizi vermeye gidiyoruz, reyimizi verdik geldik, kızdım hiç birine reyimi vermedim, derlerdi!

Bizler ise oy diyoruz. Kıratın böğrüne bastım evet mührünü diyen Menderes döneminin Demokrat Partilileri hala gözümün önünde!

Mührü inandığı ve sevdiği partinin böğrüne basmak, dünden bu güne bir söylem biçimi olarak hafızalarımıza kazınmış durumda.

Oy verme işini ne kadar ciddiye aldığımızı bilmeyen yok.

Benim arkamda 50 oyum var, yüz oyum var diye mahalle kahvelerinde söz söyleyip, sözlerini dinletenleri de, yakın bir zaman kadar az dinlemedik.

Oylar kimine göre çantada keklik!

Kimine göre keklikler kaçalı çok oldu!

Kimine göre de kaçanları birer ikişer topladık, onlara selam verenleri de, uzaktan el sallayanları da çağırdık geliyorlar şeklinde anlatılıyor! İnanan var, inanmayan var!

Seçim olurda, tevatürü olmaz mı, rivayet anlatılmaz mı, hikayelere inanılmaz mı?

Oylar eriyor diyene, o eridi dediğin oylar sel olur da, oylar eriyor diyenleride önüne katarsa şaşma diye konuşanların da, dinleyicisi az değil.

Oy isteyenlerin kendi eridiklerinin farkına varmadan, diğer partilerin eridiği iddiasında bulunması da Kasım seçimlerinin bir başka özelliği!

Kimin kime oy vereceğini, niyetinin ne olup ne olmadığını , bakışından, el-kol hareketlerinden, yürüyüşünden, ağzının çalımından, kimlerin yanına varıp-varmadığından tahmin eden ve yanılma payı, bugünün anketçilerine göre neredeyse yüzde 99 bilen insanlar hala aramızda.

Toplum Mühendisliğine uzun yıllar pabucu ters giydiren seçmenimiz, Mühendislerin işi sıkı tutmasına rağmen, bir yerlerden aşılmaz duvarları yıkıp geçiyor!

Toplumu zapturapt altına almayı hesaplayanlar hemen her seçim öncesinde kuyulara taşlar atarlar!

Hem öyle atarlar ki, akıllılar o taşı çıkarıncaya kadar atı alan Üsküdarı geçsin gitsin hesabı yaparlar! Bu hesabın tuttuğu ve tutmadığı zamanlar vardır.

Lafları çekip sündürmede, istediği yere getirmede üstat olanlar, aradıkları imkanı bulduklarında lafı öyle bir ortalarlar ki, ya doksana gider laf, yada kendi kalesine gol atmışa dönülür.

Toplum Mühendisliğinde bir hayli prim yapanların, bize karşı Toplum Mühendisliği yapılıyor diye, nasırına basılanların ciyak-ciyak bağırdığı gibi bağırmaları size de ilginç gelmiyor mu?

Kafalarda soru işaretleri çaktırmak, gitmeye hazırlananların gitmesini engelleme adına, falanca partinin oyları eriyor diye aralara engeller, setler, gerekçeler koymaya çalışanların gayretleri ve çabaları dikkatinizi çekmiyor mu?

Zaman kuyulara taş atma zamanı!

Heyecanlı, yağmurdan nem kapan, anlayıp dinlemeden, doğru mu-yanlış mı diye aldırmadan her olaya, her söyleme, her sataşmaya, her atışmaya balıklama dalan insanların atılan taşlarda kalması, tahrik edenlerin, soru sorarmış gibi yapanların, şüphe ettirmeyi başaranların ekmeğine daima yağ sürer.

Oy sapmalarını hesap edenler, bazı zamanlarda duygusal açıları hesap edemezler.

Siyasette ne emanet oy vardır, ne de çantada keklik denilen, başka bir yere gitmesi mümkün gözükmeyen oylar.

Oy dediğiniz şey, dur denilen yerde duran, buradan kıpırdama diye ikaz edilen yerden kıpırdamayan, söz dinleyen, sözünde duran hiç olmadı. Yemin  ettirilen oyların dahi defalarca yeminlerini bozduğu görüldü. Oy, yağışa, fırtınaya, güneşe, lodosa, poyraza, karayele, hırçın dalgalara, gökgürültülü sağnak yağışlara karşı duygu yüklü olduğunu hiç saklamadı.

Ters sözler, oyları kenetliyor. Eriyor derseniz, erimeye karşı savunma mekanizması geliştiriyor. Kaçıyor diyene, kaçmaktan ve gitmekten vazgeçtim diye ayak diriyor.

Sürpriz yapmaya ise bayılıyor!

Seçim öncesi söz atını ortaya sürenler, "

Ne demiştin niçin caydın sözünden"

diye soruyorlar Bu sözün muhataplarıda, bugüne kadar verilen sözlerde ne kadar durulduğunu, ne kadar samimi olunduğunu test ediyorlar.

Biz erimedik, siz kendi kendinizi erittiniz

sözünü nezaketli bir şekilde anlatmak istiyorlar aslında.

Bakmadan Geçme