Lütfi Ayhan

19 Mayıs özünden koparılan gerçek

Lütfi Ayhan

Milletleri bir arada tutan ana unsurlar; ortak inanç (din ve örf), ortak lisan ve ortak tarihtir. Kültürün de temelini oluşturan bu unsurlar gerçek özlerini, hakiki hüviyetlerini kaybettiler mi millet ve devlet hayatında huzursuzluklar ve çalkantılar başlar. Dinin temel direkleri sarsılınca, dil köklerinden koparılınca, tarih beslendiği kaynaklardan cüda bırakılınca; millet dediğimiz ve devletin ana unsurunu oluşturan toplumun/halkın özünde bozulmalar, sosyolojisinde çürümeler başlar. Mülkün temeli olan adalet sarsılır, dünyevî ve uhrevî barışın ana unsuru olan erdem kaybolmaya yüz tutar.

Bu yazımda, devletin ve milletin sırtını dayadığı önemli direklerden biri olan tarih ilminin önemli bir hadisesinden bahsetmek istiyorum. Bilhassa son devir (Cumhuriyet ve sonrası) tarihinde önemli bir yere sahip olan bir hadisenin nasıl bir gelişme ve değişim gösterdiğini dile getirmeye çalışacağım. Bunu yaparken de bu konuda önemli çalışmalar yapan “Hakk’a Tapan Millet Derneği’nin kurucusu ve başkanı Sayın Süleyman Arslan Bey’in çalışmalarını mehaz alacağım. (Konu ile ilgili daha geniş bilgiye ulaşmak isteyenler Google’a “Hakk’a Tapan Millet 19 Mayıs” yazarak ulaşabilirler.)

“19 MAYIS DİN VE VATAN UĞRUNA ÇIKILMIŞ BİR YOLCULUKTUR”

Önce, sözünü ettiğim siteden bazı alıntılar:

“19 Mayıs, din ve vatan uğruna çıkılmış bir yolculuğun başlangıç tarihidir. Bu yolculuğun mahiyeti, bizzat Mustafa Kemal Paşa’nın kurucu Meclis huzurundaki diliyle ‘din ve millete hizmet’ olarak tarif edilmiş; vazifenin kendisi ‘en büyük bir mazhariyet-i ilâhiye’ olarak telakki edilmiştir. Yolculuğun asıl faili Hakk’a tapan millettir…”

“…Her sene 19 Mayıs geldiğinde üzerine söylenen sözler bir çığ gibi büyür. Kimi şahıslar üzerinden konuşur, kimi siyasî kamplaşmaların malzemesi yapar. Bu yazının maksadı ise 19 Mayıs’ı; niyet okumalarına, şahıs övgüsü veya yergisine girmeden, din ve vatan uğruna çıkılmış bir yolculuk olarak ele almaktır. Zira hukuken geçerli olan, zahirde görünendir; hadisenin kurucu vesikaları, ona şahitlik edenlerin kendi kelimeleridir. Kurucu liderlik, hukukî meşruiyetini bu beyanlardan almıştır. Millet de kurucu liderinin sözlerinin doğru olduğunu kabul etmek durumundadır. Kuruluş değerlerimizin korunması açısından bu ifadeler vazgeçilmez delillerdir…”

…19 Mayıs’ta Samsun sahiline çıkışla nihayetlenen bu yolculuğun amacı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci içtimaında, 24 Nisan 1336 (1920) cumartesi günü Mustafa Kemal Paşa’nın kürsüden okuduğu ve Meclis tutanaklarına geçen şu cümlelerde açıkça ifade edilmiştir:

“İtilaf donanmaları İstanbul’a girdikten sonra ateşkes antlaşmasının hükümleri bir tarafa bırakıldı; gün geçtikçe artan bir şiddetle, saltanat hakları, hükûmetin gururu, millî onurumuz hiçe sayıldı. İtilaf heyetinden gördükleri özendirme ve koruma sayesinde Osmanlı uyruğundaki Müslüman olmayan unsurlar her yerde küstahça saldırılara başladılar. Meclis-i Mebusan’ın feshi, kuvvetini milletten almayan hükûmetlerin sık sık değişmesi ve halkın vicdanından doğan millî birlik uğrundaki çalışmaların üzücü bir şekilde siyasî ihtiraslara kurban edilmesi yüzünden dünyaya karşı millî varlığımız duyurulamadı. Yabancı kuvvetlerin işgali altında inleyen başkentimizde kan ağlayan bütün onurlu kişiler, millet aydınları, din ve devlet hizmetlerinin önde gelen kişileri, büyük hilâfet ve saltanat makamı; millî bağımsızlığımızın bu tehlikeli durumdan kurtarılmasının ancak millî vicdandan doğan birliğin azim ve iradesine bağlı bulunduğuna iman getirdiler. Fakat İstanbul’un baskı ve işgal altında bulunması sebebiyle millî onuru korumaya maddeten olanak kalmamıştır. İşte bu sırada idi ki Anadolu’ya sivil ve askerî vazifelerle görevli olmak üzere ordu müfettişliğine tayin edildim. Bu teveccühü din ve millete hizmet etmek için en büyük bir mazhariyet-i ilâhiye olarak gördüm. Millî vicdanın yüce iradesine bağlı kalarak, milleti bağımsız ve vatanımızı düşmandan korunmuş görünceye kadar çalışmak ahdiyle 16 Mayıs 1335 günü İstanbul’dan ayrıldım. Samsun’da işe başladım…”

Bu cümleler arasında en dikkat çeken şu ifadeyi, 19 Mayıs ile ilgili yazan, çizen, konuşan, yorum yapan herkesin bir daha okuması gerekir:

“Bu teveccühü din ve millete hizmet etmek için en büyük bir mazhariyet-i ilâhiye olarak gördüm.”

Bugün 19 Mayıs 2026. Her yıl olduğu gibi başta siyasilerimiz olmak üzere toplumumuzu oluşturan birbirinden farklı siyasî ve sosyal sınıfların temsilcileri, bu tarihî olayı (19 Mayıs 1919) kendi görüş ve düşüncelerine kalkan yaparak demeçler verip, söylemler de bulunacaklardır. İşin doğrusu, hadisenin gerçeği ise tarihin şaşmaz terazisinde ölçülüp tartılandır.

19 Mayıs ile ilgili zaman içinde bazı değişiklikler, özünden biraz uzaklaşmalar olabilir. Lakin özelde 19 Mayıs 1919, genelde ise tüm önemli tarihî olaylarda köken yani hadisenin temeli, bu temel ile ilgili vesikalar ve belgeler esastır. İstikbal ve kurtuluş köklerde yani tarihtedir.

Yazarın Diğer Yazıları