Trafik berbat, trafik çile!
Trafik berbat, trafik çile! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
"Çile bülbülüm çile"
şarkısını bilirsiniz, hele o
"çileee..."
diye uzayan giden kısmına ve hep birlikte
"Allah!"
demeye bayılmayanımız yoktur.
O çile neşeden, bizim anlatacağımız çile kederden sevgili okurlar!
Konya trafiği her geçen gün kilitlenen bir hale büründü.
Alaeddin'den Mevlana türbesine doğru uzanan caddenin düzenlemesi esnasında, burası Konya'nın İstiklal caddesi olursa kimse şaşırmasın diyenler vardı.
Bu caddenin sağında ve solunda yer alan işyerlerinin istikbalinin de çok iyi olacağı noktasında görüşler ileriye sürülüyordu.
Bu cadde yani namı diğer Konya'nın
"Yeni İstiklal Caddesi"
trafik açısından resmen kilitlenen caddelerden birisi. Saat 16'dan itibaren saç-baş yolduruyor.
Bir başka cadde de
Sultan Cem Caddesi
!
Cadde, üzerine yüklenen ağır trafik yükünü kaldıramadığından öylesine feryat-figan ediyor ki, duyabilene aşk olsun!
Körüklü-körüksüz Belediye Otobüsleri ve diğer araçlar caddeyi içinden çıkılmaz bir hale getirdiğinde anlıyorsunuz ne demek istendiğini.
Beşyol öyle...
Anıt öyle..
Muhacir Pazarına doğru giden cadde öyle!
Akşam saatlerine doğru caddelerimiz iflas ediyor.
Ağırlığın en fazla yoğunlaştığı Sultan Cem Caddesi, adını taşıdığı talihsiz Osmanlı Şehzadesinin yaşadığı dramatik ve ümitsiz hayat gibi, her gün çaresiz görüntülere sahne oluyor!
Şehrin merkezinde açmazlarla dolu olan bir trafik yoğunluğu.
Bu işin bir çaresi, bir kolayı, rahatlatılması yok mu?
Belediye Otobüslerinin, dolmuşların ve özel araçların yolu ve caddeleri kullanma noktasında zerrece saygıları yok.
Kurallara tam olarak uyulduğunu söylemek oldukça güç!
Hele kar ve kış mevsiminde!
Dolmuşların durak işaretlerine uyduğu nadirattan!
Yolcularımız genelde durak harici binmekten el kaldırmaktan kendini alamıyor!
El kaldırdığında durmayan dolmuşa kızıyor, bağırıyor!
Dolmuşlar el kaldıran yolcu gördüklerinde, göze alamayacakları çılgınlık yok! Yolun kayması, hatalı sollama, yol hakkı bana ait, yol benim dercesine oldukça gözü kara manevralar, yolcu alma hakkının neredeyse bir o kadarı daha fazla yolcu almalar, ikazlara tahammül edememe görüntüleri trafik konusuna ne denli önem verdiğimizi gösteriyor! Ve ne kadar da bencilce yaklaştığımızı!
Belediye Otobüslerimiz trafik polislerimizin durdurmadığı, tramvay kadar yolcu alıp almadığı espri konusu olan, ara-ara şoför ve yolcu tartışmalarının basına intikal ettiği, halk arasında eklemeler yapılarak anlatıldığı, ulaşımın resmen kahrını çeken araçlar olarak kendilerine çizilen hatlar üzerinde gidip-geliyorlar.
Yol trafiğin ağırlığını kaldıramazsa, otobüsler, tren vagonları gibi art arda diziliyor. Uzun araç kuyruklarının yaşandığı caddeler
burası İstanbul mu arkadaş,
dedirtiyor!
Aşırı yüklenen caddelerin rahat nefes alabilmesi lazım sevgili yetkililer!
Görmedik, duymadık, bilmiyoruz deme lüksünüz yok!
Yarın çok daha olumsuz hava şartlarında trafiğin en yoğun olduğu saatlerde zincirleme kazalar yaşanır, can kayıpları, yaralananlar ve ağır araç hasarları oluştuğunda, günah keçileri aramanın size bir faydası yok!
Yolları ve caddeleri, yol ve cadde olmaktan çıkaran uygulamalar, akan trafiği duran, yürümeyen, adım atamayan trafik haline getiren anlayışlar, bu şehrin trafiğine nefes alma imkanı vermek zorunda.
İstanbul değiliz, Ankara değiliz ne olmuş yani şeklindeki yaklaşımlar ve görmezden gelmeler hoş değil.
Her şehrin havası, atmosferi, kimyası ve dünyası farklı farklıdır!
Şehirlerin ruhu dayatmaları kaldırmaz. Hele şehriniz eski bir Başkentse...
Size gelinceye kadar kimleri karşılayıp, kimleri uğurladığını filan da bilmiyorsanız, açarsınız şehrin tarihini başlarsınız okumadığınız sayfalardan itibaren okumaya!
O zamanda tren kaçmış, iş işten geçmiş olur!
Bakmadan Geçme