• Haberler
  • Genel
  • Basında Yaprak Dökümü Devam Ediyor Hasan Pulur Da Gitti!

Basında Yaprak Dökümü Devam Ediyor Hasan Pulur Da Gitti!

Basında Yaprak Dökümü Devam Ediyor Hasan Pulur Da Gitti! - Yeni Meram Gazetesi

Basında Yaprak Dökümü Devam Ediyor Hasan Pulur Da Gitti!
TAKİP ET Google News ile Takip Et

“Güzel insanlar hep Kasım’da ölür” dedik  bir türlü noktayı koyamadık. Son günlerinde usta gazeteci sevgili Hasan Pulur’ u da aldı götürdü, tarihe yeni bir not daha düştü.

Rahmetli ile anılarım hep olumlu yönde filizlenip boy verdi;

Bir

; ilk şiir Kitabım “Aynalar Sustu” için köşesinde kaleme aldığı yazı doping etkisi yaptı, arkasından üç şiir kitabın daha geldi;

Güdümlü Mermi-  Gökyüzü Mahallesi ve Milattan Önce de Böyleydi  Sevgi..”

İki;

Beni de içine alan “diplomaları gazeteciler çoğalıyor” diye yazdı ve ekledi;

“ Rıdvan Bülbül, artık hem alaylı hem de mektepli gazeteci.”

Bu da doping oldu birbiri ardınca iletişime ilişkin 10 kitaba imza attım.

Gönül defterimde zaten yeri vardı, üstelik gönül tellerime de dokundu durdu.

İstanbul’a gittiğimde mutlaka çalıştığı gazetelere uğrar söyleşirdik.

Basınımız büyük ustasını yitirdi, ben bir kadim dostumun daha acısını yaşadım.

Eşini kaybetti, evlat acısını yaşadı. Acıların insanı oldu. Teselliyi kaleminde buldu.

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

---

Hasan Pulur işte budur;

“Olaylar ve İnsanlar’ın  Peşinde bir Ömür” adlı kitabında diyor ki:

“Bu mesleğe polis adliye muhabiri olarak başladım ve her kademede çalıştım. En büyük kazancım okurun nezdinde aldığım güvendir. O güveni şimdiye kadar zedelemedim. Bundan sonra da zedelemem. Ben öyle fildişi kulelerde oturmamışımdır hiçbir zaman... Fildişi kulede oturup ahkâm kesmek yerine Türkiye’nin gerçeklerinin yansıtılmasından yanayımdır.”

---

Hasan pulur, 28 Mart 1932, İstanbul ‘da doğdu, 29 Kasım 2015’de aynı kentte öldü.

Babası subay olduğu için öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Ortaokul ikinci sınıfta Biyoloji  dersinde atmacanın kafa kesitini renkli tebeşirle kara tahtaya çizemediği için belge aldı. Üç yıl, çeşitli işlerde çıraklık yaptıktan sonra, tekrar öğrenime karar verdi. Ortaokul bitirme sınavlarına dışarıdan girdi, kazandı. Kabataş Lisesinde yatılı okudu.  Son Saat (1954), Yeni İstanbul  (1955), Vatan, Havadis, Akşam (1957), Milliyet (1958) YİM Yrd; 1968-79, YİM); Hürriyet

(1979-86, Yayın Koordinatörü), Güneş

(1986-88), Milliyet  (Temmuz 1988) gazetelerinde çeşitli kademelerde çalışmıştı Yazıları  Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin ve Türkiye Gazeteciler Sendikasının yarışmalarında başarı ödülleri kazandı. Gazetecilikten başka herhangi bir yan işi olmadı. 13 Şubat 2007'de 50 yıllık hayat arkadaşı Meral Pulur'u kaybetti. İki oğlu  vardı;  Korkut ve Bülent.. Korkut Pulur,

17 Ağustos 2010 tarihinde kanser hastalığı nedeni ile 53 yaşında yaşamını yitirdi

Hasan Pulur, 1961 yılında, Milliyet Gazetesinde Olaylar ve İnsanlar adlı köşesinde yazılar yazdı.  Aynı isimli köşeyi 1979-86 yılları arasında Hürriyet,  1986-88 yıllarında Güneş gazetelerinde sürdürdü; 1988'den bu yana da  Milliyet gazetesinde devam ettirdi.. Köşe yazılarından seçkileri dönemsel olarak kitaplaştırdı (Olaylar ve İnsanlar 1-6/Bilgi Yayınevi)

---

Büyük ustaya saygı ve sevgi bağlamında oğlunun ölümü üzerine kaleme aldığı duygu yüklü yazısını aktarıyoruz;

“Bazı deyimler vardır, dilimizden düşürmeyiz, acaba gerçek anlamını bilerek mi kullanırız? Mesela “Evlat acısı ya da evlat acısı gibi.” deriz. Başımıza gelen olumsuz olayı, bu deyimlerle anlatırız...

“Evlat acısı gibi çöktü içimize” deriz.

“Evlat acısı gibi sarsıldık” deriz.

Ama hiç kimse, o acıyı yaşamadan -Allah da yaşatmasın- bu deyimin anlamını anlayamaz.

Biz yaşadık ve anladık...

Melih Aşık, bir sözümüzü köşesine almıştı: “Elime doğan çocuğu, elimle toprağa veriyorum!” Evet, ilk gün başsağlığı dileyenlere böyle demiştik:

“Elimize doğan çocuğu, elimizle toprağa veriyoruz!”

Verdik!

Yahya Kemal, “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde” der.. O “asude bahar” ülkesinde yaşayanlar “asude-dil”dirler, gönlü rahat, başı dinç.

Korkut artık o ülkenin insanıdır...

Behçet Necatigil der ki:

“Bıkmışım ölümlerden

Ölmeyin benden önce.”

Evet ama, siz bıkacağınız kadar bıkın, ölüm sıra dinlemiyor, sıraya hiç bakmıyor, Korkut da sıra bozanlardan, biz dururken...

Önce babamız, sonra anamız, sonra elli yıllık eşimiz ve sonunda da elli üç yıllık oğlumuz.. Fethi Naci isyan eder:

“Acıyı yaşadım ben, yalnızlığı ve sevgisizliği...

Bir ölüm kaldı, o da umurumda değil, ölüm yaşanmıyor ki!”

Ama evlat acısı yaşanıyor, kurşun gibi delip geçmiyor, yüreğinizde yerleşik, tek çare ölüm...

Cemal Süreya “Üstü kalsın” şiirinde “Her ölüm erken ölümdür” der, hele ölen evladınızsa, sırayı bozup, babasının önüne geçmişse:

“Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür.

Biliyorum tanrım

Ama, ayrıca aldığın şu hayat

Fena değildir.

Üstü kalsın.”

Evlat acısı yaşarken, insan mutlu olur mu?

Evet dostların, yakınların, adını ilk defa duyduğunuz okurların, meslektaşların başsağlığı dilekleri, insanı mutlu etmez mi? Üstelik “kendine dikkat et, bize lazımsın!” uyarıları...

Dilimize takılmış bir laf var:

“Acıyı veren, sabrı da verir.”

Madem öyle, bekliyoruz.

---

Hasan Pulur, 50 yıllık hayat arkadaşı Meral Hanım efendi ve 53 yaşında kanser’den ölen oğlu Korkut’a kavuştu.

Işıklar içinde uyu, büyük usta!

Bakmadan Geçme