• Haberler
  • Konya
  • Aydınlar Ocağı'nda filmlere sığmayan hatıralar konuşuldu

Aydınlar Ocağı'nda filmlere sığmayan hatıralar konuşuldu

Konya Aydınlar Ocağı'nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetleri bu hafta ilâhiyatçı ve siyasetçi Ahmet Akçael'in doğumunun 85.yılında saygı gecesi formunda yapıldı. Konevi derneği salonundaki programda Akçael hatıraları anlattı.

Programın açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü Tokat’ta dünyaya gelip İmam Hatip Lisesini bitiren Ahmet Akçael’in 1973-77 yılları arasında Balıkesir milletvekilliği yaptığını ve Konya Yüksek İslâm Enstitüsünü bitirirken Konya’nın da eniştesi olup zamanla kanaat önderlerinden biri konumuna geldiğini ifade ederek “Seksen beş yıllık ömrünün elli yılını Konya’da ve dava yolunda harcayıp, halen de şahsi bürosunda ziyaretçilerini kabul edip sohbetler yaparak tecrübelerini paylaşan Ahmet Akçael hocamız önemli hatıralar biriktirdi, ibretlik hadiseler yaşadı. Davası yolunda olmaya da devam ediyor” dedi.

Daha sonra kürsüye gelen Ahmet Akçael konuşmasının ilk bölümünde doğum ve eğitim döneminde dair şu bilgileri verdi: “Tokat’ın Erba ilçesine bağlı, tarihi Sonusa (Uluköy) nahiyesinde 1941 yılında dünyaya geldim. İlkokulu köyümde okudum ve ilk defa sahneyle o zaman tanıştım. Sonra bu tiyatro işi bizi aldı götürdü. Tokat İmam Hatip Okulunda 1961-62’de düzenlediğimiz tiyatro oyununda ben Mevlâna’yı canlandırdım. Mevlana’yı en iyi anlatan bir senaryo idi. Mevlâna’nın hep öyle anlatılmasını istemişimdir ama Konya’ya geldiğimde bir sema yapılıp ilâhi okunduğunu görünce bizim çok daha iyi bir iş yaptığımızı anladım.”

İHL’de güreş yapıp okul şampiyonu olduğunu ama hastalığı sebebiyle güreşe devam etmediğini kaydeden Akçael “1962’de İHO’dan mezun olduk. O sene Konya Yüksek İslâm Ensitüsü açıldı. İnönü Başbakan, Prof. Şevket Raşit Hatipoğlu da Milli Eğitim Bakanıydı. Bakan, açılmış olan altmış-yetmiş İHO’nun müdürlerini Ankara’da toplayıp (Paşa beni bu makamda fazla tutmaz.  Şehrinizde, ilçenizde uygun arsa veya bina bulup, mutlaka bir dernek açarak alın ki ileri de buralara İHO’lar açılsın) diye tavsiyede bulunmuş. Kazalara İHO’lar ondan sonra açılmaya başlandı” dedi.

Konya Yüksek İslâm Enstitüsünün ilk talebelerinde olduğunu vurgulayarak devam eden Akçael “Biz sınav için İstanbul’a gittik. Ahmed Davudoğlu, Ömer Nasuhi Bilmen, Üsküdarlı Ali Efendi bizi Arapça, Kur’an-ı Kerim, hadis ve tefsir derslerinden imtihan etti. Kazanıp Konya Yüksek İslâm Enstitüsünün ilk talebesi olduk. Bir müddet yatılı okuyup ayrıldım. 1965-66 öğretim yılında bana Konya İmam Hatip Okulu Aile Birliği sekreterliği görevi verildi. Rahmetli Hulusi Baybal da başkanımızdı. Beşyol’daki yurdun yerini alabilmek için uzun süre çalıştık” diye konuştu.

Baruthanedeki yurt binasında belletici öğretmenlik yaptığını kaydeden Akçael “1965-66’da Konya’da yaşanan Hülleci olayları tarihe geçen bir hadise idi. Ama bu olayı baştan sona belgeleriyle kimse yazmadı. İşin içinde olanlar da öbür dünyaya gitti. Hem İstanbul gazeteleri hem yerli gazeteler İslâm Enstitüsüne (sanat düşmanı) diye hakaret ettiler. Hülleci piyesini temsil eden Devlet Tiyatrosuydu. Hadise olduğunda Belediye reisi dâhil yüksek bürokratların hepsi oradaydı. Oku mecmuasının yönetiminde olan Halit Güler, Süleyman Özkafa filan da oradaydı. Sınıf arkadaşım Muammer Tan vardı; o arkadaşlara (Nikhla, talaâkla alay ediliyor, siz halâ burada uyuyorsunuz) demiş. Bu sözle İslâm Enstitüsü öğrencileri tahrik olup gece ayağa kalktı. Rahmetli Hüseyin Küçükkalay da nöbetçi muavindi, engel olmaya çalışınca onu bir odaya kapatıp kitaplığa gidiyorlar. 

Aydınlar Ocağı'nda filmlere sığmayan hatıralar konuşuldu

Beş altı kişi içeri giriyor. Hacı Ali Kap Emniyet Müdürü ile karşılaşınca aralarında bir arbede oluyor. Tokatlı bir arkadaş sahneye fırlayıp tiyatroya hakaret etmeye başlıyor ama seyirciler rol icabı zannedip önce ses çıkarmamış. Sonra anlaşılınca bunları orada bir odaya kapatmışlar. Emniyet Müdürü Kenan Koç talimat verip Yüksek İslâm Enstitüsünü ablukaya aldırıyor. Yatılı öğrenciler yurdun bodrumundaki konferans salonuna hapsedilmiş. Sabah okula gelen öğrenciler arasında bekçilerin de gayretleriyle teşhis yapıldı. Sekiz arkadaşımız hapse atıldı. Bunlarla avukatlar bile görüştürülmedi. 

Talebe Birliği başkanı savcılığa bir yazı yazıp yemek vesaire gibi işlerle ilgilenen birinin hapisteki talebelerle görüştürülmesini talep etmiş; o müsaade de bana verildi. Talebeleri, bizim tespitimize göre on yedi avukat savundu. İstanbul’dan İsmet Tümtürk, Bekir Berk, Antalya’dan Gültekin Sarıgül, Konya’dan sağ görüşlü avukatlar vekalet için müracaat etti. Hadise, Delibaş olayından sonra yaşanan en büyük isyan olarak lanse edildi. Merhum Nevzat Arabacı, bu olayların, film olacak biçimde yazılmasını çok istedi ama bu mümkün olmadı” dedi.

Ertesi gün Çumra’ya vaaza giden Denizlili Hakkı Başgün adlı arkadaşlarının terzi dükkânında (Dün Konya’da bomba patlattık) diye bir laf ettiğini, avukat Erdoğan Bakkalbaşı’nın da bu sözü duyarak Vilayet binasındaki mahkemeye gelip müdahil olmak istyediğini anlatan Akçael “İzlemek isteyenler binaya sığmayınca yıkılan İş Bankasının oraya kadar insanlar oturup mahkemeden haber bekliyordu. Sonraki zamanda senatör olan Bakkalbaşı müdahil olup (Ben duydum, böyle böyle konuştu) diye ifade verdi. Haâim, Hakkı’ya sordu, o (O gece Konya’da bomba patladıysa doğru, patlamadıysa iftira) dedi. Bu defa Bakkalbaşı’na (Bomba patladı mı?) diye sordu. O da görmediğini söyledi. Böylece bizim arkadaş, bomba iddiasından kurtuldu” dedi.

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ve emekli müftü Mehmet Emin Parlaktürk günün hatırası olarak Ahmet Akçael’e kitap takdim etti. 

Bakmadan Geçme