24 yıl sonra büyük umutlarla katıldığımız Dünya Kupası’na, daha son maçı oynamadan iki maçta sıfır çekerek veda ettik. Ne acı… Ne hazin…
Ne de olsa alışığız; elimizdeki değeri heba etmeye, başarı ihtimalini yanlış ellerde tüketmeye, sonra da dönüp “nerede hata yaptık?” diye sormaya… Ama bu kez kimse kusura bakmasın. Bu başarısızlığın adı bellidir. Bu hezimetin sorumluları da bellidir. Biri sahada yanlış yapan Montella’dır, diğeri o yanlışa göz yuman, o tercihi kutsayan federasyon başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’dur. Şimdi herkes konuşuyor. Şimdi herkes eleştiriyor. Şimdi herkes akıl veriyor. Çünkü araba devrildi. Araba devrildikten sonra akıl veren çok olur.
Oysa ben aylardır yazıyorum. Montella’dan olmaz dedim. Bu kadro, bu ülkenin son yıllarda yakaladığı en kaliteli, en karakterli, en iştahlı kadrolardan biri dedim.
Ama bu kadronun başında oyunu okuyamayan, rakibi çözemeyen, elindeki cevheri doğru kullanamayan bir teknik adam var dedim. Yazdım. Söyledim. Eleştirdim… Hatta kazandığımız maçlardan sonra bile “Montella’ya rağmen kazandık” dedim. O günlerde bana kızanlar oldu. “Abartıyorsun” diyenler oldu. “Adam kazanıyor, daha ne istiyorsun?” diyenler oldu. Montella’yı göğe çıkaranlar oldu. Onu neredeyse Türk futbolunun kurtarıcısı ilan edenler oldu.
Bugün ne oldu peki? Daha düne kadar methiyeler düzenler, bugün Montella’yı yerden yere vuruyor. Daha düne kadar “büyük hoca” diyenler, şimdi “yanlış yaptı” demeye başladı.
Ben de buradan açıkça söylüyorum: Madem bugün gerçekler görülüyor, o zaman hakkımızı da teslim edin. Çünkü biz günü kurtaran sonuçlara değil, oyunun gerçeğine baktık. Skora değil, tablonun bütününe baktık.
Ve o tablo aylardır alarm veriyordu. Montella’nın en büyük problemi şudur:
Bu takımın ruhunu, karakterini ve gücünü doğru okuyamadı.
Elindeki kadroya göre oyun kuramadı. Maçın gidişatına göre hamle yapamadı. Rakibin zaafına göre plan üretemedi.
Bazen yanlış ilk 11, bazen yanlış oyuncu tercihleri, bazen de akıl almaz bir inat… Sonuçta olan ne oldu?
24 yıl sonra gelen büyük fırsat, göz göre göre heba edildi.
Bir teknik adamı sadece sonuçla değerlendiremezsiniz. Bazen kazandığınız maç bile size alarm verir.
Bazen skor üç puan yazar ama oyun size yaklaşan tehlikeyi gösterir. İşte Montella döneminde tam olarak bunları yaşadık.
Kazandığımız maçlarda dahi ikna eden bir futbol yoktu. Sahada rakibini ezen, ne yaptığını bilen, planı olan bir takım görüntüsü yoktu.
Bireysel kaliteyle, oyuncu karakteriyle, anlık coşkuyla alınan sonuçlar vardı.
Yani işin özü şuydu: takım zaman zaman hocasını taşıdı ama hoca takımı taşıyamadı.
İşin Federasyon yağı ise tam bir komedi.
Federasyon başkanlığı; bağırmakla, çağırmakla, sert görüntü vermekle yapılmaz.
Milli takım ruhla ilgilidir Oyunculara villa vadetmekle ilgili Olmaz...
Ama ne yazık ki bizde yine aynı şey oldu.
Artık… Veda vakti gelmiştir.
Hatta doğrusu şu ki; Veda vakti çoktan geçmiştir.