Şakül kaymaya görsün!
Şakül kaymaya görsün! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Anlayışlarda, bakış açılarında, yaklaşımlarda, hassasiyetlerde dengemizi kaybettik sevgili okurlar. Resmen şakülümüz kaydı. Biz bu durumu görmek istemedikçe de, olan-biteni seyretmek, Facebook’daki sayfamıza iki satır not düşerek, beğenileri ve yorumları bekleyerek vicdanımızı rahatlattığımız düşüncesindeyiz!
Kareleri paylaşmak yanında, bir de selfie merakımız var.
Bir yanda, sayısını artık bir çoğumuzun unuttuğu, takip edilemez hale gelen şehit cenazelerinde gözyaşlarına boğulanlar, acıyla savrulanlar, bir yanda bir ses yarışmasında kimin birinci olacağı konusunda dünyayı unutup, dikkatini ona yöneltenler!
Bir yanda, adı meşhur bir yerde çay yada kahvesini yudumlarken, o halini paylaşabildiği herkesle paylaşmaktan kendini alamayanlar! Bir yanda derdini kimselere anlatamayanlar!
Nasıl bir keyiftir?
Nasıl bir yaşama sevincidir?
Nasıl bir dünyaya ve insanlara bakıştır?
Yunus Emre'nin dediğine geldik. Ne diyordu Yunus Emre;
"Bir garip ölmüş diyeler / Üç günden sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin"
Şehitlerimiz garip ve mahzun bir şekilde toprağa verilirken, biz ise en olmadık gariplikler, duyarsızlıklar ve vurdumduymazlıklar yapma derdindeyiz!
Fikir bulanıklığı, şuur dağınıklığı, toparlanamama sendromu dedikleri bunlar olsa gerek!
Dostluk ve arkadaşlık kavramı
"kullanmak"
kavramının içinde havanda ezilir gibi ezilirken, dost denilenlerin gıkı çıkmıyorsa var mı denilecek bir şey?
Adam insanları kullanmak lazım, kullanmazsan bir yerlere gelemezsin diyor. Her kullandığım, hedefime giden bir merdiven basamağı olmalı. Erişebileceğim, gidebileceğim yere bu basamakların sırtına basarak çıkmam lazım demekten çekinmiyor, kendini alamıyor!
Sen ne biçim konuşuyorsun, utanmıyor musun dendiğinde bunları konuşan insan, hiç alışık değilmişçesine şaşırıyor!
Neden mi?
Merdiven basamağı olmaya o kadar çok hevesli ve istekli insan var ki... Aralarında seçme bile yapılıyor!
Bu seçimden gurur duyuyor, gocunmuyor insanlar ve marifetmiş gibi anlatıyorlar! Ağzı açık dinleyenler de aramadığınız kadar!
Doğruları söyleyenlerin sevilmediğini, anılmadığını, takdir görmediğini ve kimsenin işine gelmediğini böyle durumlarda daha da iyi anlayabilirsiniz!
İkazın en tatlısını, en ağırbaşlısını, en hoş hitap şekliyle bile yapsanız, hayat benim değil mi, sana ne, karışma, çok konuşma, saçmalama gibi ifadelerle karşılayan muhataplar, esas kendilerinin saçmaladıklarını anlamazlıktan geliyorlar!
İnsan kendine söğenin, kendini aşağılayanın, kendine değer vermeyenin yanında durur mu?
Adam iyi sövüyor abi, sövmesi dokunmuyor adama diyenler aramızda!
Aşağılarmış gibi görünür amma arada gönlümüzü de alır diyen savunucular aramızda!
Bize değer vermez görünür lakin, biz bize değer verdiğini onun gözlerine baktığımızda biliriz diyenlerde aramızda!
Bunun adı şakülü kaymak değilse nedir, sevgili okurlar?
Gerçek karşısında yalan denen kalkanı elimize alıp karşı duran, gerçeklerin üzerini kapatmaya çalışan, üzerimize toz kondurmayan da bizleriz.
Onun içindir ki, her doğru her yerde söylenmez lafını dilimizden düşürmeyiz!
Dürüst insanlar için, alemin doğrusu sen misin, bir sen doğrusun zaten, tamam haklısında bunları yüzüme vurmak zorunda mısın, deriz demesine de, kendimizi düzeltmek, doğru davranışlar içine girmek bir türlü işimize gelmez.
Böyle durumlarda vefa hep unutulandır. Bizden önce ne yapılmışsa, kim ne yapmışsa, ne o yapılanlardan, ne de o güzelliği gerçekleştiren insanlardan bahis açarız.
Çünkü bu davranış bazı aklıevveller tarafından zafiyet olarak gösterilir. Ucundan kenarından daha önce yapılanları sahiplenmek gibi yollara başvurmaktan çekinilmez. Kendisinden önceki insanların başarısını kıskanmak, yok saymak, insanın kalitesini ortaya koyar!
Birde şakülünün kaydığını ya da kaymak üzere olduğunu!
Onun içindir ki, pek çok yönetici,, kendinden sonra gelenler tarafından sağ olsalar da yapılan açılışlara ve toplantılara davet edilmemişler, vefat ettilerse, anılmamışlar, kendilerine kuru bir teşekkür dahi çok görülmüştür!
Bu saçma görüntüye mecazi olarak, eksen kayması, akıl tutulması, algı bozukluğu gibi değişik yaklaşımlarda bulunulsa da, çare üretme yolunda atılan adımların oldukça cılız olduğunu belirtmeliyiz!
Bakmadan Geçme