Meydan!

Meydan! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

Meydan!
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Meydan çok geniş, çok anlamlı bir kavram. Tanburi Mustafa Çavuş'un Hisar Buselik makamındaki

"Dök zülfünü, meydane gel"

şarkısının, Münir Nureddin Selçuk tarafından söylenmesi ile dillerden düşmemişti.

Meydanlar nutukların çekildiği, vaatlerin savrulduğu, insanların peşinden gittiği siyasetçileri saatlerce beklediği, gördüğünde çılgınca alkışladığı, sevinçten ağladığı, ya da tepki vermek için sessiz kaldığı alanlardır.

Meydan, meydan dayakları gibi geniş alanlarda, çaresiz kalınıp, desteksiz kalıp resmen meydan dayağı yedim diye yediği dayakları anlatanların da meydana nazire yaptığı alanlardır.

Meydanlar kültürlerin, medeniyetlerin izlerini taşırlar.

Kırkpınar Meydanında, güreşi başlatan cazgırların

" İki pehlivan çıktı meydane, ikisi de birbirinden merdane!"

diye başlayan o heyecanlı ve coşkulu söylemleri meydanlara bir başka anlam kazandırmıştır.

Meydanlar şehirlerin hafızasıdır adeta. Şehirler meydanlarıyla anılır olmuşlardır. İtalya'da Venedik'te ki San Marco Meydanı tarihin en eski meydanlarından biridir.

Bizim literatürümüzde savaş meydanları ön plandadır. Biz öncelikle savaş meydanlarını biliriz. Malazgirt'i, Miryakefalonu, Mohaç'ı, Çaldıran'ı, Kosova'yı birer meydan zaferi olarak anlatagelmişizdir.

Er Meydanları, söz meydanları,  seçim meydanları hafızalarımızdan silinmez.

Büyük kalabalıkları toplayacaksanız size geniş bir alan lazım denmiştir. Bu alanlar binlerce kişinin toplandığı alanlardır ki, onlara meydan demişiz.

Bir bakıma meydanlar şehri olan İstanbul'da Ok Meydanı, At Meydanı, Taksim Meydanı, Beşiktaş Meydanı, Ortaköy meydanı, Beyazıt Meydanı, Eminönü Meydanı gibi meydanlar vardır. İzmir için Konak Meydanı, İzmir'in simgesidir.

Ankara için Kızılay ve Tandoğan Meydanları bir çok olaylara ev sahipliği yapmıştır.

Meydanlar kendimizi bildik bileli bir çok hüzünlü, coşkulu ve bayram havası esen manzaralara şahitlik ve ev sahipliği yapmışlardır.

Meydanlar yaşanan kargaşalarla, kavgalarla, kışkırtmalarla, sonu ölümle biten acısı hafiflemeyen olaylarla doludur.

Özellikle büyük şehirlerimizde ki, meydanlar, geçmişten bu güne çok sıkıntı çektiler, meydan olmaktan utandıkları, yer yarılsa da içine girsek dedikleri sahneleri yaşadılar.

Meydanlarda meydan savaşları yapıldı.

Meydanları fethetmek isteyenler çıktı. Bu meydan bizim denilen meydanlar oluştu hafızalarda.

Ve sonrasında kanlı meydan diye anılanları oldu.

Meydanlar coşkulu kalabalıkları, taşkınlıkları, çevreye zarar verenlerin meydanlardan çıkarak, rastladığı dükkanları, haneleri, binaları yakan, yıkan, tahrip eden, pencereleri tuz-buz edip kıran insanların taşkınlıklarının sebebi ve adresi olarak gösterildi.

Diyeceksiniz ki, meydanın ne suçu var?

Meydanların genişliğinin, insanların geniş alanda problemlerini çözüp, geldikleri, gibi sessizce dağılmalarına vesile olsun diye düşünülmüş olabileceğini kimse hesaba katmadı bugüne kadar!

Meydan, meydan olarak kalmıyor ki, meydan denildiğinde birden fazla amaç için kullanılmasını düşünüyor insanlar.

Bakıyorsunuz bir kaç gün sanata, bir kaç gün sergiye, bazı zamanlarda ibadete, bazı zamanlarda sevinç ve coşkuya, bazı zamanlarda ikramlara, bazı zamanlarda kavgalara, kargaşalara zemin teşkil ediyor.

Meydan demişken kendi şehrimizin de meydanları var elbette!

Yılların Hükümet Meydanı için kültür havuzu filan yapıp, bir meydan, meydanlıktan nasıl çıkarılır, meydan olma vasfı nasıl ortadan kaldırılır konusunda meydan dersi verdikten sonra, Mevlana Meydanı yaptık, ardından da eski Adliyenin bulunduğu alana Kent Meydanı.

Ne diyelim!

Meydana çıkılır, meydan aranır, projeler meydana sürülür ve yeni yeni meydanlar meydana çıkarılır!

Bakmadan Geçme