Hoşgörünün alâsı var bu şehirde!
Hoşgörünün alâsı var bu şehirde! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Bu dünyada ne çekiyorsak, hoşgörüsüzlükten çekiyoruz sevgili okurlar.
Hoşgörü yılı, hoşgörü günü, hoşgörü zamanı
diye bir çok başlık var elimizde. Üstelik
Hoşgörünün Başkentiyiz
diye övünmekten ve övülmekten de çok hoşlanıyoruz!
Ne kadar hoşgörülü olduğumuzu hiç düşündünüz mü?
Neredeyse, bana çevremde hoşgörülü derler diye hava atacağız!
Atacağız da, hoşgörü yüzümüze bakıp,
"yalan...yalan...vallahi yalan!"
dediğinde, sen bir dışarıya çık, hava al, öyle gel hoşgörü diyeceğiz!
Çünkü, tahammülsüzlüğümüz çok!
Sabır sınırımız bir an kadar kısa!
Pek bir sıkıntılıyız!
Karşımızdakini anlamaktan ziyade, bizi anlamıyorlar diye şikayet etme derdindeyiz!
Dinleme diye bir özelliğimizin olup-olmadığı bile şüpheli...
İnsanlara ne kadar az görünürsek, ne kadar az muhatap olursa, soruları ne kadar çok kestirip atarsak onu kâr sayıyoruz.
Hoşgörülü davranmasına davranacağız da, aralara kapılar, engeller koymadan olmaz diye kurallar, kaideler, yaptırımlar dizmekten de, kendimizi alamıyoruz.
Kapılara, masalara koyulan insanlar, kendilerine hoşgörü sahibi dedirtenlere ulaşıp, taleplerinizi neden iletemiyorlar?
Görüşemedik, çok meşgul, bugün hiç gelmedi, yarın şehir dışında, ben aktarayım, size dönüş yapayım gibi benzeri atlatmalarla kuyruklu yalanlar söylüyorlar yüzünüze!
Bunun adını da müsaadenizle, hoşgörü yalanları, hoşgörülü yalanlar koyalım!
Sahi, hoşgörü şehrinde elbirliğiyle ne zaman hoşgörülü davranmaya başlayacağız
Yada böyle bir niyetimiz var mı?
Hoşgörü lafını dilimize pelesenk ederek, şehrin sokaklarında, caddelerinde, mahalle ve semtlerinde ve dahi merkez ilçelerinde neredeyse hoşgörü festivalleri yapacak, hoşgörü anıtları dikeceğiz!
Ancak, yalanı saklayamayan gözlerimizde, hoşgörünün esamisi bile okunmayacak?
Biz kimi kandırıyoruz?
Kendimizi mi?
Birbirimizi mi?
Hoşgörü, sevgidir, samimiyettir, içtenliktir, birbirini anlamaktır, arandığında bulunmaktır.
Hoşgörü destektir, desteklediğinin yanında dağlar misali durmaktır
Ancak dilin ucunda dolaşan, dillerden düşmüyormuş gibi reklamı yapılan, herkesin yakasına rozet misali takılan hoşgörü, elbette anlattığımız hoşgörü değil.
Hoşgörü daha başka bir şey!
Hoşgörülü olmak, hoşgörü sahibi olmak, hoşgörüyle yaradılanların cümlesini yaradanın hatırı ve rızası için hoş görmek, hoşgörüyle davranmak, bu kadar zor mu?
Hoşgörü, kimseyi incitmemektir!
Ancak kalplerle kurulabilen gönül köprülerini yıkmamaktır!
Hele ki, insan kalbini hiç kırmamaktır. Yunus Emre'nin
"Bir kez gönül kırdın ise, bu kıldığın namaz değil!"
sözünü her daim hatırlamaktır!
Yanlış anlamalara yol açan söz ve fiillerden uzak olmak, uzak durmaktır!
Dünya malında gözü olmamaktır.
Varken yok dememek ve dedirtmemektir.
İletişimle ilgili olumsuz mazeretlerin ardına saklanmamaktır.
Hangi mesele ile ilgili konuşulursa konuşulsun, yüzünü buruşturmamaktır.
İnsanların ardından konuşmamak, yıkıcı değil, yapıcı davranmaktır..
Gözlerinin içiyle gülenlerden olmaktır.
Hoşgörü Başkentinde, hoşgörü olmaz olur mu, elbette var, hemde alâsı var. Bazıları hoşgörüsünü ortaya koymuyor diye, hoşgörüsüz diye hoşgörüden vazgeçecek değiliz! Çünkü hoşgörü; hasetliklerin, fesatlıkların, kıskançlıkların, kindarlıkların, gurur ve kibrin yegane ilacıdır!
Bakmadan Geçme