Hakimler sadece Berlinde değil, bizde de var
Hakimler sadece Berlinde değil, bizde de var - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi
Sonra söyleyeceklerimizi baştan verelim ve
Ergenekon davasından satırbaşı açalım.
2007
‘de Ümraniye ilçesinin Çakmak Mahallesi'nde bir gecekonduda 27 el bombası, TNT kalıpları ve fünyelerin bulunmasıyla başlayıp zamanla genişleyen soruşturma sonunda üç Savcının hazırladığı 10 Temmuz 2008 gün ve 1536/2007 numaralı soruşturma evrakı üzerinden 623/2008 sayılı iddianamenin kabulüyle başlayan davadır. Gözaltına alınan 58'i tutuklu 150'den fazla şüpheliye ilişkin silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek, hükümeti devirmek, görev yapamaz hale getirmek, örgüte üye olmak, silahlı terör örgütüne yardım etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı halkı isyana tahrik, patlayıcı madde bulundurmak atmak ve bu suçlara azmettirmek, Cumhuriyet gazetesine patlayıcı madde atmak ve 17 Mayıs 2006'daki Danıştay saldırısına azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek, kişisel verileri kaydetmek, askeri itaatsizliğe teşvik, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik gibi suçlarından kamu davası açıldı.
Davanın ilk duruşması 20 Ekim 2008 tarihinde Silivri Cezaevinde yapıldı. Başta eski Genel Kurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ olmak üzere onlarca rütbeli asker, Milletvekili, bilim adamı, gazeteci, saygın kişileri hakkında tutuklama kararı verildi, yıllarca hapis yattı.
Son gelinen nokta yürekli ve adil yargıçların yalınız Berlin’de değil Türkiye’de de olduğu gerçeği ortaya çıktı. Ergenekon ve benzeri diğer davalarda sahte kanıtlar üretildiği tüm iddiaların gerçekle ilişkisi bulunmadığı ortaya çıktı. Bu durumda denecek sadece bir sözcük; Pardon...
Suçsuz günahsız demir parmaklar arkasında onlarca yıl yatan, üzüntülerinden yaşama veda edenlere ne denecek? Ergenekon'
un kasası
olduğu iddiasıyla tutuklanan ve 2008 yılında kanserden ölen Kuddusi Okkır'dan geriye yalnız borçları kaldı; cenazesini Belediye kaldırabildi. Ergenekon ve benzeri davalar, Yargıtay kararı ile çöktü, çökmesine de... Bunca acı, gözyaşı ve itibarsızlaştırmanın cezasını kim çekecek?
---
■
Adalet olmadıkça yönetimin, Edep olmadıkça asaletin, Cömertlik olmadıkça zenginliğin, Güven olmadıkça sevincin, Kanaat olmadıkça fakirliğin, Alçak gönüllülük olmadıkça yükselmenin faydası olmaz. (Hz.Ömer)
***
Prof. Dr. Sami Selçuk, ülkemizin yetiştirdiği değerli bir bilim adamıdır. Konya Lisesinde aynı dönemlerde eğitim gördüğümüzden sıkça söyleşirdik. Yargıtay Başkanlığından emekli
hemşerimizin
“Kendini Tüketen Hukukun Dramı’ adlı yapıtı sıkça başvurduğum veri kaynağıdır, bilgilenir ve donanırım. Adalet ve yargı düzeni sürekli tartışılır ve hep gündemin ön sıralarında yer alır. Öyleki, kimi koşul ve alanlarda tarafsızlığını yitirdiği, hatta siyasal iradenin etkisi altında kaldığı öne sürülür. Daha başka karşı çıkışlar da vardır.
Yargının gerçekten bağımsız, güvenceli ve yansız olmasını kim istemez ki? Bunun için kimi uluslararası kurallara uymak uygulamak kaçınılmazdır. Prof. Dr. Sami Selçuk kuralları özce dile getiriyor, onlardan önemli olanlar;
■ Siyasal otorite, yargının yönetimine hiç karışmamalıdır.
■ Siyasal otorite, yargısal bir kararı eleştirmekten kaçınmalıdır.
■ Yargıçların atanmaları, yükselmeleri, yer değiştirmeleri, denetlenmeleri, yürütme erkinden kesinkes ayrı olmalıdır.
■Yargıcın işine son verilmesi, siyasal erke yasaklanmalıdır.
■ Yargıçlar, bakanların aldıkları ücretlerle orantılı olarak uygun bir ücret almalıdırlar.
■ Yargının ayrı bütçesi olmalıdır. ...
■ Sevgi varken nefret niye,
Barış varken savaş niye
Kardeşlik varken didişmek niye
Dostluk varken düşmanlık niye
Hoşgörü varken bağnazlık niye,
Özgürlük varken tutsaklık niye,
Adalet varken, haksızlık niye?
(Hacı Bektaş-i Veli)
...
Ne zaman “adalet” tartışması başlasa ünlü düşünür Bertolt Brecht’in sözlerini anımsarım;
■
Halkın ekmeğidir adalet. Bakarsınız bol
olur bu ekmek, bakarsınız kıt. Bakarsınız doyum olmaz tadına, bakarsınız berbat, ekmek
azaldı mı başlar açlık. Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya. Adaletin ekmeğini de, kendisi pişirmeli halkın, Gündelik ekmek gibi; Bol, pişkin, verimli.
Bertolt Brecht’in bu öngörüleri, kuşkusuz dün geçerliydi, bugün de geçerli, yarınlar da sürekli geçerli olacak;
Bu görüşlere katılmamak olanaksızdır. Adalet gerçekten ekmek gibidir. Ekmek her gün nasıl gerekliyse, Adalet de gerekli her gün
..
Hem o, günde birçok kez gerekli. Sabahtan akşama dek, iş yerinde, eğlencede, Hele çalışırken canla başla, Kederliyken, sevinçliyken, Halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe, ünlük, has ekmeğine adaletin. Madem adaletin ekmeği bu kadar önemli, adaletin ekmeğini halk pişirmeli. Gündelik ekmek gibi;
Bol, pişkin, verimli...
...
■
İspanya Kralı sormuş;
-Adalet mi üstündür, yiğitlik mi?
Bilge yanıt vermiş;
- Adalet olsaydı yiğitliğe lüzum kalmazdı.
---
Atatürk döneminin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt “Cumhuriyet Savcısı” unvanının isim babasıdır.. Bir gün Atatürk’ün huzurunda kendisine sorulmuş:
“Cumhuriyet Başbakanı, Cumhuriyet Bakanı, Cumhuriyet Müsteşarı, Cumhuriyet Valisi, Cumhuriyet Büyükelçisi olmuyor da, neden Cumhuriyet Savcısı olabiliyor?”
Bozkurt’un yanıtı bir kıssadan hissedir;
“Çünkü öyle zaman olur ki, cumhuriyeti korumak için başbakandan, bakandan, müsteşardan, validen, büyükelçiden bile hesap sormak gerekebilir. İşte o hesabı soracak olan Cumhuriyet Savcısı’dır.”
...
Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde adliye girişinde Atatürk’ün şu sözünün asılı;
“Milletlerin yargı yetkisi bağımsızlığın birinci şartıdır. Adliyesi bağımsız olmayan bir milletin, devlet durumunda varlığı kabul olunamaz.”
---
Yaklaşık 1900 yıl önce Roma'da köle olarak yaşayan Yunanlı filozof Epiktetos diyor ki:
"
At şarkı söyleyememekten mutsuz mudur?
Hayır koşamadığı zaman mutsuzdur.
Köpek uçamamaktan mutsuz mudur?
Hayır duyamadığı göremediği ve havlayamadığında mutsuz olur.
Kişioğlu ise, ancak utancını, iyiliğini, bağlılığını, adaletini yitirdiği zaman Tanrının onun ruhunda yarattığı Tanrısal özellikler yok olduğu zaman mutsuzdur"
---
■
Napolyon kendisine suikast düzenleyen Generel Moreau’yu mahkemeye vermiş; yargıca da haber yollamış;
“Sen onu mahkûm et, ben affederim!”
Yargıç da imparatora yanıt gelmiş
“Peki, beni kim affedecek?”
---
■
Faslı eylemci 1966’da Fransa’da öldürülür. Adalet Bakanı sorguyu yapacak olan yargıçtan soruşturmanın ivedileştirilmesini isteyince O olayı Le Monde gazetesine yazınca Fransa’da yer yerinden oynar, kıyamet kopar, Bakan koltuğundan olur. Eskilerin betimlemesi var; v
“Seyfiye, ilmiye, adliye” diye sıralarlar.
İlk ikisi tamam da, üçüncüden ne haber?
...
■
Kadı ola davacı muhzır dahi şahit
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet.
Yargıç, hem davacı, hem mübaşir hem tanık oluyorsa, O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?
( Ziya Paşa
---
Prusya Kralı Büyük Frederik, Postdam ormanında dolaşırken bir tepenin üzerindeki değirmeni görür, araziyi beğenir, kendisine saray yaptıracaktır. Değirmenci satmaz, kral değirmenin arazisine değerinden çok daha fazla para vermek ister, değirmenci onu da almaz, değirmenin arazisi satılık değildir.
Kralla Değirmen sahibi arasındaki diyaloğ;
“Prusya Kralı olduğumu biliyor musun?”
“Sen de benim bu değirmenin tapu sahibi olduğumu biliyor musun?”
Kral’ın tepesi atar;
“Değirmenini zorla alırım, bakalım o zaman ne yapacaksın?”
Değirmenci alaylı bir tutum içinde dudak bükler ve Büyük Frederik’e der ki;
“Berlin’de hâkimler var!”
Olay mahkemeye yansır, hâkim kararı verir
;
“Değirmen mülkü olan değirmencinindir.“
Büyük Frederik, hâkimin kararını saygıyla karşılar ve böylece değirmen sahibinde kalır.
---
Hâkimler sadece Berlinde değil, bizde de var. Bu güvenimizi ayakta tuttuğumuz sürece rejim ve demokrasimiz rayına tamca oturur.
Adalet terazisini hakça tartan hâkimlerimiz çoğunlukta oldukça sırtımız da yere gelmez.