Bir insanın hareketlerini kısıtlayabilirsiniz. Oturt bir sandalyeye, bağla elini ayağını, kıpırdayamaz. Gözlerini bantla, göremez. Ağzını bantla konuşamaz, bağıramaz. Bütün bunlar mümkün. Ancak beynini, düşüncelerini, fikirlerini bağlayamazsınız, bantlayamazsınız, silemezsiniz. Oda da kaç kişi olduğunuzu, esintinin ne taraftan geldiğini, rutubetli, ya da sıcak-soğuk nasıl bir ortamda olduğunu hisseder. Kaçma ve kurtulma planları, hızla bir düşünce zinciri halinde aklından geçer, engelleyemezsiniz.
Demek ki, Allah (c.c) beyni herkes için tam olarak özgür kılmış, teslim alınmasını istememiş, onu sağlam bir muhafaza içine aldığı gibi, başkalarının da her türlü müdahalesinden korumuş. “- Ey Allah’ın kulları! İstişare ediniz” (veşafirhum) derken de; her beynin farklı olacağını, değişik düşüncelere sahip olacağını da belirtmiştir.
Bütün bu
açık gerçeklere rağmen
neden bazı insanlar beyinlerini başkalarına teslim eder ki? Düşüncelerin ve fikirlerin farklı olabileceği ve özgür olması gerektiğini yaratan bize anlatmış. “ Ne yapsanız da kısıtlayamazsınız, birbirinizle istişare ederek doğruyu bulun” demiş kanımca…
Özgür düşünce ve özgür, kısıtlanamayan beyin denilen muhteşem organ, Allah’ın bize verdiği en büyük nimetlerden biri olup, herhalde “hakikati bulma” için verdiği bu nimeti ters yolda kullanan, kullandıranlardan hesabını soracaktır. Rabbim (iz); hepimize “-Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emrine, yaşadığımız sürece şaşmadan uymayı, uygulamayı nasip etsin. Hepinize gönül dolusu sevgi ve saygılar.
Bakmadan Geçme