İnsanın bir duruşu olmalı derler ya... Gerçekten o duruş olmadı mı, duruş kavramı insana duruş aratır durur!
Duruş güvendir. Sağlam karakterdir. Sözünün eri olma özelliğidir! Doğrulara saygısı olma, gerçekleri görme, fikrini ne olur- ne olmaz kaygısı taşımadan her platformda söyleyebilme, eğilip-bükülmeye rıza göstermemedir.
Sahte duruşlar, eğrelti duruşlar, hercai duruşlar, adamına göre duruşlar, her devre göre duruşlar duruş kavramının özünde olmayan ancak duruş yerine konmak isteyen duruş şekilleri olarak binlerce yıldır varlıklarını sürdürüyorlar!
Gerçek duruşu yıkmak ve yok etmek için ara-ara el ele verdikleri de sır değil!
Duruşu sağlam olan için yıkılma, kaybolma, yok olma korkusu ve endişesi yoktur. Gerçek anlamda duruşu olanın koruyucusuna kimsenin gücü, kuvveti ve kudreti yetmez! Yetmediği gibi, o duruşun samimiyetine hiç beklemediği, hiç ummadığı anlarda ve hiç tahmin etmediği destekler gelir o koruyucudan!
Günümüz, duruşu olmayan ve olması mümkün olmayanların, duruşu kendilerince anlamlandırma ve manalandırma mücadelesine sahne oluyor.
Kendine ait doğruları olmayanların, bir başkasının ya da başkalarının duruşunu savunmaları yada o duruş ve duruşlara sahip çıkmasının adına ne derler?
İyi niyet mi?
Hatır-gönül mü?
Sırf iyilik olsun diye mi?
İnsanlık ölmedi desinler diye mi?
Kendisine yer arama mı?
Aidiyet duygusu kazanmak mı?
Pazarlama teknikleri için yeni bir açılım mı?
Atlama taşı niyetine aynı kayığa binmek mi?
Argo tabirle yalakalık mı?
Ya da yağdanlık olmak mı?
Duruşu olmayanın en azından duruşu olduğunu düşündüğü birinin yanında olması, o duruştan istifade etmesi, faydalanması ve bunun karşılığında o duruşu savunması, övmesi, anlatması, yanına eklemeler yaparak tatlandırması duruşla ilişkilendiriliyor.
Hatta yeni bir duruş modeli olarak takdim ediliyor!
Neredeyse, şaka ile karışık, benim tabi olduğum duruş, senin tabi olduğun duruşu döver diyeceğiz!
İnsan hayatı dümdüz değildir. Hayatın acımasız çarklarında savrulur, üzerimizden silindirler geçer dümdüz oluruz da, hayatın içinde düzlük dışında dümdüz manzaralar dışında, ne kadar engebe, ne kadar yokuş, ne kadar dağ ve tepe var hepsi birer, ikişer karşımıza çıkar.
Duruş sahibi insan için, doğruluğun ve dürüstlüğün bedeli ara-ara soluklandığı anlar, serinlemek imkanı bulduğu ağaç altlarıdır.
Duruşu olmayanların anladığı duruş ile duruşu olanların duruşu arasında inanın uçurumlar vardır.
Duruşu olan zora taliptir. Duruşu olmayan ise bütün zorluklardan kaçıp kendine kolaylıklar sağlayacağını düşündüğü emin bir sığınak arar hayatı boyu!
Her sığınağın şartları kendince farklı farklı da olsa, kendine, tabi olacağı, bağlanacağı bir duruş arayanlar için fark eden ve değişen bir şey yoktur.
Boyun eğene, tamam diyene, her şarta razıyım diye kabullenene ne yapsın duruş?
Hayat şartları, mecburiyetler, zorlamalar, çaresizlikler, ekmeği ile imtihan olmalar, hayatı sınanma dolu bir yol haline getirse de, duruşu olan insanlar, bütün bu imkansızlıklar içerisinde dahi duruşundan hiç bir şey kaybetmezler!
Yokuş çıkmak, tırmanmak, ayakta kalmak, ayakta durmak için çabalamak kolay hadise değildir.
Duruş her babayiğidin harcı değildir diyenlerin sözü imbikten süzülmüş, tecrübeyle sabitlenmiş bir sözdür. Altında binlerce yılın imzasını taşır.
Devran hep aynı devrandır sevgili okurlar. Çağlar da değişse, binlerce yılda geçse, tarih duruşu olan, duruşları tarihin akışını değiştiren, toplumları kurtaran insanları yazar.
Duruşu olan insanı hatırlar insanlar ve toplumlar.
Nesilden nesile anlatılan, aktarılan, unutulmayan ve taptaze yaşatılan ve geleceğe ışık tutan hep onların hikayeleridir.
Bakmadan Geçme