Aşk ışığının parladığı şehir!
Aşk ışığının parladığı şehir! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Konya Enbiyalar ve Evliyalar şehri sevgili okurlar. Gönül Sultanlarının otağlarını kurduğu, aldıkları manevi işaretlerle gelip yerleştiği, gönül zenginliğini inci misali saçtığı bir şehir.
Yunus Emre,
"Benim burda kararım yok, /Ben burdan gitmeye geldim. /Bezirgânım metaım çok, / Alana satmaya geldim.
"Ben gelmedim davi için, / Benim işim sevi için. / Gönüller dost evi için, / Gönüller yapmaya geldim."
diyor ya...
Mevlana çarşısında, Mevlana pazarında alışveriş yapan için para -pul geçmez. Alışveriş yapabilmek için gerekli olan tek şey var.
Gönül!
Aşık paraya-pula, mevkiiye, makama, şana-şöhrete bakmaz!
Kişinin unvanı, malının çokluğu, gösteriş için ortaya koyduğu malın çeşitliğinin aşık için bir değeri, bir geçeri, bir geçerliliği yoktur.
Aşk yolunun kılavuzları olan aşıklar insanın gönlüne bakarlar!
O gönülde aşktan bir eser, bir zerre yok ise, yolun başlangıcına bile gelmeden bırakıverirler o yola düşmeye heves edenleri.
Çünkü, Aşk geçici ve hercai bir heves değildir.
Aşk emek çekildiği söylenen, aşk emek ister denen bir argümanda değildir!
Alt tarafı aşk değil mi? Aşık mı oldum ne? Galiba aşığım, hadi bu seferde aşık oluverelim, bakalım ne olacak, denilebilecek bir yolda değildir.
Taşın altına el koyma muhabbetlerini ve hikayelerini bilirsiniz!
Taşın altına elimi koyacağım, elimi koymayı düşünüyorum diye uzadıkça uzatılan söylemler, aşka terstir.
Aşık için, aşık olmayı düşünüyorum, aşk nedir diye önce bir sorgulamam lazım, artısı eksisi ne diye bakmam lazım şeklindeki ifadeler çıkmaz sokaklarda gezinmeye benzer.
Aşkın sembolü pervanedir sevgili okurlar.
Nerede bir aşk ışığı parladığını görse, gözünü kırpmadan o parlayan aşk ışığının içine atıverir kendini.
Pervane için, deli mi ne, anlamadan dinlemeden kendini atıverdi, yandı-kül oldu diyenler olabilir.
Pişmek nedir, yanmak nedir, aşıklık nedir, aşka kanat çırpmak nedir diye soranlar, hazır değilseler, bir ömür boyu sorar dururlar aşkı.
Aşkın süslü cümlelerle, şatafatlı mekanlarla, serenatlarla, ilan-ı aşklarla, reklamlarla, şehrin her tarafını donatan afişlerle inanın alakası yoktur.
Aşkını ilan edenin, aşkımı duymayan kalmasın mantığı, aşkı, aşkını ilan edenden kaçırır.
Geriye sadece adam aşkını nasıl ilan etti arkadaş diye konuşanlar kalır. Onlarda üç gün sonra unutur gider o gösteriş yapılan aşkı!
Aşk ışığının parladığı bir şehirde yaşıyorsanız eğer, pervaneler gibi şehre gelenlere, muhabbetleri ve samimiyetleri yüzlerine aksedenlere, yansımış olanlara bakın!
Aşkı samimiyetsiz yüzlerde, samimiyetsiz sözlerde aramaya kalkan vaktini ziyan eder. Aşk ne o kürsülerde, ne o salonlarda, ne o bende-i Mevlana’yım diye ahkam kesenlerin yanında bulunur.
Şeb-i Arus diye kalktım ta... nerelerden geldim diyenlerin yaptıkları gösterişlerde, attıkları havalarda, paylaştıkları karelerde de yer almaz, aşk!
Aşk, övünmelerin, benim ne kadar aşık olduğumu hepiniz gördünüz, şahitsiniz diye akıtılan sahte gözyaşlarının olabildiğince uzağındadır.
Aşık, sevdiğinden bir günde vazgeçen değildir. Yok elektrik alamadım, yok beni taşıyamadı, yok frekanslarımız tutmadı denen süfli aşklar değil anlattıklarımız. Onlar aşkın ne kenarından, ne de semtinden geçebilirler.
Aşkla oyuncak gibi oynadığını zannedenlere, aşkla hiç karşılaşmamış olduklarını söyleyin bakalım size inanacaklar mı?
Aşkı, aşıkların sözlerinde, duruşlarında, Hazretin huzurunda sessiz ve sakin bir köşede huşu içinde edep üzere bulursunuz ancak!
Zaten nasibinizde aşk varsa, aşıkta olursunuz, maşuğunuza da kavuşursunuz.
Bakmadan Geçme