'Kanaatten nasibi olmayanı...'
'Kanaatten nasibi olmayanı...' - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Toplumumuzun hastalığı olan kanaatsizlik, daha fazla kazanma arzularının dizginlenememesi, insanların gözlerinin doymaması, kazanma yolunda engel tanımama hiçte hoş olmayan boyutlarda seyrediyor!
Kanaatsizlik, merhametsizliğe, acımasızlığa, insanlara istedikleri fiyatları neredeyse zorla kabul ettirmeye kadar gidiyor.
Şehirlerin, sektörlerin çektiği sıkıntı hep burada.
Eskiden hiç kimse itiraz etmezdi, istediğimiz fiyatı verir giderlerdi diye anlatan eski sanatkârlarda dahi aynı bakış açısını bugün yakalayamamanın özlemi var!
Kazanç kapıları bir gün için açık değil. Her gün açık. Ağına avını düşürmüş örümcek misali en olmadık fahiş fiyatlar isteyen bir işyeri sahibi, alacağının en az beş-on misli fiyat isteyip aldığında bu işten haz duyuyor ve vicdanen hiç bir üzüntü duymuyorsa, o insanın o müşterisini kimse alınmasın amma yolunacak kaz gibi görerek kâr ettiği düşünmesi ona hiç bir yarar getirmeyecektir.
Kim kimi aldatıyorsa, kandırıyorsa, aldanan da, kananda kendisidir denmiştir.
O türden insanların bir süre sonra, sıkıntı çektikleri, madden ve manen kayıplara uğradıkları, buna rağmen, hep böyle şeyler neden beni buluyor diye isyan bayraklarını açtıkları çok görülmüştür.
Dükkan komşusuna gelen müşterileri sayan, yine bugün benden fazla iş yaptı diye haset eden insanları bilirsiniz.
Çetele tutanlar, neden bana onun kadar müşteri gelmez diye kıskançlık krizlerine tutulanlar az mı?
Senin yüzün sirke satarken, gülmeyi, gülümsemeyi, hal-hatır sormayı unutmuşken niye gelsin insanlar sana!
Arı kovanı gibi gelen -giden eksilmesin, işyerim darphane gibi olsun, ciro her gün bir öncekinden yüksek çıksın diye hırslananların aza kanaat etmeleri mümkün mü?
Çalışmıyorsunuz, anlatmıyorsunuz, performansınızın yüzde ellisini bile kullanmıyorsunuz diye bağıran, masaları yumruklayan, kendi şahsi başarısızlığının faturasını çalışanlarına çıkaran bir yöneticinin az ile yetinmesi, kanaat etmesi mümkün mü?
Günümüz böyle saçma-sapan örneklerle dolu.
Rızkı veren, bize bugün bu kadarını nasip etti diye şükretmeyi unutmamaktır önemli olan.
Bir gün önce, bir aylık kazancını bile aşan bir gelir temin edenin, neden bugün dün kadar kazanamadım diye isyan etmesi, çalışanlarını suçlaması, hakkına rıza göstermemesi, istese de o gün hiç bir şey kazanamayacağını idrak edememesi sizce nedir?
Bir Lokantada, yemek yiyen 4 kişiye normalde 70-80 lira gelmesi beklenen hesap 300 lira gelirse ne olur?
Bir daha o lokantanın semtinden geçmediğiniz gibi, bütün dostlarınıza o lokantaya gitmemelerini tavsiye edersiniz.
Bu işten ilk bakışta kârlı çıkan kim?
Lokantacı!
Müşteri kaybeden ve sonunda ben ne yaptım da benim mekânıma gelmiyorlar diyen kim?
Yine Lokantacı!
Kanaatten nasibi olmadığı için, dünya malının zengin etmediği insanlardan biridir o!
Bu zaman harman zamanı, ne fiyat çekersek, ne istersek, ne söylersek, mecbur verecekler mantığı hem işletmeye, hem de işletmenin bulunduğu şehre yapılan bir saygısızlıktır.
Konya bu yılda dahil olmak üzere, önümüzdeki dönemlerde yüz binlerce insanın uğrayacağı ve şehri dolaşacağı, alışveriş yapacağı, yemek yiyebileceği ve eğlenebileceği bir şehir olma yolunda.
Esnafımız normal kâr marjını aşmadan şehre gelen müşterisini ağırlamayı başardığı gün, ne insanları kazıklayanlar, ne de yüksek fiyat çekenler, kendilerine yer bulamayacaklardır diye düşünüyorum.
İnanın önümüzdeki yıllarda aza kanaat etmeyenler, ya kendiliklerinden hizaya gelecekler, ya da tası-tarağı toplayıp yaptıkları işi bırakacaklar.
Bize sizi arkadaşlarımız, dostlarımız tavsiye etti dedirtebiliyor musunuz? Bu soruya evet diyorsanız, siz kanaatkâr davranışınızla, tatlı dil ve güler yüzünüzle çoktan bu şehrin yüzünü güldürmüş ve bu şehrin marka değerine değer katmışsınız demektir.
Hz. Pir, bu konudan bakın ne diyor,
"Kanaatten nasibi olmayanı dünya malı nasıl zengin etsin?"
Bakmadan Geçme