Yok mu elini taşın altına koyacak?
Yok mu elini taşın altına koyacak? - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
El ve taş edebiyatı temcit pilavından daha da revaçta, ısıttıkça ısıtasınız geliyor! Niye mi? Çünkü, alıcısı da hazır, satıcısı da. Kürsüler, meydanlar bu tabire bayılıyor. Her konuşan elimizi taşın altına… diye bir başladıkça, dinleyenler bizde elimizi taşın altına koymaya hazırız diye bağırıyorlar hep birden. Konuşmalar bittikten meydanlar ve salonlar dağıldıktan sonra, ne taş kalıyor ortada, ne de taşın altına konulacak el!
Sonra dinleyenlerden ve izleyenlerden tevatürler ve rivayetler yayılıyor dört bir yana!
Ellerini taşın altına koyacaklarmış! Çok şükür kardeş! Demek ki, o günleri de göreceğiz ha!..
Vallahi, billahi söz verdiler! Ne dediler, bir daha anlat? Taşın altına elimi koyacağım dedi!
Yemin et!
Yemin ağabey, bu adam söz verdi mi yapar! Ne zaman olacak bu iş?
Hiç kimsenin şüphesi olmasın, icabında gözümüzü kırpmadan, taşın altına elimizi koyacağız, buna her biriniz şahit olacaksınız dedi, inan kendim duydum!
Bak abi, ne dedi görüyorsun değil mi? Ne dedi! Taşın altı diyor abi, mangal gibi yürek var adamda! Bu adam taşın altına değil elini, gövdesini koyar yemin olsun!
Taş edebiyatı yine derin bir mevzu olarak takdim edilmeye başladı sevgili okurlar!
Bugünlerde tekraren bu edebiyata mum olduk! Hatta mahkum!
El ve taş edebiyatı ilk ortaya çıktığında, taşın altına el koyma işini kendilerine mal edenler, rakipleri için, onlar taşın altına elini koyamazlar, elleri parçalanır diye gümbür gümbür kürsülerden sataşıyorlardı rakiplerine!
Daha sonra taşın altına elini, gövdesini, kellesini, çok daha duygusal olanlar yüreğini koymaya kalktı!
Bu söylemlerle prim toplayanlar, henüz edebiyat faslından öteye gidemediler.
Ancak ne hikmetse, taşın altına elimi...diye başlayan nutuklar, demeçler, yazılı ve sözlü açıklamalardan adım atılacak yer kalmadı!
Bu söylem bir furya mıdır? Moda mıdır? Başı sıkışanlar için cankurtaran simidi midir?
Kitleleri ajite eden, bam tellerine dokunan hoş bir terim midir?
Bu soruların cevabı yoksa da, bu işten ne bıkan var, ne usanan! Aynı
'Birlikte Konya'yız!'
gibi!
Söylemelere, örneklemelere, misal-mesela demelere, anlatmalara, atıflarda bulunmalara, kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla yakıştırmalarına doyamadık gitti.
Havanda su dövmelere, laf ola beri gele, laf olsun torba dolsun demelere birebir olan bu tabir, ilaç gibi mübarek!
Ülke gündemimizde yine el ve taş muhabbeti var.
Elini taşın altına koyacak, elini taşın altına koyması muhtemel, elini taşın altına koymayı ciddi ciddi düşünen partiler aranıyor!
Taşa uzaklardan bakmak, cesaretlenip yanına kadar yaklaşmak, ne menem bir taşmış bu diye merak edip taşa elini dokunmak gibi aşamalarla dolu adımlara henüz sıra gelmedi!
İcabında, gerektiğinde, gerekirse, mecbur kalınırsa, devletin ve milletin âli çıkarları söz konusu olursa , bütün yollar denendikten sonra mecburiyetler bu kadar naz yeter deyiverdiğinde, taşa doğru istemeye istemeye adımlar atılacak, yaklaşımlarda bulunulacak!
'Taş yerinde ağırdır!
derler ya! Sözüm ona taş meraklıları, aman diyorlar o taş ağırlığınca yerinde dursun!
'Arabaya taş koydum, ben bu yola baş koydum
' şarkısıyla biz insanlarımızı eyleriz. '
Merhametsiz kalpleri sana benzettiler...'
diye başlayan o meşhur
'Taş'
şiirini söyleriz, ardından da, elimizi taşın altına koyacağız diye duygusala bağlar bir konuşuruz ki, hem biz ağlarız, hem de dinleyenleri ve seyredenleri ağlatırız! Ondan sonra bakarız, neler oluyor, neler olacak diye!
Hal böyleyken!...Eller ve taş diye başlayan edebiyat, siyasilerimize pek bir lazım olmuş olacak ki, her ağzını açan, taşın altına elimizi koyma zamanıdır diye başlıyor konuşmaya.
Koalisyon konusu ise taşın altına el koymanın olmazsa olmazı diye takdim ediliyor.
Millet, bu sıkıntılı ve uzadıkça uzayan süreçten bıkmış olarak soruyor,
' Yok mu elini taşın altına koyacak?'
Hep bir ağızdan
'yok'
diyecekler demesine de, yaptıkları taş edebiyatı ellerini, kollarını, yollarını öyle bir bağladı ki, bundan sonra ne olacak, neler olacak bekleyip göreceğiz!..
Bakmadan Geçme