Alın teri dökmeden, kısa yoldan köşe dönme düşüncesi insanı hayalperestliğe sürükler. Bugün toplumda, bir piyango biletiyle ya da bir loto kuponuyla bir anda zengin olma hayali kuran binlerce insan görmek mümkündür.
Elbette hayal kurmak güzeldir. Hedef belirlemek de öyle. Ancak kurulan hayallerin bir temele, bir emeğe dayanması gerekir. Gerçek hayaller; üzerinde çalışılan, uğruna çile çekilen, planlanan ve adım adım inşa edilen hedeflerdir. İnsan, “Nasıl büyütürüm? Hangi yatırımlarla ilerlerim? Kimlerle yol yürürüm?” sorularına cevap aramalıdır. İşte bu sorgulama, girişimcilik ruhunu diri tutar.
Çalışmadan, gayret göstermeden elde edilen başarılar, ilk bakışta cazip görünse de kalıcı değildir. Emek verilmeden kazanılan şeyler, çoğu zaman aynı hızla kaybedilir.
Bu gerçeği anlatan ibretlik bir hikâye vardır:
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiştir. Baharın gelişiyle kabak, kavak ağacına sarılarak hızla yükselmeye başlar. Yağmurun ve güneşin etkisiyle kısa sürede büyür, neredeyse kavakla aynı boya ulaşır.
Bir gün kabak, gururla sorar:
“Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?”
Kavak sakin bir şekilde cevap verir:
“On yılda.”
Kabak kahkaha atar:
“On yılda mı? Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim!”
Kavak sadece “Doğru,” der.
Günler geçer, sonbahar gelir. Rüzgârlar başlar. Kabak üşümeye, yapraklarını dökmeye ve aşağı doğru sarkmaya başlar. Endişeyle sorar:
“Bana ne oluyor?”
Kavak cevap verir:
“Ölüyorsun.”
“Niçin?” diye sorar kabak.
Kavak şu ibretlik cevabı verir:
“Benim on yılda geldiğim yere, sen iki ayda gelmeye çalıştığın için.”
Bu hikâye bize açık bir gerçeği hatırlatır:
Emek verilmeden ulaşılan nokta, gerçek başarı değildir. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Kalıcı başarı; sabır, alın teri ve istikrarlı çalışmanın ürünüdür.
Unutulmamalıdır ki; sağlam temeller üzerine kurulmayan hiçbir başarı sürekli olmaz ve ayakta kalamaz.