İnsanoğlu her zaman kazanmak, en iyi yerlere gelmek ister.
Ancak hedefe ulaşmak; çalışmayı, çabayı ve gayreti gerektirir. Buna rağmen insan, ne kadar uğraşırsa uğraşsın bazen netice almakta zorlanır.
Etrafımıza baktığımızda; siyasetle hiç ilgisi olmadığı hâlde bir vesileyle kendini mecliste bulanları, buna karşılık siyasetin her kademesinde görev aldığı hâlde meclise ancak ziyaretçi olarak girebilenleri görürüz.
Girişimcilik ruhuyla ticaretin pek çok alanına girip hüsranla karşılaşan nice insan vardır. Çok çalıştığı hâlde geçimini zor sağlayanlar olduğu gibi, az bir gayretle rahat yaşayanlar da vardır.
Burada önemli olan; işin inceliklerini bilmek, planlı hareket etmek, teknolojiyi takip etmek ve çağın gereklerine uygun stratejiler geliştirmektir. Bunun yanında haset ve fesattan uzak durarak işine odaklanmak gerekir.
İnsana düşen; çalışmak, sebeplere sarılmak ve sonucu ilahî takdire bırakmaktır. Bu hakikati, Sultan Mahmut ile “Tıkandı Baba” arasında geçen ibretlik kıssa çok güzel anlatır.
Tıkandı Baba
Sultan Mahmut bir gün kılık değiştirerek halkın arasına karışır. Dolaşırken bir kahvehaneye girer. Oturur oturmaz etrafında şu sesleri duyar:
— “Tıkandı Baba, çay getir!”
— “Tıkandı Baba, kahve getir!”
Bu hitap dikkatini çeker ve yanına çağırır:
— “Baba, nedir bu ‘Tıkandı Baba’ meselesi?”
— “Uzun hikâye evlat…”
— “Anlat, merak ettim,” der sultan.
Tıkandı Baba anlatmaya başlar:
“Bir gece rüyamda herkesin akan bir çeşmesi olduğunu gördüm. Benim çeşmem de akıyordu ama diğerlerinden daha azdı. ‘Benimki de onlarınki kadar aksın’ dedim. Bir çomak alıp oluğu açmaya çalıştım. Çomak kırıldı, su iyice azaldı.
‘Eski hâline dönse yeter’ dedim, uğraşmaya devam ettim. Ama bu sefer oluk tamamen tıkandı. Tam o sırada bir zat göründü ve:
‘Tıkandı Baba, artık uğraşma’ dedi.
O günden sonra hangi işe el attıysam olmadı. Adım da “Tıkandı Baba”ya çıktı.”
Bu anlatım Sultan Mahmut’un dikkatini çeker. Çıkışta adamlarına emir verir:
“Her gün bu adama bir tepsi baklava götürün. Her dilimin altına bir altın koyun. Bunu bir ay sürdürün.”
Ertesi gün baklavalar gelir. Tıkandı Baba baklavayı görünce sevinir, fakat sonra düşünür:
“En iyisi bunu satayım da evin ihtiyaçlarını karşılayayım.”
Baklavayı satar. Alan kişi evde baklavayı yerken altınları fark eder. Ertesi gün yine aynı yerde bekler. Bu durum bir ay boyunca devam eder. Tıkandı Baba ise her seferinde baklavayı satıp geçimini sağlar, altınlardan habersizdir.
Bir ay sonra Sultan Mahmut tekrar gelir:
— “Baklavalar sana ulaşmadı mı?”
— “Ulaştı sultanım.”
— “Peki ne yaptın?”
— “Sattım, ihtiyaçlarımı karşıladım.”
Sultan tebessüm eder:
“Anlaşıldı Tıkandı Baba…”
Onu saraya götürür ve hazineyi gösterir:
“Şu küreği al, daldır. Ne gelirse senindir.”
Tıkandı Baba heyecanla küreği ters tutar, daldırır; ucunda tek bir altın kalır, o da düşmek üzeredir.
Sultan başını sallar:
“Buradan da nasibin yok…”
Son bir fırsat verir:
“Üsküdar’a götürün. Bir taş atsın, attığı mesafe kadar yer onun olsun.”
Tıkandı Baba en büyük taşı seçer. Kaldırır, tam atacakken taş elinden kayar ve başına düşer. Oracıkta hayatını kaybeder.
Haber sultana ulaşınca şu ibretlik sözü söyler:
“Vermeyince Mabud, neylesin Sultan Mahmut!”
İnsan gayret eder, kapıyı çalar; fakat kapıyı açan yalnızca Allah’tır. Nasip yoksa, fırsat bile insanın elinden kayar gider.