
Ramazan vesilesiyle sahur programında konuşan Hüseyin Öresin’in yaptığı bir tespit üzerinde, başta dini anlatma sorumluluğu taşıyanlar olmak üzere herkesin dikkatle düşünmesi gerektiği kanaatindeyim. Öresin, çok zeki bir gence “Din deyince ne anlıyorsun?” diye sorduğunu ve “Tartışma ve kaos” cevabını aldığını ifade etti.
Bu cevap, üzerinde durulması gereken bir gerçeği ortaya koymaktadır.
Kitle iletişim araçlarının ve sosyal medyanın bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde dini tartışmalar sınırlı çevrelerde kalır, toplumsal kaosa dönüşmezdi. Bugün ise tartışmalar geniş kitlelere ulaşmakta, özellikle gençlerin zihninde ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır.
Son yıllarda tartışmaların önemli bir kısmı akaid konuları üzerinden yürütülmektedir. Peygamber Efendimiz’in (sav) dindeki konumu ve sünnetinin bağlayıcılığı sorgulanmakta; mesele “Kur’an’da var mı, yok mu?” çerçevesine indirgenmektedir. Bu yaklaşım, sanki Allah Resûlü’ne tabi olanlar Kur’an’a karşıymış gibi yanlış bir algı üretmektedir. Oysa peygamberlere iman, akaidin temel esaslarındandır.
İbadetler konusunda da benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır. Namaz, oruç, hac ve zekât gibi ibadetler asırlardır ümmetin icmasıyla sabit olmuş uygulamalardır. İbadetleri; Kur’an, Sünnet ve sahabe uygulamalarını dikkate almadan değerlendirmek, bu konularda hasıl olan icmaı devre dışı bırakmak, ilk dönemlerden günümüze kabul görmeyen şaz görüşler ile ibadetleri yorumlamaya çalışmak, iman-amel bütünlüğünü zedeleme riskini taşır. Oysa iman ile amel birbirinden koparılamaz; biri zayıfladığında diğeri de yara alır.
Akaidde meydana gelen zayıflama zamanla amellere de yansır. Peygamber ve sünnet tartışması bu şekilde sürerse, bir süre sonra Kur’an’ın anlaşılması ve toplanması meselesi de tartışma konusu yapılacaktır. “Ayetler tarihsel midir?”, “Metinde eksiklik var mıdır?” gibi sorular üzerinden yeni ihtilafların doğması kaçınılmaz hale gelecektir.
Oysa iman ile amel birbirinden koparılamaz. Biri zayıfladığında diğeri de yara alır.
Bugün yapılması gereken; dinini yaşamaya çalışan insanların amellerini tartışma konusu yapmak değil, inandığı halde ibadetlerinde zayıflık yaşayanlara nasıl destek olunabileceğini konuşmaktır. Gençler arasında hızla yayılan deizm eğilimine karşı nasıl bir dil ve yöntem geliştirilmesi gerektiği üzerinde durulmalıdır.
İmanımızı korumak; onu sahih bilgiyle beslemek, sünnetle yaşamak ve takva ile derinleştirmekle mümkündür. İmandan amele kadar her alanda samimiyet esastır. Tartışmaların değil, ihlasın ve hikmetli davetin çoğaldığı bir zemine ihtiyaç vardır.
Kaynak: Hüseyin TOPTAŞ

Takvaya açılan kapı: Zekât
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.