Konya AÇIK 33°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Belediyeler-Yerel Yönetimler Şehirleri neden koruyamıyor?

6 Şubat 2023 günü Maraş merkezli depremin üzerinden üç yıl geçti. Depremde binlerce can kaybı, trilyonlarca mal kaybı oldu. Türkiye milletin ve devletin gücüyle bu afetin yaralarını sarmaya çalıştı, kısa sürede yüzbinlerce bina yaptı, şehirleri yeniden kurdu, insanını yalnız bırakmadı. Ancak ülkemizde doğal afet zararlarını azaltma yolunda daha yapılacak çok iş var: önce mevcut binaların kullanımlarının kontrollerinin sağlanması, yangın güvenlikleri, imar tadilatlarının düzenlenmesi yani idari vesayetin yeni den ele alınması vs. Bu vesile ile depremde vefat edenlere rahmet diliyoruz.
Deprem, sel, kuraklık, obrukların oluşması, yangın, trafik gibi pek çok afet gündemimizdedir. Japonlar her afetten bir ders çıkarıp önlemlerini geliştirirken acaba biz gerekeni yayabiliyor muyuz? Yerel yönetimler olarak belediyeler, il özel idareleri ve köyler şehirleri/köyleri (mahalleleri) koruyabiliyorlar mı? Bu çerçevede sorunları nelerdir? Çözümler ne olmalıdır?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Rahmetli Dr. Kadir Topbaş bey WALD’a konferansa gelmişti, görevden ayrıldıktan sonra… Yanında öyle fazla kimse yoktu. Niye olsun, çünkü o artık belediye başkanı değildi, ondan insanların beklentisi yoktu! Kendisine belediye başkanlarına verilen yetkilerin yeterli olup olmadığını sordum. O da hatırladığım kadarıyla, yetkiler az değil, hatta fazla diyerek görüşünü beyan etti. Kanaatimce yasal düzenlemeler yapılırken daha ziyade görevde olmayanların görülerine almak gerekir. Çünkü halen görevde olanların ihtiyaçları ve yetkilerinin az olduğu şikayetleri hiç bitmez… Gerçekten belediyelerin, özellikle belediye başkanlarının yetkileri az mı?
Yakınlarda ulusal bir TV kanalında bir büyük şehir belediyesinin iki milyarlık bir projesi tartışıldı, Sayıştay raporundan bahsedilerek ödemelerin hayali olarak yapıldığı söylendi. Daha onlarcası her gün tartışılıyor… Konunun kanunilikten önce sistem açısından ele alınmasını gerektiriyor. Yani bu kadar büyük ödemeleri seçilmiş veya atanmış yetkili tek başına yapamayacağı kesin… Bir sürü kişi işin içindeyken, nasıl oluyor da hiç bilgi sızmıyor veya sızdırılmıyor? Ya da böyle bir usule izin veriliyor? Eğer ithamlar haksız ve mesnetsiz ise herkesin haklı olanın arkasında durması gerekmez mi? Yine İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerdeki imar düzenlemelerinin ranta dayalı olması önemli bir problemdir. Büyük binaların yapıldığı yerlerde daha şimdiden trafik felç olmuş iken birkaç yıl sonrasında neler olacağını düşünmek bile zor!
Bazı üst düzey yöneticiler, bunlar içinde belediye başkanları da yetkilerini hovardaca kullanabilir, ama görevden ayrıldıktan sonra (bazen görev sırasında) yargılandıkları az değildir. Gerçi 4483 sayılı kanuna göre dava açılması önünde bazı izinler gerekir, ama yöneticiler o kadar da layüsel değildir. Birçok belediye başkanı yargılanıyor, bazıları ceza da alıyor, bunlar fazla gündeme gelmediğinden toplum yapanın yanına kar kaldığını sanıyor, belki öyle olanlar da vardır!
Son aylarda birçok büyükşehir belediye başkanı yolsuzluktan dolayı haklarında soruşturma açılarak tutuklandı. Dedikodular bu sayının daha da arttığı yönündedir. Bundan dolayı belediyeler kapatılmalı mıdır? Sorusunu akla getirmektedir. Veya bu sistemde bir sıkıntı olduğunu göstermektedir. Acaba yasalar yolsuzluğa izin vermekte midir? Yoksa yasaları uygulayanlar mı görevlerini ihmal ederek yolsuzluklara fırsat veriyorlar? Anayasada idari vesayet görev ve yetkisi olan kurumlar yolsuzluklara fırsat mı veriyor? Sadece belediye başkanları ve memurlar mı yoksa belediye meclis üyeleri de kapsama dahil midir? Çünkü belediye başkanını aday gösteren siyasi parti ve siyasi çevresi olan belediye meclis üyeleri de sorumlu değil midir?
Belediyeler çok büyük yatırım veya sarfiyat yapmakta, ancak bunların ödemeleri zamanında yapılamadığında yani bütçe disiplini olmadığında piyasada bunlarla iş yapanlar da ciddi zarar görmektedir. Belki bunlar zaten anlaşmalı, ona göre hesaplanmış, denebilir, ama böyle bir bahane bile ciddi olarak sakıncalıdır.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yerel seçimin hemen sonrasında yapılan bir toplantısını takip etme fırsatımız olmuştu. Kanunlarla getirilen bir sınırlama bazı belediye meclis üyelerinin hoşuna gitmiyordu. Yeni bir çiçeği burnunda meclis üyesi (belediyede çoğunluk grubunun içindeydi) “O zaman biz neden seçildik? Bunu da değiştirelim” deyiverdi. Anlaşılan seçimle gelenlerin bir kısmı yasalardan habersizdi veya hesaplarına öyle geliyordu.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı yerel yönetimler için idari ve mali bakımdan özerklik tanırken, kanunlara uyma görevi de yükler. Ama birçok belediyenin çalıştırdığı personelin işveren sigorta paylarının SSK’ya ödemedikleri, dolayısıyla ciddi borçları olduğu bilinmektedir. Yine Emlak vergisinden kültür varlıkları için alınan payların da ödenmediği gibi birçok yasalara aykırı uygulamalar normal gibi olmuştur. Adeta yasalara ve kurallara uyulmaması başarı olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir anlayışa hiç bir zaman fırsat vermeyip, yasaların ve yaptırımlarının belediyeler için de geçerli olduğu pekiştirilmelidir.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sonrasında bir süre yerel yönetimlerin yeni sisteme nasıl uyum sağlayacağı konusunda hem siyasi mecralarda hem de akademik camiada farklı siyasi görüşlerle mütalaa etme imkanımız olmuştu.
Halen belediye başkanının hem yasalardan hem de seçimin verdiği siyasi güçten kaynaklanan ciddi yetkileri vardır: Başkan, belediye bütçesinin, belediye personelinin tek hakimidir, katılmaya fırsatı olmadığı halde su ve kanalizasyon idarelerinin yönetim kurulu başkanıdır. Bu idarelerinin görev ve yetkileri hatırlanırsa böyle bir yetki kağıt üzerindedir. Pek çok belediye iştiraki olan şirketin yönetim kurulu başkanı veya fiilen yöneticisidir. Hem siyaseten hem idari bakımdan hem de maddi açıdan güçlü bir figür… Böyle bir mali gücü bir kişiye vermek ne kadar doğrudur? Mesela İngiltere yerel yönetimlerde örnek gösterilir, orada belediye başkanlarının asla böyle yetkileri yoktur. Ülkemizde güçlü belediye başkanlığı sistemi olduğundan bizim teklifimiz, belediye meclisine dengeleme görevi verilerek belediye başkanının meclis başkanının ayrı olmasıydı. Buna bazı itirazlar oldu; belediyede çift başlılık olur, işler aksar, çatışma ortaya çıkar gibi… Çatışma ortaya çıkması normaldir, hatta bazen gereklidir, ama sonunda çözüm olması şartıyla… Bu teklifimizi o dönemde belediye başkanlarının kendi partilerinden olanlar “çok zararlı”, o zaman belediyede muhalefette olan grup çok “demokratik ve halkın iradesinin yansıması” olarak buldular. Seçimler oldu, roller değişti, tersi savunulmaya başlandı.
Burada seçilmiş olmakla beraber milletvekilleri ile belediye başkanlarının emeklilik haklarındaki adaletsizliği de hatırlamakta fayda vardır. Milletvekilleri için önemli ayrıcalıkları vardır. Belki de nasıl olsa belediye başkanları rant paylaşıyorlar, bunun için emekliliklerinde belediye başkanlarına bir şey vermeyelim görüşü hakim oluyor.
Belediyeler, seçilen belediye başkanının partisiyle anılıyor; ne kadar yanlış… Belediyede parti flaması olmaz, belediye milletin belediyesidir, üstelik belediye meclisinde her siyasi partiden meclis üyesi vardır.
Belediye başkanlığı ve meclis üyelikleri siyasetle şekillenmektedir. Ama ülkemizdeki belediye başkanlığı tüm belediyelerde en etkili hakim makamdır. İngiltere’deki ekseri belediyelerde meclis komisyonları etkilidir, hatta belediye başkanları sembolik görev yaptıklarından her yıl birisi başkan olur, bu sebeple oylarına bakılmaksızın tüm partilerden belediye başkanı meclis içinden seçilebilir. Ama buralarda güçlü bir belediye bürokrasisi vardır. Bu durum demokrasi ile de çelişmez. Denge her zaman bıçak sırtında teşekkül eder, aşırılığa kaçılırsa denge bozulur. Kaldı ki yerinden yönetim kuruluşlarında yöneticiler amatördür, mesele hayatında hiç yöneticilik yapmamış birisi belediye başkanı, meclisi üyesi veya üniversitede, meslek odalarında yönetici atanabilir veya seçilebilir. Eğer bürokrasi nitelikli ve yeterli olmaz, denetimi de yapılmazsa buralarda kamu kaynakları doğru ve verimli kullanılamaz, kanunların uygulanmasında zorluk çekilir vs.
Seçmenler kendi tercih ettikleri başkan ve meclis üyesi adaylarına kanunları çiğnemeleri, yolsuzluk yapmaları için mi oy vermekteler? Belediyelerde oy verme davranışı ayrı bir konudur. Bazı belediyeler hiçbir hizmet üretmedikleri halde aşırı politize olmaktan dolayı aynı partinin adayları seçilmektedir.
Yolsuzlukların kaynakları nelerdir? İlk olarak imar düzenlemeleri geliyor. Acaba imar düzenlemeleri nasıl oluyor? Nerede açık veriliyor? Veya kasıtlı ihmal mi ediliyor? İmar rantları düzenlenirse yerelde siyaset yapacaklar kalmaz mı? Ülkenin milli güvenliğinin en büyük tehditlerinden birisi olan depremsellikle imar ilişkileri nasıl bir arada gitmektedir?
Önce siyasi partiler siyasi etik yemini etmeliler. Belediyeler borca batmış vaziyetteler, ama personel harcamaları ve alımlarında kurala uymaktalar mı? Uymazlarsa denetimi kim yapıyor? Belediye borçları neden artıyor? Belediyeler acaba kanunen yapması gerekenleri yapıyorlar mı? Su temininde, atıksu arıtmada, temizlikte, çöp ayrıştırmada, trafik düzenlemede, iklim değişikliği sorununu takipte neler yapıyorlar? Bol festivaller varken ve bu şekilde oylar gelirken, şehre suyu kim getirirse getirsin!
Bir de Avrupa Konseyi var. Bunun yayınladığı Yerel Yönetimler Özerklik Şartı… Türkiye’deki anlayışta özerklik “hesapsız harcama yetkisine sahipsin, ama sorumlu değilsin…” şeklindedir. Bir de bahane hazır; hükümet belediyeleri ile muhalefet belediyeleri ayrımı…
Belediyeler rant kapıları olarak görülüyor. Belediyeleri kapatarak hizmetlerin merkezi idare birimleri tarafından yapılması tarih ve kamu hizmeti kurallarına karşı çıkmak gibidir. Yerellik, yerinden yönetim, adem-i merkeziyet, subsidiarite gibi kavramları boş yere çıkmamıştır.
Oy verme ile yerel hizmetler veya belediyelerin suistimallere karışması arasında ilişki var mıdır? Yani hizmet götüremeyen belediye başkanı oy alamıyor mı? Su veremediği, trafikte hiçbir adım atmadığı halde oylarını artırabilmektedir bile… Siyasette konu, bazen kör döğüşü denilen seçmeni farklı alanlara çekmekle olabiliyor. Algılarla, manipülasyonlarla iş idare ediliyor… Suistimallerin birçoğunun arkasında siyasetin finansmanı var. Bunların hiçbirisi ahlaka da hizmet anlayışına da pek uymuyor. Kamu kaynakları kötü kullanılıyor, gelecek nesiller bile bunun acılarını çekecek… Yerel yönetimler konusundaki tartışma sadece siyaset kurumlarıyla ilgili değildir, bunun yanında merkez bürokrasisi de sürekli olarak yerel yönetimlerin yetkilerinin ve kaynaklarının kısılmasına çabalayabilir. Bu sebeple yerel düzenlemeleri ilgilendiren düzenlemelerde mutlaka yerel yönetimlerin görüşleri alınmalıdır.
Tüm belediyeler için yukarıdaki eleştirileri genellemek amacında değiliz, zaten böyle bir genelleme gerçeğe uygun düşmez. Tabii ki yasalardaki görevlerini yapan, buna çabalayan belediye başkanları, meclis üyeleri, personel de vardır. Ancak vatandaş seçimlerde nasıl oy kullanır? Konusu bir yana, merkezi yönetim ile yerel yönetimlerin ilişkileri konusunda siyasi kültürü şekillendiren yasal ve denetimle ilgili yeni düzenlemelere ihtiyaç var. Şehirlerimizi tabii ki insanımızı ve neslimizi korumak için…

Kaynak: Adem ESEN

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (1)
  • BAHRİ KILINÇEL
    3 saat önce
    0 0

    Sayın başkan siz selçukluda neden korumadınız . zemin etüdü 8 olan zümrüte 10 kat verdiniz. ve 93 kişi vefat etti. ve ABDULKADİR AKSU size izin vermediği savcıdan kurtuldunuz. Orada sille topraklı kum kullanılmış, İrandan getirilen sıcak iklim çimentosu kullanılmış .

Sıradaki haber:

Tehdit Siyaseti

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.