İnsanlar ister düşünür isterse sade vatandaş olsun fiilen konformist, ritüelci, yenilikçi veya geri çekilmeci midir?
Bilimsel çalışmalar sadece ayrımcılığı veya olumsuzluğu ortaya çıkarmak için yapılamaz. O takdirde bilimin amacı insanlar arasındaki çatışmaları ve sonunda savaşları meşru görmek hatta teşvik etmek anlamına gelebilir. Bilimsel çalışmanın anlamı, ayağı yere basmayan, sadece eleştiri ve saldırıya dayalı bir anlayış değildir.
Teori, uygulamadaki konuların sistematik hale getirilmesidir. Yoksa teoriden uygulamaya gitmek ve böyle bir dünya oluşturmak düşünülemez. Tüm görüşler aslında oluştukları şartların mahsülüdür, bu sebeple yaşanılan şartları yani tarihi değerlendirmek gerekir.
Osmanlı üretim ve sermaye ilişkileri incelemesinde vakıflar konusu ihmal edilemez. Ayrıca toprak rejimi dikkate alınmalıdır. Ancak ülkemizde daha çok çevrilere dayalı olarak analiz yapılıyor. Bu sebeple de politika üzerimi zayıf kalıyor.
Türkiye’deki sol yazılar daha çok Marksist analizlere dayanmaktadır. Bunlarda çevirilerin önemli bir yeri vardır. Hatta bazı siyasetçiler konuşmalarına bir zamanlar kendi aralarında popüler olan ama şimdilerde zamanı geçmiş yabancı düşünürlere atıflar yapmaktalar. Çoğu zaman da ütopik kaldığından fiiliyatta bir etkisi görülmemektedir.
Derleme niteliğindeki yayınlarda ders kitabı özelliği görülmemektedir. Zira aynı görüşler olduğundan bir görüşün kitabı olarak kalmaktadır. Oysa ders kitaplarında farklı düşünceler yer almalıdır. Öğrenci bu tür kitaplardan daha fazla yararlanır. Ancak Marksist düşüncelerde herhalde mahalle baskısından dolayı farklı görüşler yer almamaktadır. Daha çok günümüzdeki yayınlar bedensel-mekansal-materyalist yaklaşımla kurgulanıyor. Türkiye’de çalışan emekçiler, esnaf sağ ve muhafazakardır. Ancak büyük sermaye soldur. Bir holding sahibi kendisinin sosyal demokrat olduğu söylemişti. Aslında Türkiye’de sol, Marksist mi tartışılabilir, ancak kültürel anlamda Batıya sıkı sıkıya bağlıdır.
Marksist yazarlar ailede otorite sahiplenme, itaat ve saygı duymanın öğretiminin kapitalist sınıfın gücünü ve otoritesin doğal olarak artıracağını belirtirler. Ancak tanıdığımız pek çok Marksistin anne-baba ve kardeşlerine güçlü bağlarla bağlı olduğuna da şahit oluyoruz. Yine Marksist anlayış toplumlar, bölgeler ve ülkeler arasındaki farklılıkları açıklamakta güçlük çekmektedir. Zira tek tip insan olmadığı gibi tek tip bir aile, ilişkileri, toplum ilişkileri görülmez.
Toplumsal hayatı tümüyle çatışma ve eşitsizlikler üzerinde ele almaya indirgemek doğru olamaz. Çünkü hayat yardımlaşma, fedakarlık, dayanışma, anlama demektir. Çocuklara merhamet, büyüklere hürmet nasıl açıklanabilir?
Kişilerin bir aile, grup veya cemaate aidiyetleri görmezlikten gelinemez.
Marksist görüşün Türkiye’yi nasıl kalkındıracağı konusundaki öneriler zayıf kalmaktadır. Ayrıca dünya barışı ve dengeleri hakkındaki önerileri mesela Gazze, Doğu Türkistan hakkındaki görüşleri belirli değildir. Marksist yorumlarda İtalyan, Alman, İngiliz ve diğer kökenlilerin etkileri ihmal edilmektedir. Ülkemizdeki Marksist yorumlarda milli tarihle ilgili kaynaklar neredeyse en az düzeyde ve Batı menşeli kullanılmaya özen gösterilmektedir. Dolayısıyla Marksist sol düşüncenin ülkede dikkate alınmamasını anlamak mümkündür. Bir dönemler sol literatürde Asya Tipi Üretim Tarzı (ATÜT) çok bilinirdi. Neredeyse her şey ona bağlanırdı. Şimdi sol literatürde bu tabir unutulmuştur.
Avrupa’daki neo-nazizm, ırkçılık gibi Türklere yönelik eylemler, İslamafobi gibi konular yer almalıdır. Eski SSCB ülkelerindeki ırkçılık vs. gelişmeler de incelenebilir, Marksist düşünce bakımından…
Yine yukarıdaki kitap örneğinde görüldüğü gibi, Türkiye’deki olumsuzlukları değerlendirip aynı olumsuzluklara maruz kalan insanlara yer verilmemesi büyük bir hatadan ziyade, farklı anlamlara da gelebilir. Örneğin Ermeni iddialarını dile getirip, Rumeli’de Türklere yapılan zulüm ve baskıları, katliamları görmezlikten gelmek kabul edilemez.
Nüfus konusunu ele alırken mesleki eğitim gibi iktisat konusu yanında aile ilişkileri de yer almalıdır. Aile kavramı “ailecilik” gibi ideolojik bir kavrama indirgenemez. Günümüzün modası oarak aile kavramının toplumsal cinsiyete indirgenmesi, kadın-erkek ilişkilerinin tamamen çatışmacı kapsamda değerlendirilmesi hayatın gerçeklerine aykırıdır. Adeta toplumsal cinsiyet ideolojisi toplumu ve aileyi tehdit etmektedir. Türk toplumunun sanayileşme, kentleşme ile geçirdiği evreleri tarihi gelişmeler ışığında ele almak gerekir.
Hele queer (ibne) ilişkilerini Gezi olaylarıyla ilişkilendirip, toplumdaki olumsuz olayların (kadınlara şiddet gibi) farklı boyutlara getirilmesi ve böylece karşı grupların ilzam edilmesi gerçeklik olmayıp, bilimsel süsü de verilemez. Toplumun kabul etmediği ahlaksız ilişkilerin mağduriyet olarak gösterilmesi kabul edilemez, bilimin amacı böyle analizler yapmak değildir.
Dinler özellikle İslamiyet hakkında Marksistlerin bilgilerinin yeterliliği sorgulanabilir. Marksistler tüm dinleri bir kefeye koymakta ve güya hepsine uzak kalmaktalar. Oysa gerçekte böyle midir? Sadece dinlerin incelenmesi yeterli olmaz, bunun yanında düşünce ve hukuki farklılıklar (mezhepler) bilinmelidir.
Meslek odalarının ideolojik örgütler olarak görülüp, asli fonksiyonlarının ihmal edilmesi doğallığa aykırıdır. Mesela depremselliği yüksek olan ülkemizde meslek odalarından beklenen önce teknik ve mesleki bakımdan depremlerin zararlarını azaltmaya yönelik öneriler getirmesi ve üyelerini buna yönlendirmesi olmalıdır. Ülkedeki refah artışı da böyle gerçekleşebilir. Aynı şekilde Marksist solun endüstriyel ilişkiler sistemi için öneriler ve değerlendirmeler yetersiz kalmaktadır. Sadece olumsuzlukları alıp, tüm çalışmayı bunun üzerine kurmak sonuç getiremez, bunu bilimsel görmek de ne kadar doğru olabilir.
Sekülerleşme konusu aslında dinin dünya ve madde ile ilişkisini ifade eder. Bu sebeple İslamiyet’in maddeye ve dünyaya bakışına yer verilmelidir.
Analizler yapılırken bütüncül bakış olmalı, parçacı bakışlar bütün, vice versa değerlendirilmelidir.
Siyaset üretiminde dünü iyi tanıyan, bugünü değerlendiren ve yarını hedefleyen güvenilir mekanizmalarının kurulmasında teknik imkanlardan faydalanmaya ile birlikte esas olarak insan unsuru olarak araştırmacı yetiştirilmesi, farklı düşüncelerden de olsalar ülkenin değerlerinin korunması, önyargılar yerine hakikatin peşinden gidilmesi, yabancılara kapalı olmamakla beraber yerli çalışmaların öncelikli hale gelmesi üzerinde durulmalıdır. Siyaset üretmeyi mühendislik olarak görmeyip, ülke içindeki menfaat gruplarının dengelenmesi ve adaletin sağlanması, ülke dışında da menfaatlerin korunması kapsamında ele alınmasında yarar vardır.
Kaynak: Adem ESEN
EPİSTEİN BELGELERİNDE ROBERT KOLEJİ
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.