Konya AÇIK 33°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Siyaset Üretiminde Yabancı ve Yerel İki Kitap Üzerine-2

Türkiye’de seçmenler arasında çok ideolojik olanlar dar bir kesimdir. Oy vermeyi din dışı görenler zaten oy vermeye gitmedikleri ve toplumda çok küçük bir kesim oldukları dikkate alınırsa Lewis’in Türkiye hatta Orta Doğu hakkındaki laik olan ve olmayan ayrımı pek tutarlı değildir. Zira İslam’da ruhbanlık yoktur, yani kilise benzeri kurumlar yoktur, mesele daha çok politika tercihlerinin yorumudur. Burada farklılıklar olabiliyor, ama Avrupa’dan ithal edilen kavramlar dahil olunca tam zıt bir görünüm ortaya çıkıyor. Tartışmalar dini zeminde olabilir; o zaman, hak ve batıl mücadelesi sonsuza kadar devam eder. Ama medeni zeminde İslam tarihi boyunca gayri Müslimlerin, kadınların kölelerin insanlık onuruyla bağdaşmayan uygulamalar sistematik olarak olmamıştır.
Tercih ettiği demokrasi tanımı, bir ülke hükümetini iki kez seçimle değiştirmişse o ülkeyi demokrasidir. Bu kapsamda hükümetin belirli yasalarla sınırlı olması, hesap vermesi ve şeffaflığı üzerinde durulur. Bu konularda Lewis, Orta Doğu ülkelerindeki eksiklikleri belirtir.
Avrupa’daki kilise ile devlet arasındaki tartışmaları ve tarihi gelişmeyi belirttikten sonra İslam toplumlarında Avrupa kurumlarının alınmasının ardından “kurumların Hristiyanlaştırılması” kavramını kullanmıştır. Yine önceden vakıfların kurduğu medreselerde çalışan ulemanın sonradan devlet tarafından devir alınıp maaşlı devlet memurları yapılmasıyla önemli bir sınırlayıcı güç olan ulemanın fonksiyonunun ortadan kaldırılmasından bahseder. (s.156) Şimdi de akademi, tamamen maaşlı elaman olduğunu hatırlamakta yarar vardır.
Orta Doğu’da geçtiğimiz yüzyılda hakim olan iki düşünce milliyetçilik ve sosyalizm akımları vardı. İkisi de Avrupa kökenli olan bu akımlar, artık çok etkili olamıyor. Zira sosyalist umutlar tükendi, aşırı ırkçı görüşler de geriledi. Ama bu ülkelerin çoğunda iktisadi kalkınma sorununa bağlı sıkıntılar devam ediyor.
Hal sirayet eder, diye bir söz vardır. Aslında bunun uluslararası ilişkiler özellikle komşu ülkeler arasında geçerliliği vardır. Bir ülke ciddi sıkıntıları varsa, komşu ülkeler de bundan rahatsızlık duyar, er geç bu rahatsızlık etraflarına sıçrar.
Batılılar orta Doğu’da demokrasi isterler, ama kendi ölçüleri içinde bir demokrasidir bu. Onların hizmetinde ve güdümünde bir demokrasi, mesela kendileri elektriklerini atom enerji santrallerinden sağlarken siz bu konuda hiç bir şey yapamayacaksınız; üretiminiz onlara bağlı olacak, onların at koşturmalarına sonuna kadar fırsat vereceksiniz vs.
Onlara göre Orta Doğu’nun en demokratik ülkesi İsrail ! İsrail, Yahudi şeriatını uygulayan bir din devleti değil mi? İran, Suudi Arabistan din devleti kategorisinde ama neden İsrail bu kapsama alınmıyor?
Batının kendi içindeki vahşetinin İslam tarihinde görülmediğini de teslim eder. Ancak Batının sömürge döneminden itibaren Cezayir, Afrika’nın diğer ülkeleri, Balkanlar’da Türklere yapılan, Anadolu’da Yunanlıların yaptıkları vs. mezalim hakkında da bilgi vermez. Batı’nın eski gücünü kaybettiğini, artık İslam ülkelerine sözünün geçmediğini de itiraf eder.
Doğu daha doğrusu İslam hakkında uzmanlaşmış olan batılılar dönemlerine göre farklı politikalar üretmekteler, bunları hizmet ettikleri ülkelerinin dış politika çıkarları doğrultusunda da kullanmaktalar. Hedef kitlelerin en önemlileri politika uygulayıcısı olan politikacılar (siyasetçiler), siyasi partiler, akademisyenler, entelektüeller, sermaye çevreleri, kendilerinin yönlendirdikleri sivil toplum örgütleri, bunları yaygın hale getiren basın, televizyonlar ve sosyal mecralardır.
Lewis, Ortadoğu’daki yönetimler üzerindeki ayrımında detaylara başvuru, ancak Batı ülkelerinin uyguladığı sistemi bütün olarak görür. Oysa başta ABD ile AB, AB içinde eskiden İngiltere ile Kara Avrupası, Kara Avrupası içinde Almanya, Fransa, İtalya, İspanya; Doğu Avrupa Ülkeleri vesaire pek çok farklılık üzerinde fazla durmaz. Tabii ki Batılılaşmanın yabancı önderi olarak eleştirilmeyecek olmanın verdiği gururla bolca önyargılar ortaya koymuştur.
Lewis Ortadoğu’ya hakim olan yönetim modellerini kendisine göre ayırım yapar, ancak halkın seçtiklerini yabancı desteklerle uzaklaştırılmaları üzerinde durmaz. Adeta yabancı güçlerle beraber olmayanları köktencilikle itham eder, oysa kendisi de köktencilik kelimesinin esas kaynağının Batı ülkeleri olduğunu söylediği halde…
Afganistan’a ve Irak’a doğrudan müdahalesinin bizzat ABD’nin sebep olduğu katliamlarla can kayıpları, maddi zararlara da hiç temas edilmemesi yazarın yanlılığının ve Batı hegemonyasını gizli propagandasının en açık işaretidir.
B. Lewis kitabının en sonunda da Irak’taki meseleleri gizlemeyi tercih etmiş bu ülkede ve benzerlerinde demokratik düzen kurmanın kolay olmayacağını söyleyerek “Dayanma gücü ve sabırla, Orta Doğu’nun uzun zamandır çile çeken halklarına artık sonunda adalet ve özgürlük getirmek mümkün olabilir” hükmü ile bitirmektedir. Ne demekse! Türkiye’nin yıllarca uğraştığı bilinen sorunları, burada İsrail’in ve Batılı ülkelerin ayrı ayrı politikaları, kullandıkları araçlara hiç temas edilmeden üstün Batılı bakış hala devam ediyor, demek ki. Buradaki bir eksiklik de günün şartlarına uygun kurumların ortaya çıkarılamamasıdır. Bu çerçevede idare tarihi disiplinini güçlendirmekte yara vardır.
Kendi öz kültürü ve değerlerine sahip olmadan Batılı bakış açısı ile düşünmek, politika üretmek döneminin sonuna gelinmiştir. Farklı dillerde yazılan literatür takip edilmeli, ancak kendi kaynaklarımız esas alınmalıdır.
Son birkaç yüzyıldır İslam dünyasında siyasetle ilgili çalışmalar zayıf kalmıştır. Mevcutlar gün yüzüne çıkarılamamıştır. Bu sebeple İsmail Hakkı Bursevi İstanbul kütüphanelerindeki çalışmaları bir risale yazmıştır. Günümüzde iktisat ve finans alanında da nispeten çalışmalar olmakla beraber siyaset bilimi, uluslararası siyaset konusundaki aşağılık kompleksine kapılmadan yapılan çalışmalar gelişme safhasındadır. Belki bunların daha etkili olması için üzerinde durulmalıdır.
Bir diğer kitap “Toplumsal Yapı Türkiye’de Eşitsizlik, Tahakküm, Değişim”. Derleyen: Cem Özatalay. İletişim yayınları, İstanbul, 2024.
Türkiye’de sağ ve sol kavramları Avrupa’dakinin aksine ters kullanıldığını İdris Küçükömer belirtir. Ders kitabı mahiyetinde olan kitabın adının Marksist Düşüncede şeklinde başlaması daha uygun olurdu.
Toplumsal yapı incelemelerinde birey ve toplum yanında aile, akraba, arkadaşlık, hemşehrilik ve komşuluk çerçevesinde de inceleme yapılmalıdır. Miras konusu da önemlidir. Hatta biraz daha genişleterek çevre içinde hayvan hakları gibi konulara yer verilmelidir. Kentsel dönüşümün etkileri de incelenebilir. Trafik kazaları, iş sağlığı ve güvenliği gibi önemli sorunlar işlenebilir. Toplumsal psikoloji ele alınabilir. Çevre gibi teknik konuların mühendislik formasyonuna sahip kişilerce ele alınması önerilir. Zira başka bir disiplin mesela siyaset bilimcinin çevre konusunu ele alması ile çevre konularını teknik boyutlarıyla ele alan bir teknik uzmanın ele alması farklı olmaktadır. Şehirleşme, metropollerin büyümesi ve kırsal kesimin durumu da ele alınmalıdır. 5216 sayılı kanunla köylerin mahalle haline getirilmesinin sonuçları incelenmelidir. Kırsal kalkınmada birlikler, kooperatifiler ele alınmalıdır. Nitekim yukarıda belirtilen kitapta kooperatifçiliğe örnek olarak metropollerin belirli kesimlerindeki kooperatiflere yer verilmiştir. Toplumsal yapı üzerinde sosyal medyanın etkisi değerlendirilebilir. Yine dış etkilerin etkileri değerlendirilebilir. Sçlar ve cezalar, yanında iş kazaları, trafik konusu yer alabilir.

 

Kaynak: Adem ESEN

0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

ETİ Alüminyum’da sadece üretim değil, gelecek de inşa ediliyor

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.