Türkiye’de ve dünyada eş zamanlı olarak birtakım gelişmeler yaşanıyor: “Zenginler”, “ünlüler”, “güçlüler” aynı anda gündeme —kötülükleri ve yanlışlarıyla— gelmeye başladılar. Gözaltılar, mahkemeler, sapkınlıklar; yazılı, görsel ve dijital medyada en öne çıktı.
Konuyu iki yönden irdelemek gerekir: Ahlakî-sosyolojik tarafı ve siyasî yönü. İnsanı yakından, gerçek anlamda tanıyınca olayları anlamak da kolaylaşıyor. Bugüne kadar yaşamış milyarlarca insanın ve günümüzde yaşamakta olan 8 milyardan fazla insanın ortak yönleri şunlardır: Hepsi Âdem’in çocuklarıdır, hepsi ölümlüdür, hepsinin bedenî ve manevî yapıları aynıdır. Tüm Âdemoğulları ve Havva kızları doğarlar, yerler, içerler, büyürler; öfkelenirler, sevinirler, ağlarlar, gülerler. Hepsinde ümit ve korku yan yanadır. Tekmilinde özlem, hasret, hüzün, sevinç, arayış, erdem ve sapkınlık duyguları mevcuttur. Rengi, dini, dili, cinsi, sosyal statüsü, yaşadığı coğrafya ayrı olsa da yukarıda saydığımız temel değerleri taşırlar. Hepsinin en önemli ortak yönü ise ölümlü olmalarıdır. Bu sebeple bir insanı gerçek manada tanıdığımızda, tüm insanları da ortak fıtratlarıyla tanımış oluruz.
Bizler her konuda olduğu gibi bu konuda da “mümin tavrı” sergilemek zorundayız. Hadiselere inancımızın ölçüleriyle bakar, onu mihengine vururuz. Hakkında kesin bilgiye sahip olmadığımız konular, kişiler, gruplar ve olaylar hakkında hüküm vermekten, yazı yazmaktan ve söz söylemekten kaçınırız. Bu sebeple bu yazıda da kişiler, gruplar ve sosyal sınıflar hakkında kesin hükümler vermeyeceğiz. Bu tür hadiselerin tarihî, sosyolojik, dinî ve siyasî kökenlerini ve günümüze yansımalarını ele alacağız.
Bu girişten sonra, dünyayı sarsan Epstein vakasını irdeleyelim. Konunun ahlakî ve sosyolojik tarafına baktığımızda şunları görürüz:
ZENGİN, MEŞHUR, GÜÇLÜ OLMAK SUÇ MU?
Elbette hayır. Bu dünyada ilk insandan son insana kadar her türden insana (iyi-kötü, zalim-mazlum, zengin-fakir, güçlü-zayıf…) rastlanacaktır. Çünkü sünnetullah böyledir. Bu hüküm ne kadar doğruysa şu olgu da o kadar doğrudur: İnsanlar doğarken masum doğarlar. Doğan her çocuk günahsız, temiz ve iyidir. Lakin zaman içinde bu günahsız ve iyi insanı ailesi, cemiyeti ve tercihleri; onu iyilik diyarından uzaklaştırıp kötülükler diyarına, sapkınlıklar ülkesine sürükleyebilir. Yaşadıklarımıza bu çerçeveden bakarsak hakikati daha net görürüz.
Diyeceğim o ki; zenginlik, fakirlik, güçlü olmak, zayıf olmak… bunlar tek başlarına ne iyidir ne kötüdür. İyilik ve kötülük, bu sıfatları taşıyan insanların, sahip oldukları imkânların hakkını verip vermemelerinden ya da onları kötüye kullanmalarından kaynaklanır. Büyük peygamberlerin hepsi zaten önder, tanınmış ve meşhur insanlardır; ama aynı zamanda en ahlaklı, en erdemli kullardır. Peygamberimiz ve Hz. Davud gibi peygamberler aynı zamanda devlet başkanıydı. Bu dünyaya Hz. Süleyman kadar zengin, onun kadar maddî güce sahip başka bir insan gelmiş midir acaba?
İYİ, GÜZEL, DOĞRU NEDİR?
Dinimiz İslam’ın ölçülerine göre insanı iyi, üstün ve güzel yapan; para, makam, zenginlik, şöhret veya güç değildir. Takvadır. Bu dünyayı bir imtihan yurdu gören; canın, malın ve gücün kendisine Allah tarafından verildiğine samimiyetle inanan her mümin, bu yanlışlardan ve sapkınlıklardan uzak durur. Gerçek mutluluğun, hakiki ve bitmeyen saadetin cennette olduğuna inanan insanlar sapkınlığa, fıtrata aykırı hayat tuzaklarına düşmezler. Düşenler varsa bu dinden değil, kişinin zaaflarındandır.
Olayı dinî ve sosyolojik yönden incelemeye devam etmek için ilk yapacağımız işlerden biri de düşünce atlarımızı Batı’nın ve batılın bukağılarından kurtarmaktır. Maalesef son üç yüzyıldır —güzel ahlak, adalet, iyilik ve saadet hariç— her alanda dünyaya hâkim olan sapkın Batı medeniyeti kalplerimizi kararttı, duygularımızı kirletti, aklımızı köreltti. Bu sebeple her şeyimizle bu bataklıktan uzaklaşmamız gerekiyor.
Dinimiz İslam’ın ölçülerine göre insanı iyi, üstün ve güzel yapan; para, makam, zenginlik, şöhret ve güç değil, takvadır. Bu dünyayı bir imtihan yurdu ve geçici bir mekân olarak gören; canın, malın ve gücün kendisine Allah tarafından verildiğine samimiyetle inanan her mümin, bu yanlışlardan ve sapkınlıklardan uzak durur. Gerçek mutluluğun, hakiki saadetin cennette olduğuna inanan insanlar sapkınlığa, fıtrata aykırı hayat tuzaklarına düşmezler.
KÖKLERDE PROBLEM VAR
Son yaşanan sapkınlıkların daha çok Batı’da (İslam dışı ülkelerde) olmasının sebepleri nelerdir? Bu arada Batı’nın tarihinde bundan çok daha büyük azgınlıklar mevcuttur. Haçlıların Kudüs’te yaptıkları, geçen yıllarda ABD’de yaşanan (2024 New York’taki) sinagog olayı, Katolik kiliselerinde 2019’da yaşanan ve Vatikan’ı sarsan “çocuklara cinsel istismar ve taciz iddiaları” dikkatimizi Batı’ya çevirmemize neden oluyor. Niçin Batı’da bunlar daha çoktur? Çünkü Batı’nın dayandığı temel dinamikler buna sebep olmaktadır. Batı medeniyeti; Roma + Eski Yunan + tahrif edilmiş Hristiyanlık + bilim + akıldan oluşur. Bilhassa Eski Yunan ve Roma’ya baktığımız zaman birçok şey daha anlaşılır hâle gelir.
Bu hadisenin (Epstein) ikinci veçhesi ise siyasî yönüdür. Yahudiler, tüm dünyada olduğu gibi ABD’de de çok etkindirler. Son Gazze katliamlarından sonra Yahudiler dünyada sahte masumluklarını ve yalan mazlumluklarını kaybettiler. Buna rağmen finans ve iletişim güçlerini kullanarak ABD yönetimini —başta İran’a saldırtmak üzere— şantaj ve baskıyla sıkıştırmaktadırlar. Buna karşı çıkan bazı Yahudi ve Hristiyan gruplar ise Yahudi olan Epstein’ın yaptırdığı pislikleri öne çıkararak ABD yönetimine “yeter artık” demek istemektedirler.
Benim bu olaydan anlayabildiğim budur.
Görelim Mevla neyler,
neylerse güzel eyler.
Kaynak: Lütfi AYHAN
Belediyeler-Yerel Yönetimler Şehirleri neden koruyamıyor?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Çok anlamlı yazılmış katılıyorum