
Geçen bayram ile bu bayram arasında kimleri kaybettik bir düşünün…
Ailemizden, dostlarımızdan, komşularımızdan…
Belki her gün selam verdiğimiz, belki sadece bir kez karşılaştığımız insanlar artık yok.
İsimleri hafızamızda, hatıraları kalbimizde, ama kendileri bu dünyanın telaşından çekilip gittiler.
Her bayram aynı cümleleri kuruyoruz aslında: “Nerede o eski bayramlar…”
Oysa eksilen bayramlar değil, eksilen insanlar.
Sofralar aynı, şehirler aynı, hatta bayram sabahlarının telaşı bile aynı… Ama bir sandalye boş. Bir ses
eksik. Bir tebessüm artık yok.
Geçen hafta aldığımız bir haberle sarsılıyoruz, birkaç gün sonra hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Çünkü hayat durmuyor.
Acı da, sevinç de, yokluk da bir şekilde akıp gidiyor zamanın içinde.
Biz ise çoğu zaman, kaybettiklerimizin ardından söylediğimiz sözlerle vicdanımızı rahatlatmayı tercih
ediyoruz.
Oysa gerçek şu: Bir insanın kıymeti, onun yokluğunda değil, varlığında bilinmeli.
Toprağa verdikten sonra edilen dualar, kılınan namazlar, tutulan tabutun ucu…
Elbette bir anlam taşır. Ama asıl anlam, o insan hayattayken gösterilen değerde saklıdır.
Bir “nasılsın?” demekte, bir kapıyı çalmada, bir gönül almada…
Çünkü öldükten sonra yapılanlar çoğu zaman eksik kalmışlığın telafisi değil, sadece içimizi susturma
çabasıdır.
Eğer sağ olursak, gelecek bayramda yine benzer duygularla oturacağız sofralarımıza. Yine birileri
eksilmiş olacak. Yine “keşke”ler dolaşacak dilimizde.
İşte bu yüzden; Sevdiklerimizi ertelemeyelim. Bir aramayı, bir ziyareti, bir hal hatır sormayı yarına
bırakmayalım.
Sadece yakınlarımızın değil;
Tanıdıklarımızın, hatta hiç tanımadığımız insanların bile kıymetini bilelim.
Çünkü bu dünya, birlikte yaşadığımız sürece anlamlı.
Bir tebessüm, bir selam, bir iyilik… Bunlar küçücük şeyler gibi görünür ama bir insanın hayatında
büyük izler bırakır.
UNUTMAYALIM…
Hayat, kaybettikten sonra hatırladıklarımızdan değil, yaşarken kıymet bildiklerimizden ibarettir.
Bu bayram, sadece bayramlaşmayalım…
Fark edelim.
Kıymet bilelim.
Ve en önemlisi, geç kalmayalım.
Kaynak: Abdullah Leblebici

Bayram, İmanımızı Muhafaza Etmenin Sevincidir