
Tarım ve Sanayi devriminden sonra şimdi Akıllı Makine Çağı veya Yapay Zeka dönemi yaşanmakta, endüstriyel ilişkiler için fırsatlar kadar yıkıcı tesirler de meydana getirmektedir. Acaba robotlar, akıllı makineler, yapay zeka insanın yerini alacak mı? İnsanlar arası ilişkiler nereye doğru gidecek? Gelişmelere ayak uydurmak için neler yapılabilir? Meslekler, işler ne olacak? Gibi kültürel hayattan tutun da iktisadi hayata kadar pek çok soru sorulabilir.
Genel olarak bu kapsamda üç dönüşümden bahsetmek mümkündür. Birincisi makinelerin birbirleriyle irtibatı denilen nesnelerin interneti, ikincisi şirketler, kamu kesimi ve sivil toplum kuruluşları bakımından kurumsal yönetişim ve üçüncüsü ben merkezli düşünceden biz merkezli düşünceye geçiş.
(Hess, Edward D.; Ludwig, Katerine. Tevazu, akıllı Makine Çağında İnsan Kemalatını Yeniden Düşünmek. Çeviri: Zekiye Baybul, alBaraka yayınları, İstanbul 2. Baskı, 2025, 200 sayfa.) Kitabın yazarları işletmeci gözüyle yaklaşımlarını ve tecrübelerini aktarmaktadır. Yazarlar kitap kısa da olsa uzun bir kaynak listesi vermektedir, dolayasıyla derin araştırmalara dayanmaktadır.
Akıllı makine çağında gelir eşitsizliği ciddi olarak artmıştır. Verimlilik artışı olduğu halde üretim ve alt kademe işçisinin ücreti azalmıştır. Endüstriyel ilişkiler sisteminde değişme olmuş, taşeronlaşma ciddi oranda artmıştır. Akıllı teknolojiler mesleki hayatta ciddi değişmelere sebep olmuştur. Önümüzdeki yıllarda ABD’de neredeyse yarıya yakın işlerin yerini alması halinde 80 milyon kadar işçi işsiz kalacağı tahmin edilmektedir. Bunun için teknolojiyi tamamlayan veya makinelerin henüz yeterince iş yapmadıkları işlerde kalabilecektir. Akıllı makine çağında pek çok kişi hayatını kazanamayacağı gibi bunların yeniden eğitilmesi de çok zor olacak veya mümkün olamayacaktır. Bunlar aynı zamanda ciddi sosyal ve siyasal sonuçlar doğuracaktır. Yazarlar bunlar karşısında eleştirel düşünce, yenilikçi düşünce, yaratıcılık ile ilişki kurmayı ve başkalarıyla işbirliğini Akıllı Makine Çağı becerileri olarak adlandırmaktadır.
Nasıl sanayileşme ile geniş tarım kesimi işsiz kalıp bunlar şehirleşmeyi, sanayide ve hizmetlerde yeni iş sahalarını ortaya çıkardıysa, akıllı makinelerin yaygınlaşması da yeni iş sahalarını ortaya çıkarabilir. Ama burada bireysel ve toplumsal tahribatların öngörülmesi zorlamaktadır. Yani milyonlar işsiz kalacak, sosyal politika tedbirleri yeniden gözden geçirilmezse gelecek nesillerin pek çok iktisadi ve siyasi sorunla boğuşacağı tahmin edilmektedir.
Sanayileşme ile üstünlük kazanan Avrupa ülkeleri geri kalmış toplumları sömürge yapmış, devletlerini parçalamıştır. Bunun etkileri hala sürmektedir. Günümüzde akıllı makine çağında öne çıkan iki ülkenin, ABD ve Çin’in ileri teknoloji avantajlarını uluslararası siyasette nasıl kullanacakları bilinmez değildir. Bu sebeple konunun şirketlerin dönüşümü kadar uluslararası siyasetin dönüşümü ve güvenlik çerçevesinde de ele alınması gerekir. Yine sosyal medya bağlamında inceleme de ayrı bir çalışma konusudur. Burada konu, teknoloji üretimi ve ileri teknolojide alınan mesafelerle ilgilidir.
Teknoloji örgütleri hem insanlıktan çıkarmakta hem de insancıl hale getirmektedir. Aslında bu bir ironidir. Sanayi devrimi için üretilen iş, eğitim, liderlik gibi modelleri artık geçersiz hale gelmiş, bunun yerine yapay zeka, robotik, nanoteknoloji, insan beyninin haritalanması gibi sağlık, mühendislik alanlarından da faydalanılan çok disiplinli çalışmalar hakim olmaktadır. Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler mavi yakalı, beyaz yakalı her türlü çalışanın yaşam şeklini ve geçinme şartlarını değiştirmektedir.
ABD kültürü benmerkezci bireyselliği teşvik etmektedir. Bu düşünme tarzı Akıllı Makine Çağındaki istihdama yönelik kilit beceriler olan üst düzey düşünme ve duygusal bağ kurma gibi beceriler için gerekli dışa dönük zihinsel yapı ve davranışların gelişmesine engel oluşturmaktadır. Yazarlar kendi toplumlarını analiz ederek akıllı makinelerin getirdiği değişikliklere işletmeler ve çalışanlar bakımından “davranışlar” üzerinde durmaktadır. Kendimiz dışındakilerle iletişim kurmamızı kökten değiştirmede “yeni akıl”dan başlanıyor. Günümüzde akıllı olmak denilince “senden daha fazla biliyorsam daha akıllıyım” demek olduğu halde akıllı makinelerin veya yapay zekanın daha fazla gelişmesiyle artık eski akıl aptal olarak kalacaktır. Yeni akıl üst düzeyde öğrenme, duygusal bağ kurma ve nitelikli düşünme ile egoları yenmek ve korkuları azaltmak üzerine kurulacaktır. Yazarlar yeni akılın sonucunun sadece benlikle olmayan, kemalat arayışındaki dünyayı olduğu gibi kabul eden “Tevazu” ile ifade etmektedir. Aslında bu kavramları tasavvuf literatürüne irca etmek de mümkün olabilir kanaatimizce…
Kişiyi başarıya götüren yollar da sadece iyi yetişmek, iyi tahsil almakla kalmayıp üst düzey düşünme, dinleme, bağ kurma ve diğerleriyle işbirliği yapabilme becerileri olarak gösterilmektedir.
Yazarlar “rasyonelliği” efsane olarak tanımlamaktadır. Çünkü psikolog ve nörobilimciler şunları keşfettiler: Bilişsel ve duygusal süreçler zihinlerden ayrılamaz, iç içedirler; öğrenme, dikkat, hafıza ve karar verme duygulardan derin bir şekilde etkilenir, hatta duygu sürecinin içindedir.
Sanayi Devriminden kalan zihinsel modellerin yerine yarının işgücünün akıllı makine çağı becerilerinin geliştirilmesi için insan doğası, sosyal ve kurumsal kültür ve gündelik davranışın şekillenmesinde dört temel davranış üzerinde durulmaktadır. Bunlar; egoyu susturmak, düşünce ve duyguları yönetmek, başkalarıyla duygusal bağ kurmak ve ilişki tesis etmek.
Akıllı makineler ya da yapay zeka insan için akıllı olmanın ne demek olduğunu yeniden düşünmesini gerektiriyor. Bu çerçevede düşünme, dinleme, işbirliği ve öğrenme kalitesini; dünya işlerinin nasıl yürüdüğüne dair kabullerde sürekli stres testine tabi tutulmaya açık olmayı; egoyu yenmeyi ve yeni fikirler ve hedefleri denemeyi ve tecrübelerden ders çıkarmayı yani ne veya ne kadar bilindiği yerine insani duygular ve davranışların da artık analize dahil edilmesiyle duygusal zekaya yer veriliyor.
Tevazu, akıllı makine çağında olgunluğun (kemalatın) yolu olarak görülmektedir. Tevazu tüm faziletlerin anasıdır, sözüyle Konfüçyüs felsefesine atıf yapılmaktadır. Batı kültüründe tevazu denilince şimdi okla gelen uysallık, itaatkarlık aslında başarısızlık gibi algılanmaktadır. Oysa yeni dönemde açık görüşlü, dürüst bir kişiliğin hayata sadece ben yokum benden başkaları da var algısıyla dünyayı olduğu gibi algılamak olacağı belirtilmektedir. Böylece rekabetçilik işbirliğine dönüştürülmekte, “büyük biz” üzerinde durulmaktadır. Böylece akıllı makine çağının Marksizmin temel ilkeleriyle uyuşmadığı, yani sınıf ayrımı tezinin işlemeyeceği de zımnen vurgulanmaktadır.
Yazarlar, kişisel arzuların ve çıkarların gözden çıkarılmasına da karşıdır. Çünkü bunun mümkün olamayacağını ancak ego savunma yerine yani “büyük ben”den “büyük biz”e gitmenin başkalarına yardım etmek, cömertlik anlamındaki vermenin işbirliği, inovasyon, kaliteyi geliştirmenin temeli olacağını belirtir. Hatta bir araştırmaya göre, daha çok verdikçe daha yüksek birim karlılığının, verimlilik ve müşteri memnuniyeti getirdiği, maliyetleri azalttığı ve işgücü devrini azalttığını, liderlerin ve yöneticilerin mütevazı, empatik ve şefkatli olduğu işletmelerdeki çalışanların daha fazla sadakat duyduğunu ortaya koymuştur. (s.79)
Yeni Akıl ve tevazu bağlamında egoyu susturmak, kendimizdeki düşünce ve duyguyu yönetmek, yansıtıcı dinlemek, diğerleriyle duygusal bağ ve ilişki kurmak (empati) akıllı makine çağı becerilerine götürmektedir.
Yazarlar, adeta tasavvuf konularını ele alır biçimde, egoyu susturma uygulamasında şükür alıştırmalarını tavsiye eder. Hatta şükür konusunda yapılan araştırmalarda kişinin hem bedeni hem de psikolojik ve ruhi olumlu etkileri tespit edilmiştir.
Kendimizi yönetmede düşünme ve duyguların etkisi örnek modellerle de ele alınan kitapta amaçlar, sorularla okuyucu yönlendirilmektedir. Duygusal zekanın kolektif zeka haline gelmesiyle etkili takımların çok etkili ortaklıklarla olmasına bağlanmaktadır. Okuyucuya bu konunun sonunda şu sorular soruluyor: İşbirliğini, kimin kazanacağını gösteren bir yarışma gibi mi yoksa kimin fikrinin kazanacağından bağımsız olarak muhtemel en iyi sonuca ulaşmanın bir yolu olarak mı görüyorsunuz?
Yansıtıcı dinleme tüm akıllı makine çağı becerilerinin temeli olarak görülmektedir. Zira insanın düşünme ve öğrenme fonksiyonları egosu, korkuları, duygusal savunmaları gibi faktörlerle kuşatıldığından zihni açık tutmak, önyargılardan kurtulmak, diğer insanlarla işbirlikleri yapmak aslında onlarla iyi ilişkiler kurmaktan geçer. Yine üretken ve inovatif olmak da diğer insanların tecrübeleri, bilgilerini bilmekle mümkündür. Bu sebeple iyi bir dinleyici olmak gerekir. Bunun da pek çok ahlaki temeli vardır. Yazarlar işletme literatüründeki yazılarında bizdeki tasavvuftaki nefis muhasebesini hatırlatırlar. Mesela, dinlemeyi öğrenmenin en basit ve etkili yolunun sakin kalmak, insanın içindeki iç konuşmalarını susturması… İnsan tam olarak anlamadan, soru sormadan hemen konuşma, anlatma haline geçerse bireyci ve rekabetçi kültürle hareket eder. Yine bu bölümde yazar okuyucuya çeşitli sorular sorar, onu yansıtıcı dinlemeye hazırlar ve düşünceye sevk eder.
Kendi başına izole hayat yaşayanlar kendi potansiyellerine ulaşamazlar. Bunun için insani gelişim için iyi sosyal ilişkiler gerekir. Kibir, ben merkezli olanlar kapalı görüşlü olurlar İşyerinde, evde, toplumda huzur ve mutluluğun esası güven sağlamaktır. Bu da samimi ve acık olmayı gerektirir. Pekala nasıl güveneceğiz ve güvenileceğiz? Yazarlar takım arkadaşlarının birbirlerine güven ilişkisi kurarak yenilikçi bir yapı oluşturabileceğini, bunun akıllı makine çağı için gerekli olduğunu belirtir. Başta lider ve yönetici olmak üzere bir işletmede güven tesisi için davranışlardan tutun da hareketlere kadar bazı pratik bilgiler de verirler. Mesela samimiyet, zarar vermeme, gülümser tavırlar,
Biz de daha çok kamu kesiminde “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” tabiri çok kullanılır. Bu söz gücü göstermek için çoğu zaman ceza yememek için trafik polisine, zabıtaya söylenir. Kibir ve büyüklenmeyi ifade eder. Kuru gücü yansıtır, söyleyenin nasıl zulüm yapabileceğini ihsas ettirir. Aynı zamanda bu tür ifade sahiplerinin liderlik ve yöneticilik yeteneklerinin çok zayıf olduğunu gösterir. Bu karakterdekilerin ellerine yetki geçtiği zaman çok büyük kötülük yapabileceklerinin de işaretidir.
Yeni Akıllı davranışların temellerini anlattıktan sonra yazarlar, okuyucuya zayıf ve güçlü yönlerini 1-5 arası notlarla bilinenlerle gerçekte yapılanlar arasında bir değerlendirme yapılmaktadır. Hatta burada, davranışlar hakkında birçok kişinin resmi eğitim almadığı da belirtiliyor. Bu kapsamda her bir bölümün ilk sorguları şunlar: her gün egomu sessize almak için aktif çaba gösteririm; Adilim; duygularıma karşı çok duyarlıyım; önyargısız bir dinleyiciyim; Duygusal zekama dair zaaflarımı biliyorum ve onları geliştirmek için bir planım var.
Üzerinde çalışılabilecek alt davranışlar da şöyle sıralanmaktadır: davranışları ve alt davranışları öncelik sırasına koyun, konuşun, gelişmenin bilimsel yolu özdisiplindir, işin uzmanından tavsiye alın, kendi deneyinizi gerçekleştirin, ısınma turları yapın, dikkatle alıştırma yapın, kendinizi ölçün, sabırlı olun, sebat edin. Yazarlar, davranışları değiştirmenin çok zor olduğunu çünkü bunun altında yatan sebepleri araştırmak gerektiğini belirtirler.
Bu bizde tasavvufta manevi eğitim metotlarını hatırlatıyor. Ancak bizim literatürümüz bu konuda daha geniştir. Mesela dedikodu, nemime, kibir, ucub gibi kötü hasletler ile hüsnü zan, cömertlik, ihsan, erdem, adalet, iyilikte yardımlaşma, hakkaniyet gibi pek çok kavram vardır. Belki bu çerçevede tasavvuf ile işletme literatürlerinin karşılaştırmalı bir çalışması faydalı olur.
Akıllı makineler çağı ile yapay zeka başta olmak üzere pek çok konu günlük hayatımıza girmiştir. Bu durum endüstriyel ilişkiler sistemini, işletmeleri, kamu yönetimini, toplumu derinden etkilemektedir. Bu süreç devam edecektir. Geleceğin kurumlarını şekillendirirken eski usuller yerine insani yeni usuller devreye girecektir. Yazarlar burada bireyler yerine takımlar; kapalılık yerine şeffaflık; üst rütbelinin kazanması yerine en iyi fikrin kazanması; onaylamak üzere dinlenme yerine öğrenmek için dinleme; anlatma yerine soru sorma; bilme yerine bilme konusunda iyi olma; IQ yerine IQ ve EQ; hataların her zaman kötü olma fikri yerine hataların öğrenme fırsatları olma fikri; rekabet yerine işbirliği ve kendini övme yerine kendini yansıtma karşılaştırması yapar.
Teknolojinin iş ortamlarını insanileştirmesi, iş ortamlarında güvensizlik ve korkuların giderilip yerlerini yüksek çalışan etkileşiminin sağlanması konularındaki araştırmalara da yer verilir.
Bizde siyaset ve bürokraside çokça sözü edilen “ayak kaydırma, ayak oyunları, entrikalar, adam harcama, yılanın başını küçükken ezme” gibi pek çok sözü takım çalışmaları ve kurumsal gelişme ile akıllı makine çağı için nasıl analiz etmek gerekir? konusu da çalışma konuları olabilir.
Bu çerçevede kamu yönetimi akıllı makine çağına ne kadar hazır veya eler yapılabilir sorularının yanına siyaset kurumu nu da eklemek gerekmektedir.
Kitapta öz belirleme (self determination) konusunda yapılan çalışmaların çalışanlar açısından önemi vurgulanmaktadır. Burada çalışanlar arasındaki ilişkiler yer almaktadır. İyi niyet tek başına bir şey ifade etmek, değer ve misyon kelimeleri davranışın yerini tutmaz, bu sebeple güvenli ortamlarda samimiyet kültürü, özgürce konuşma, öğrenirken hata yapma gibi konular yanında seçkincilik, hiyerarşi ve sınıflar yerine tüm çalışanların söz haklarının olması gibi konulara da yer verilir. Yazarlar liderlerle ilgili şu görüşlere yer verir: Akıllı Makine Çağında… “liderler de önce insan olabilmeli. Her şeyi bilen, her şeyi üstlenen, seçkinci liderler bu yeni dünyada fazlasıyla zorlanacaklardır”. Bazı liderlerdeki, yöneticilerdeki “insanlara ilgi gösterilirse şımarır, istismar ederler, yan gelip yatarlar” düşüncelerinin yanlışlığından hareketle Yeni Akıllı bir kurumun yaptığı iş ve ürettiği üründen arıca öğrenme alanında bir insan geliştirme kurumu olacağını vurgular. Kitapta Yeni Akıllı kurumlar olarak Google ve Pixar şirketleri örnekleri verilmektedir. Bu bakımdan geleceğin şirketlerinin oluşması açısından anlamlı bir çalışma ortaya konulmuştur.
Kitabın anlayışı içinde kamu yönetimini, kamu kurum ve kuruluşlarını yeniden ele almak gerekir. Akıllı Makine Çağında, yapay zekanın, nanoteknolojinin, dijitalleşmenin geliştiği bir süreçte bürokrasinin, siyasetin buna nasıl ayak uyduracağı önem taşımaktadır. Gelişen dünyada pek çok ilerleme varken, günlük, kısır çekişmelere hapsolmak sadece günümüz için değil gelecek nesiller için de büyük kayıplar ortaya çıkarır.
Kurumlarımız akıllı makine çağına ne kadar hazır? Birçok üniversite veya araştırma kurumunda konuyla ilgili kavramlar adıyla açılan merkezler ve birimler mevcut ama bunların neler yapmaları gerektiği konusunda yazarlar kitabın sonunda yeni aklın kurumsal yapı taşları olduğuna inandıkları ilkelerin kısa bir listesinin önünde şu tavsiyelerde bulunurlar:
-Gerçekleştirmek ve teşvik etmek istediğiniz belirli zihniyetleri ve davranışları tanımlayın.
-O davranışları mümkün kılan ve teşvik eden bir kurumsal sistem tasarlayın.
-Süreçlerin gerekli olduğunu unutmayın.



Kaynak: Adem Esen


Sadece bir nefes aldık… Ama hâlâ suyun içindeyiz…