
Son yıllarda, son aylarda ve son günlerde tüm dünyayı ateşe atabilecek gelişmeler ve çatışmalar çok hızlandı. Son üç yüzyıldır dünyaya hâkim olan sömürgeci, emperyalist, kan içici ve acımasız Batı’nın son temsilcisi olan ABD, son yıllarda tıpkı tarihinde olduğu gibi yine kana susamış olmalı ki akıl almaz, hayale sığmaz savaşlara girişti.
En yakın müttefiki ve yandaşı olan İsrail’e verdiği destekle Gazze’de tarihte eşi görülmemiş kanlı bir vahşete imza attı. Gazze’de çocuk, kadın, gazeteci, sağlık görevlisi, BM yetkilisi… ayırt etmeksizin katliam yapan İsrail’le kol kola yürümeye devam ediyor. Bu da yetmedi; şimdi de Lübnan’a, Suriye’ye ve İran’a saldıran İsrail’e destek veriyor; hatta destekle de yetinmeyip İran’a birlikte saldırıyorlar.
İran’da da tıpkı Gazze’de olduğu gibi sivil-asker ayrımı yapmadan binaları ve insanları vuruyorlar. Bir kız mektebine attıkları bomba ile 150 civarında kız talebeyi katlediyorlar. Bu vahşet karşısında, petrole bulanmış bir kuş için yeri göğü inleten timsahlar sus pus. Bu kızların öldürülmesi umurlarında bile olmuyor.
Bu katil devletler böyle yaparken İran ne yapıyor?
ŞAH GÖZÜ VE ŞAH KULAĞI
Şark’ın o derin ve hikmetli kültüründe devlet insana benzetilir. Vücuttaki beyin veziri (en akıllı, tecrübeli yardımcıyı, danışmanı), kalp ise padişahı (sultanı, kralı, başkanı, başbakanı, cumhurbaşkanını) temsil eder. Eller ve kollar güvenlik güçlerini (asker, polis); gözler ve kulaklar haber alma teşkilatlarını (MİT, Mossad, CIA…); gövde, bacaklar ve ayaklar ise halkı temsil eder.
Komşumuz İran devletinin ABD ve İsrail ile geçen yıl yaşadığı 12 günlük savaş ve bu yıl hâlen devam eden şimdiki savaş gösteriyor ki devletin organları ya arızalı, ya hastalıklı ya da ele geçirilmiş durumda.
Neden mi? Çünkü devletin en önemli unsurları olan kalp (Hamaney) ve beyin (Cumhurbaşkanı Reisi) ile onların yardımcıları (askerî ve sivil bürokrasinin ileri gelenleri) ABD ve İsrail tarafından katledildiler. Bunların kimisi yer altı sığınaklarında, kimisi helikopterde, kimisi otel odalarında veya evlerinde; bazen tek tek, bazen topluca suikastla öldürüldüler.
Bir devletin ana unsurları (kalbi ve beyni) suikasta uğruyorsa gözde ve kulakta bir arıza var demektir. İran devletinin gözü ve kulağı düşmanların eline geçmiş olmalı ki kalbi ve beyni yanıltıp ölümlerine sebep oldular.
EN KÖTÜ SENARYO: Şİİ – SÜNNİ ÇATIŞMASI
Tabii şunu kabul etmek gerekir ki hava gücü açısından sadece ABD’nin üstünlüğü bile tüm bölge ülkeleri toplansa yine fazladır. Yani İran çok büyük bir güçle karşı karşıyadır. Hem en üst düzey yöneticilerini hem de birçok sivil ve askerî üst yöneticisini kaybetmesi soğukkanlılığını yitirmesine sebep olmuş olabilir.
Bu sebeple olsa gerek, zaten karşısında çok büyük bir düşman varken adeta ABD’nin kölesi durumunda olan (yani iradeleri kendi ellerinde olmayan) zengin Körfez ülkelerine ayırt etmeksizin füzeler göndermeye başladı. Kendince buna haklı nedenler gösterebilir. Lakin bu yanlış strateji hem kendi işine yaramayacak hem de “Deccal’in çocuklarına” çok iyi bir fırsat vermiş olacaktır.
“Deccal’in temsilcileri” (ABD–İsrail), toptan düşman kabul ettikleri İslam ülkeleri arasında bir Şii–Sünni savaşı çıkartarak kenara çekilip seyredebilirler. (Maazallah.)
İran devlet beyni felç olmuş olmalı ki önlemler almayarak üst düzey yöneticilerini birer birer kurban verirken bugün de yanlış kararlar alarak esas düşman dururken Müslüman ülkelere saldırıyor. Buna en çok Deccal’in son temsilcileri seviniyor. İran bu kadar hatayı yaptığına göre düşünmek gerek.
(Bu satırları yazdığım sıralarda bir İran füzesi Hatay’ da düşürülmüştü.)
Kaynak: Lütfi AYHAN

Aklımız da kalbimiz de pazar gününde…