(2025 “Mevlid-i Nebi Yılı” ilan edildiği için Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili yıllar önce kaleme aldığım bir yazıyı birkaç değişiklikle yeniden paylaşmak istiyorum.)
Kalemler, O’nu Yazamaz, Mısralar O’nu(sav) Anlatmaz
Peygamber Efendimiz ’in yüceliğini anlatmak, kelimelerin erişemeyeceği bir güzelliğin peşine düşmektir. Bizler ancak O’nu görenlerin gönlünde yanan aşkın ateşinden düşen kıvılcımlarla konuşabiliriz.
2025 “Mevlid-i Nebi Yılı” ilan edildiği için Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili yıllar önce kaleme aldığım bir yazıyı birkaç değişiklikle yeniden paylaşmak istiyorum.
Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında yazmak, hiç kolay değil. Bu sebeple uzun yıllar çekingen kaldım. Ta ki bir Acem şairinin şu mısraları karşıma çıkıncaya kadar:
“Ey Nebi! Bu mısraları seni övmek için değil; şiirimin senin isminle şeref bulması için yazıyorum.”
Bu söz bana cesaret verdi. Çünkü O’nun güzelliğini anlatmak, kelimelerin değil ancak gönüllerin işidir. Süleyman Çelebi de aynı hakikati ne güzel dile getirir:
“Zâtıma mir’ât edindim zâtını / Bile yazdım adım ile adını.”
Manevî Sahnenin Işıkları Altında Yazılan Mısralar
O’nun yüceliğini en güzel anlatanlar, Yunus’tur, Mevlânâ’dır, Bâyezîd-i Bistamî’dir, Fuzulî’dir… Çünkü onların gördüğü manevî sahneler, bizlerin kelimelerle tarif etmeye güç yetiremediği bir gerçeğin ışıklarıyla doludur.
Bu yolun önemli rehberlerinden biri geçenlerde şöyle diyordu:
“Yunus da Mevlânâ da bizim göremediğimiz, onların gördüğünde hayretle kendilerinden geçtikleri manevî bir sahnenin ışıkları altında yazdılar o mısraları.”
Şairlik hevesi taşıyan herkes, bu sözlerin ne kadar doğru olduğunu bilir. Ben de en güzel mısralarımı ya büyük bir hüzün ya büyük bir sevinç ya da karşıma çıkan muhteşem bir manzaranın tesiriyle yazdım. Fakat yine de, o büyük velilerin sözleri yanında hepsi bir “mâni” gibi sönük kalıyor.
“O(sav) On sekiz Bin Alemin Mustafa’sıdır”
Yunus’un deyimiyle Peygamberimiz (s.a.v.) “on sekiz bin âlemin Mustafa’sındır.
Hz. Âişe’nin ifadesiyle “yürüyen Kur’an’dır.
O Allah’ın “tüm insanlara ‘üsve-i hasene’ olarak takdim ettiği misaldir.
O (s.a.v.) öyle bir eşti ki; hiçbir kadını incitmedi, tek kötü söz söylemedi, evinde emir dili kullanmadı.
O (s.a.v.) öyle bir cömertti ki; “Ne güzel sürün var ey Muhammed” diyen adama,
“Sürü senin olsun, ister misin?”
diyerek dünyalığını bağışlayıverdi. Bu davranış karşısında şaşıran adam kabilesine koşarak:
“Vallahi Muhammed fakirlikten korkmayacak kadar cömerttir. Bu ancak peygamber cömertliğidir.”
dedi ve iman etti.
O (s.a.v.) öyle bir baba idi ki; Hz. Fatıma evlendikten sonra bile onu namaza kaldırmayı ihmal etmedi. Evladının cenneti kazanmasını, dünyadaki her şeyden daha çok arzu etti.
O (s.a.v.) öyle bir devlet başkanıydı ki; külfette en önde, nimette en sonda durdu.
Hicret edenlerin en sonuncusu da O oldu.
O (s.a.v.) öyle bir Resul’dü ki; Cebrail’in bile “Buradan sonrası bana yasak” dediği noktadan Sidretü’l-Müntehâ’ya yalnız gitti.
Ve O (s.a.v.) öyle bir dosttu ki; üzümü en alttaki tanelerden yemeye başlar,
“Belki bir dost gelir de tatlı taneleri ona ikram ederim.”
diyecek kadar zarif düşünceliydi.
Yunus’un dilinden: Adı güzel, kendi güzel…
“Yerlerde ve göklerde övülen” anlamındaki “Muhammed” ismine yüzyıllardır övgüler yazıldı. Ben sözümü Yunus’la bağlayayım:
a)
Canım kurban olsun senin yoluna
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
Şefaat eyle sen kemter kuluna
Adı güzel, kendi güzel Muhammed…
b)
Bir kez yüzünü gören ömrünce unutmaya
Tesbihi sen olasın ol ayruk din tutmaya…
Sekiz uçmak hurisi bezenip gelir ise
Senin sevginden gayri gönlüm kabul etmeye
Ben seni sevdiğime Bahâî derler ise
İki cihan mülkünü verip bahâ bitmeye…
Bu muazzam dizeleri, Semih Sergen’in gönül titreten sesinden, sessiz bir anda birkaç kez dinleyin.
Eğer gönül kapılarınızda bir kıpırdanma yoksa, vakit kaybetmeden bir gönül doktoruna görünmek gerekir.
Kaynak: Lütfi AYHAN
Nefsinin tuzağına düşen aslan
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.