Dolar
8,7639
Euro
10,3176
GRAM ALTIN
493,51
BIST
1.399
Konya
hafif yağmur
12°C
Yeni Meram

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA ALMANYA ÜZERİNDE MORGENTHAU PLANI

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASINDA ALMANYA ÜZERİNDE MORGENTHAU PLANI- Adem ESEN- Yeni Meram Gazetesi

A+
A-
09.07.2021 01:50
08.07.2021 15:51
0
1978
ABONE OL

Almanya iki dünya savaşından sorumlu tutulduğundan 15 Eylül 1944 QUEBEC konferansında ABD Başkanı Roosevelt ve İngiliz Başbakan Churchill tarafından verilen muhtırayla Ruhr ve Saar havzalarının özelliği gözetilerek silahsızlandırma konusunda durulmuştur. Zira Almanya'daki metalurji, kimya ve elektrik endüstrilerinin barıştan savaşa dönüşme kolaylığı vardı. Almanlar, komşularının ve Rusların askeri tesislerine büyük zarar vermişlerdi. Bu sebeple bu ülkelerin uğradıkları kayıpların telafi edilmesi gerekirdi. Bu nedenle Ruhr ve Saar'da sözü edilen endüstrilerin zorunlu olarak faaliyet dışı bırakılması ve kapatılması üzerinde durulmuştur. Ayrıca iki bölgedeki bu sanayilerin sökülmesini denetleyecek ve yeniden başlatılmamasını sağlayacak bir dünya örgütü kurulması düşünülmüştür.
Ruhr ve Saar'daki savaşa neden olan sanayileri ortadan kaldırmaya yönelik bu program, Almanya'yı esasen tarım ve hayvancılık yapan bir ülkeye dönüştürmeyi amaçlıyordu. Böylece Amerikan Hazine bakanı Henry Morgenthau tarafından Almanya'nın büyük bir güç haline gelmesine karşılık kalıcı olarak yok etme hedefi ortaya konulmuştur. Böylece plan, Sovyetlerden ziyade Almanya’yı hasım olarak görmektedir. Zira Rusya 1939 yılında 170 olan nüfusunun 20 milyonunu ve sanayi tesislerini ikinci dünya savaşı ile kaybetmişti. (Tabii ki başta Almanlar olmak üzere savaşa giren Avrupa ülkeleri hem ciddi olarak nüfus hem de sanayilerini kaybetmişlerdi, diğerleri de bundan ciddi olarak etkilenmişlerdi) Bu durumda Sovyetler (yani Ruslar) öncelikli güvenlik ve imarları ile savaş tazminatı üzerine yoğunlaştılar. Savaş, ABD topraklarında olmamıştı, ama onlar da savaşta 410 bin vatandaşını kaybetmişti. İngiltere ve Fransa savaşta hem nüfus hem de ekonomi bakımından ciddi yara almıştı. Dolayısıyla Avrupa’nın inşası işi sadece ABD kalmıştı. Bunun için Doğu blokunda Sovyetler ile Batı blokunda ABD dünyaya şekil vermeye çalıştılar. ABD başkanı Roosevelt ile Sovyetlerin başkanı Stalin arasındaki görüşmeler Almanya üzerinde şekillendi. Almanya’nın koşulsuz teslimden sonra parçalanması ve çok sayıda devlete bölünmesi, 50-100 bin civarında üst düzey Alman kurmay subayının infaz edilmesi Stalin tarafından dile getirildi, İngilizler buna çekincelerini koydular.
Ancak bu plana karşılık milyonlarca Almanın göç edeceği ve bunun da Avrupa’nın diğer kısmına zarar vereceği öne sürüldü. Yine Alman endüstrisini kapatmak tüm Avrupalıları aç kalmaya zorlayabileceği belirtildi. Almanya’nın Parçalanma Komitesi 7 Mart 1945’de toplandı. 12 Nisan’da da ABD başkanı aniden ölmüş, sonra yardımcısı Truman ve sonra Eisenhower seçilmişti. Dolayısıyla bu plan işletilmemiş, arkasından Sovyetlerle ilişkiler gerilmeye başlamıştır. Ağustos başındaki Postdam konferansı ile Almanya politikası değişmiş ve ABD Batı Avrupa’nın kalkınması için güçlü bir Almanya oluşturulmaya yönelmiştir. Ancak ülke ikiye bölünerek gücü sınırlanmıştır.
Almanya kısa süre sonra dışarıdan işçi almaya başladı ve bunlar içinde Türkler önemli yer tutuyor. 9 Kasım 1989’da Berlin duvarı yıkılarak Doğu-Batı birliğini sağlandı. Halen Almanya Avrupa Birliğinin en güçlü ekonomisine sahip ülkesidir.
Tarihi olaylardan sadece tarih alanında akademik çalışma yapanlar veya tarih konularını sevenler değil, siyasetçilerin ve karar alıcıların özellikle yakın siyasi tarihi iyi tahlil etmeleri ve bu bunlardan dersten çıkarmaları gerekir.
Bize dönecek olursak; son ABD başkanı seçimlerinden sonra “ABD başkanından telefon geldi-gelmedi, mesaj şöyleydi, böyleydi” gibi birtakım söylentilerle pek çok kişinin yorumlarını gördük. Devletler arası ilişkilerde kimse kimsenin kara kaşına ela gözüne bakmaz. Çünkü burada ülkenin ve milletin gücünü sahip olduğu imkanlar (başta coğrafi konum, doğal kaynaklar) ve bunların kullanım şekli, milleti ve ordusunun gücü, insanlarının üretkenliği, dirençliliği ve azmi ile güçlü politikaları belirler. Bunları hakkıyla yönetenler hakkettiklerini alırlar. Yoksa dışarıdan kimse kimseye bir şey ihsan etmez. Yukarıdaki Almanya örneğinden herhalde bu anlaşılıyor.

HABER YORUMLARI
  1. Henüz yorum yapılmamış.
    İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.