YAZARLAR

Değerli okurlar
Bu haftaki konumuza başlamadan önce 22 Ekim 2020 tarihinde sizlerle paylaşmış olduğum “ Bisiklet Yolu Mu? Engel Yolu Mu?“ başlıklı yazımıza kulak veren ve bu doğrultuda denetimlerini sıklaştırmak için “ Bisiklet Yolu Kontrol Zabıtası“ ekiplerini oluşturan Konya Büyükşehir Belediyesine ve Belediye Başkanımız Uğur İbrahim Altay’a teşekkür etmek isterim. Bisiklet kullanıcılarının daha rahat ve güvenli sürüş sağlamaları için kurulan bu ekibin işini kolaylaştırmak adına, bizler de üstümüze düşen görevi yapalım ve kurallara riayet ederek, yardımcı olmaya çalışalım. Şehrimize değer katan bu güzel yolları işgal etmekten vazgeçelim. Vazgeçelim ki gerçek amacı ne ise onun için kullanılsın.
Bilindiği üzere mart ayında ülkemize giriş yapan koronavirüs belasıyla halâ mücadele etmekteyiz. Aslında sadece biz değil, virüsün çıkış noktası olan “Çin Halk Cumhuriyeti” hariç, her devlet bu illetle mücadeleye devam ediyor. Kâbus gibi geçen ayların ardından geldiğimiz noktaya baktığımızda aslında bir arpa boyu yol kat edemediğimizi görüyoruz. Bunun elbette sorumlusu en başta bizleriz, çünkü ne hikmetse “bana bir şey olmaz“ anlayışına sahip kafalarımızdan kurtulamadık bir türlü. Yetkililer her gün “maske ve sosyal mesafe kuralım uyalım“ diye uyarırken, sokağa çıktığımızda halâ maskesiz ve tedbirsiz yüzlerce insan gördük. Veballi iştir dedik, kul hakkıdır dedik, o bile fayda etmedi. Herkes bildiğini okumaya devam etti, ciddiyetle başlanan mevzu tabiri caizse çocuk oyuncağına döndü. Vaka sayıları bin civarlarında gezerken şu an dört bine dayanmış durumda. Sağlık personelimiz yorgun, aylardır evden çıkmayan ve kendini koruyan vatandaşlarımız umutsuz, çalışmak zorunda olan vatandaşlarımız ise gelecek hakkında az da olsa bir fikir sahibi olmadığı için karamsar bir halde. Özetle koronavirüsün bambaşka bir etkisi daha var artık insanlar üzerinde, “psikolojik ve ruhsal yorgunluk.” Hatırlarsınız, yaz aylarında kurtuluruz bu illetten gözüyle bakmıştık bir dönem. Sonrasında vakalar azalmaya başlayınca daha da umutlanmıştık. Ama yine olmadı, yine başa döndük. Hatta daha da kötüsü başa bile dönemedik aslında, baştaki noktadan bile epeyce uzaktayız. HES kodu zorunluluğu, halkın yoğun olduğu yerlerde sigara içme yasağı, 65 yaş üzeri vatandaşların belirli saatlerde sokağa çıkmasının yasaklanması falan derken, salı günü yapılan açıklamalarla bazı kısıtlamalara gidildi yine. Ama bu seferki kısıtlamaları şahsım adına anlamakta güçlük çektim, neden mi? İşte nedenleri:
Epeyce bir süre, hafta sonlarında uygulanacak olan saat 10:00 ile akşam 20:00 arası sokağa çıkma kısıtlamasının saatlerini anlamaya çalıştık. Hemen hemen herkes sabahtan başlayıp akşam sona erecek kısıtlama olarak algıladı bu yasağı. Zaten mantığa doğru gelen de buydu, ama gel gelelim işin doğrusu sonradan anlaşıldı. Virüse bizle birlikte gece yatıp dinlenme izni verilmiş, ertesi gün sabah tekrar buluşuruz denilmiş belli ki. Zaten saat 22:00’de insanların gideceği yer kalmıyor, her yer kapanıyordu. Saat 20:00’den sonraki 2 saat için tedbir mi alınır Allah aşkına? Malum bir de kış aylarındayız, hadi yaz ayları olsa parkta, bahçede insanlar oturur falan deyip, bir nebze anlayacağım durumu. Soğukta zaten insanlar evlerindeler, dışarıda olanlar da 22:00’den sonra mecbur eve gidiyor. Bu kısıtlamadan verim alınacağını düşünmek, Nasreddin Hoca’nın göle maya çalmasını bekleyip “ya tutarsa“ diye beklemesiyle eş değerdedir kısacası.
Bir diğer garip kısıtlama ise spor müsabakalarının seyircisiz oynanmasının devam etmesi kararı. Ona da şu mantıkla bakmak lazım. Şehrimizden örnek verelim; 42.000 kişilik Konya Büyükşehir Stadyumunda 10.000 Konyaspor taraftarı arada koltuk mesafesi bırakarak maç izleyebilir mi, izleyemez mi? Sosyal mesafeyse sosyal mesafe, hijyense hijyen, üstelik bir de açık hava. Yani günlük hayatta uyguladığımız tedbirlerin aynısı. Ama yok olmaz muhtemelen virüs spor müsabakalarını da seviyor, ondan dolayı seyircisiz oynanmalı spor müsabakaları. Kulüpler milyonlarca lira zarar etmiş, taraftarlar takımına tribünden destek vermeyi özlemiş, kimin umurunda ki?
Şimdi de gelelim kafe ve restoranların durumuna. Bu süreçte en çok etkilenen sektörlerin başında geldikleri aşikâr. Aylarca zaten kapalı kaldılar ve binlerce lira zarar ettiler. Normalleşme süreci ile birlikte yavaş yavaş toparlandılar derken yine yasak onları buldu. Sadece paket servis yapabilecekler ve içeride müşteri bulunduramayacaklar. Yani karton bardakta kahve satan işletmeler bir nebze olsun para kazanabilecekler, porselen bardakta kahve satan işletmeler kapılarına kilit vuracaklar. Virüsün yayılmasının engellenmesi için çözüm müdür, yine tartışılır.
Sinema ve halı sahaların yıl sonuna kadar kapalı kalacak olması ise doğru karar. Çünkü sosyal mesafenin ayarlanabilmesi ve gerekli hijyenin sağlanabilmesi bu tip yerlerde çok zor olabilir.
Konuyu toparlamak gerekirse değerli okurlar, virüse mesai yaptırmaktan bir an evvel vazgeçmeliyiz. İnsanların özgürlükleri zaten bu kadar kısıtlanmışken, bir de gün içerisinde “Şurada sigara içmeyeceksin”, “Şu saatlerde evde olacaksın“ demenin hiçbir faydası yoktur. Aksine psikolojik ve ruhsal çöküntü yaratır. Tünelin ucundaki ışığı görmek istiyorsak en başta yapılması gereken en az 14 günlük sokağa çıkma yasağı uygulanması… En makul çözümdür. Konuyla alakalı olarak yetkili kişi, kurum ve kuruluşları sağduyulu olmaya ve daha sert tedbirler almaya davet ediyorum. Sağlıkla kalın…

Saygılarımla…

> Yeni Meram >Yazarlar > Zamanı gelmedi mi?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.