YAZARLAR

Dünyada Koronavirüs görülen ülke sayısına paralel ülkemizde de vaka sayılarında bir artış yaşanıyor. Artışa bağlı olarak toplumsal kaygı da artıyor. Şu anda Koronavirüsle beraber ortaya yeni bir hastalık da çıktı diyebiliriz. Adına da Koronafobi denebilir. Bunun muhakkak psikolojik ve sosyal sonuçları olacaktır. Korkunun panik ve paranoyaya dönüşmemesine dikkat etmek gerekiyor.
Böyle durumlarda kaygının yükselmesi beklenen bir şey. Kaygının kontrolsüz bir şekilde ve orantısız olması kişiye zarar vermeye başlar. O nedenle dünya ölçeğindeki durumu şu anda bir fırtınaya benzetebiliriz. Fırtına varken yürümeye devam edilmez. Bir yere çekilip beklenir. Fırtına geçtikten sonra tekrar yolunuza devam edersiniz. Burada da aynı durum geçerlidir.
Stres var panik yok!
Risk karşısında 15 gün gibi geçici sürelerle sosyal izolasyonlar yapılıyor. Riskli bölgelerden gelenler karantinaya alınıyor. Bu durum olumlu ve olması gereken bir uygulama. Karantinayı umursamayanlar, durumu küçük görenler kontrolü kaybetmiş duruma düşerler İtalya ve İran gibi ülkelerde bunu gözlemliyoruz. Türkiye ilk baştan beri bilimsel standartlara uygun davranıyor. Tabi kontrol altında gidiyor olmamız henüz riskin geçmiş olduğu anlamına gelmiyor. Korku faydalı, tedbirli olmak gerekli ama korkuyu nasıl karşıladığımız tamamen algılamamız ve bilgilenmemizle ilgili bir durum. Bu durumda stres var, panik yok diyoruz.
Krizi fırsata çevirmeyi öğrenmek gerekiyor…
Kriz durumlarını fırsata çevirmenin de mümkün olduğunu vurgulamak isterim. Bunu fırsata çevirecek olanlar kazançlı çıkacaktır. Çin’de karantina bitti ama boşanmalar arttı. Bunu medyadaki haberlerden gördük. Bunlar kriz durumlarının yan sonuçları. Bu şekilde olağanüstü durumlarda ertelenen birçok şey patlak verebilir. Yahut da hızlanır. Bu krizleri fırsata çeviren kişiler ise kazanır. Kişi kriz durumlarında bazen öyle şeyler öğrenir ki daha sonraki hayatı için fırsata kazanıma dönüşür.
Örneğin el yıkama kültürü bütün dünyada yaygınlaştı. İnsanlar yapış yapış ilişkilerin risklerini öğrendiler. Bu dönem aynı zamanda aile bağlarının kuvvetlenmesi için önemli bir fırsat. Buna krizi fırsata dönüştürmek diyebiliriz.
Ailedeki ilişkinin kalitesi artırılmalı…
Anne ve babalar bu dönemi çocukları ile vakit geçirmek için fırsat olarak görebilmeli. Bu dönemde çocukları dış dünyayla çok fazla haşır neşir etmemek gerekir. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçındıktan sonra ailece dışarıda da birlikte aktivite yapılabilir elbette. Önemli olan ailece ve çocukla birlikte beraber geçirilen zaman. Bu şekilde ailedeki ilişki kalitesi artacaktır.
Tamamlayıcı aile ilişkileri, bağları güçlendiriyor…
Kaygı ve korkunun yaşandığı dönemlerde çocuklarımızın gelişimlerini de ihmal etmemek gerekiyor. Korku ve kaygıdan çocuklar etkilenir. Bu durumda çocuklar, anne babanın panik olup olmama durumuna göre davranış geliştirirler. Aile içerisinde geliştirilen davranışlar önemlidir. Aile içerisindeki rekabetçi tutum, benim dediğim, senin dediğin şeklindeki inatlaşmaların olduğu ailelerde kırılmalar yaşanır. Ama birbirini tamamlayıcı aile ilişkileri varsa, taraflar birbirlerinin eksiklerini tamamlıyorsa mücadele ve yardımlaşmanın esas olduğu aile tipleri varsa böyle durumlarda aile bağları kuvvetlenir. Stres altında soğukkanlı kalma becerisi önemli. Bu becerisi olmayan bir kimse stres altında daha çok kırılgan hale gelir. Stresin yükseldiği durumlarda kişi dürtü ve öfke kontrolü yapamaz. Kişiler birbirini düzeltmeye çalışmaktan çok birlikte nasıl ilerleriz diye düşünmeye çalışsınlar.
Güven, korku ve kaygıyı azaltıyor…
Kimilerinin rehavete kapıldığına şahit olabiliyoruz. Şu anda bu konuyu yok saymak gerçekçi değil. Ortada açık bir kriz var. Böyle durumlarda ümitsizlik ve karamsarlığa düşmemek, gelecekle ilgili yapacağımız planlardan vazgeçmemek gerekir. Şu anda bu konu ister istemez konuşulacak. Evdeki televizyonu kapatmak belirsizliğe sebep olmaktır. Krizlerde açık ve şeffaf olmak gerekiyor. Şu anda biz gördük ki böyle bir krize biz sağlık politikaları olarak hazırmışız. Şu anda durumu iyi yönetiyoruz. Yöneticilere güvenmek de korku ve kaygıyı azaltır. Kaygının olması normaldir ama kaygının korkuya, paranoyaya dönüşmesi sağlıklı değildir.
Böylesi kriz dönemlerinde kişinin kontrol duygusu ve zihinsel sığınağı çok önemli. Yüksek bir güce inanan kişiler böyle durumlarda krizi paniğe dönüştürmüyorlar. Mindfullness dediğimiz bir teknik var mesela. Bu tarz yaşam felsefesi olan kişiler güçleniyorlar.
Pop star hekimlere dikkat! Ehil ve emin kişiler olmalı!
Belirsizliğin giderilmesi, bilgilendirmenin korku ve kaygıyı azalttığını söyledik. Bu süreçte basımıza önemli görevler düşüyor. Kanaat önderlerinin, uzmanların medya aracılığıyla toplumu bilgilendirmeleri, açıklamalar yapması hayati önem taşıyor. Ancak medya ekrana çıkaracak, görüşlerine başvuracağı kişileri iyi seçmeli. Medyanın muhakkak seçtiği konuşmacılara dikkat etmesi, işin ehli olanlardan görüş almaları gerekiyor. Ehil ve emin olmak çok önemli. Böyle kişiler konuşturulmalı. İşin ehli olmayan Pop – star hekimlere dikkat etmek gerekiyor. Sırf ilgi çekmek için, alkışla beslenen kişiler toplumu yanlış yönlendirecektir. Medyanın da bu konuda, toplum sağlığını düşünmek adına işin ehli kişileri konuşturması gerekiyor.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü-Psikiyatrist

> Yeni Meram >Yazarlar > Yeni tehdit KORONAFOBİ!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.