YAZARLAR

Süleyman Demirel’e gazetecilerden biri sormuş:

Efendim, memleketin halini tek kelimeyle özetler misiniz?”

Demirel ‘İyi’ demiş.

Başka bir gazeteci: “Peki ya iki kelimeyle özetler misiniz?” deyince

Demirel cevap vermiş: ‘İyi değil’

Yoğun gündemde araya kaynadı gitti ama Türkiye’nin Suriyeli mülteciler için oluşturmayı planladığı ‘güvenli bölge’nin detayları netleşti. Plana göre Suriye’nin kuzeyinde, 5 bin nüfuslu 140 adet köy ile 30 bin nüfuslu 10 ilçeden oluşan yerleşim alanı oluşturulacak. Köylerin her birinde 350 metrekare parsel büyüklüğüne oturan 100 metrekare 3+1 ev ile ahırdan oluşan 1.000 konut, 2 cami, 16 derslikli 2 okul, 1 gençlik merkezi ve kapalı spor salonu ile yönetim merkezi projelendirilecek. Köylerde her haneye, arazinin büyüklüğüne göre 1 dönüm tarım arazisi verilecek. Her bir köyde 1.000 konut, 140 köyde 140 bin konut, her bir ilçede 6 bin konut, 10 ilçede 60 bin konut olmak üzere toplam 200 bin konut, yabancı fonlarla oluşturulacak. 1 milyon kişilik yerleşimin inşaat maliyeti, yaklaşık 150 milyar 965 milyon 400 bin lira tutuyor. Yerleştirilecek nüfusun 2 milyon olması halinde maliyet de bu oranda artacak.

İstanbul ise yaşanan 5.8’lik deprem yüzünden diken üstünde, artçıların arkası kesilmiyor. Herkesin aklında aynı soru: Beklenen büyük İstanbul depremi kapıda mı?

Hatırlayanlarınız olacaktır, Japonlar 2007 yılında bir rapor hazırladı. Rapora göre, İstanbul’da 30 yıl içinde 7,5 şiddetinde bir deprem bekleniyor. Korku filmi senaryosu gibi dursa da yine aynı raporda, olası depremin sonuçları da şu başlıklarla sıralanıyor: “Binaların yüzde 10’u yıkılır, altyapı çöker, kurtarma faaliyetleri yapılamaz çünkü zaten dar olan sokaklar, enkaz yüzünden tıkanacak. Güçlendirilmemiş köprüler geçit vermeyecek. Liman ve havalimanı hizmetleri durur. Camiler, diğer ibadet yerleri ve tarihi binalarda çökmeler yaşanacaktır. Deprem dalgaları sahili vurur.”

Ülkemizin yüzde 65’i deprem riski altında ancak İstanbul, tam manasıyla felaketin eşiğinde.

99 Marmara depremini de yaşamış ve sınıfta kalmış ülkemizde 5,8’lik sarsıntı bize gösterdi ki, deprem için ortaya konulan en somut önlemimiz şu: “Vatandaşlarımız hasarlı binalara girmesin”

Depremin ardından mega kentte telefon şebekeleri işlevsiz hale geldi.

İstanbul trafiği bir anda ana baba gününe döndü.

‘Şehirde kaç tane acil toplanma alanı var’ tartışması başlarken vatandaşların “herhangi bir afet sonrasında toplanılmaya uygun güvenli alanlar” olarak ifade edilen acil toplanma alanlarının nerede olduğundan bihaber yaşadığını öğrendik ki bu hikâyenin nispeten iyi kısmı. Çünkü olası bir depremde toplanma alanı olarak belirlenmiş 493 bölgeden 416’sında AVM, rezidans ve gökdelen inşa edildiği iddiaları üzerine bir tartışma da aldı yürüdü depremin ardından.

5.8’lik sarsıntının ertesinde İstanbul Valiliği, 20’si az, 9’u ağır hasarlı toplam 29 okulda eğitime ara verdi!

Soru şu: Ya beklenen o büyük deprem olsaydı…

Bu ölçüde bir depremde bile kullanılamaz hale gelen okullarda eğitim gören binlerce öğrencinin sorumluluğunu kim üstlenecekti?

İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi öğrencileri ise deprem sonrası hasarlı olan fakülte binalarına ‘can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle’ girmeyi reddedip, oturma eylemi yaptı.

Sonuç: İstanbul Valiliği, İÜ Diş Hekimliği Fakültesindeki 7 binanın, deprem ön hasar tespiti sonucunda tahliyesine karar verdi.

Avcılar Belediyesi çalışanlarından biri ise hafta içinde çalışırken dolap sallanınca deprem oldu zannedip kendini birinci kattan aşağıya attı. Alın size depremin psikolojik tahribi…

İstanbul’da hızlı kentleşmenin ürünü olarak ortaya çıkan denetimden, planlamadan uzak çarpık yapılaşma ne yazık ki ülkece felaketimizi hazırlayacak. Bugün çözüm olarak, dişinden tırnağından artırıp ev sahibi olmuş insanlara ‘bu bina sağlam değil, yık yenisini yap’ demenin imkânı yok.

Maliyeti ne olursa olsun kentsel dönüşümün ivedilikle ve sistemli bir şekilde sağlanması gerek. Ders almak için de telafisi mümkün olmayan acıları tekrar tekrar yaşamaya gerek yok, 16 milyon insan deprem gerçeğinin içinde yaşarken bu kadar deprem bilincinden ve sorumluluğundan bihaber olmayı neyle, nasıl açıklayacağız? Bu gerçekle yüzleşmeden önce devletin de vatandaşın da ayrı ayrı üstlenmesi gereken sorumluluklar var.

Hal böyleyken siz memleketin halini nasıl özetlersiniz?

Etiketler: , , , , , ,
> Yeni Meram >Yazarlar > Soranlara ‘iyi’ dersiniz!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.