YAZARLAR

Kültürümüz bizim geçmişimiz. Kültür değerlerimiz mihenk taşlarımız. Unutulmaya yüz tutan, artık usta-kalfa-çırak ilişkisinde son demlerini yaşayan, birçok sanat dalında değil kalfası, çırağı dahi olmayan, bulunmayan, talep edilmeyen el sanatlarımız, geçmişle aramızda var olan, kopmaması, kopmasına rıza göstermemiz gereken bağlarımız.
O ustalar, son ustalar, son temsilciler!
Allah ömürlerini uzun eylesin.
Gözlerini kapatıp gittikten sonra,
Birkaç kuşaktır sürdürdükleri sanatları tarih olacak!
Mazinin derinliklerinde kaybolmaya,
Yok olmaya başladıklarında ise,
İzlerini gün ışığında kandille arasak bulamayacağız!
Bu süreyi uzatmak, bu sanat dallarını yaşatmak, bu sanatlara yeni çıraklar, yeni kalfalar ve yeni ustalar kazandırmak, onlara açacağımız sergilerle, onların yaşamasını sağlayacağımız günlerle, şenliklerle kültürümüze ne denli sahip çıktığımızı göstermekte, bizim gayretimize, kültüre olan vefamıza kalmış!
Şehrimizde, birçok şehrin rüyasını gördüğü, ancak başarmaya muvaffak olamadığı ölçüde ve büyüklükte bir bedesten var.
Ve bu bedesten, atıl vaziyette, beni değerlendirin artık der gibi her Allah’ın günü yüzümüze bakıp duruyor!
“Konya Tarihi Bedesten Günleri” yapılmak için ne bekleniyor acaba?
Ne unumuz, ne şekerimiz, ne irmiğimiz, ne odunumuz, ne ateşimiz eksik. Bedesten kazan, biz kepçe olmak için, beklediğimiz bir helvacı mı?
Yani bir yol gösteren, yol bulan, yol açan mı eksik?
Sayın Uğur İbrahim Altay, bu iş için biçilmiş kaftan değil mi?
Bizler, onu bu Şehrin Emini olarak seçmedik mi?
Madem ki seçtik, ondan beklenen tarihi dokunuşta ona kaldı…
Geçmişe sahip çıkma konusunda, evvel emirde karar mercii kendisi.
Selçukluda yapmış olduklarını, bundan sonra Konya Büyükşehirde yapacaklarının teminatı olarak görüyoruz!

*****
Kültür değerlerimize, kültür değerlerimizin vazgeçilmezlerine, onları hayatta ve ayakta tutmak için çırpınan sanatkarlarımız ve sanatçılarımıza bir hami lazım!
Anlaşıldı ki, bu işin bir hamisi olmadan olmuyor!
Bu şehrin en fazla aksayan yönlerinden birisi de, kültür alanında var olan hami eksikliği!
Bu hamiliğe en çok yakışan isim, sizden başkası değil sayın Altay!
Çünkü; Şehirlere tarihin, kültürün ve mazinin yüklemiş olduğu misyonu, kendilerine görev tevdi edilen insanlar taşır!
Bu sorumluluk, bu görev, bu misyonun taşınmak üzere size sunduğu emanet, 31 Mart 2019 tarihinden bu yana sizin omuzlarınızda…
Çünkü siz;
Bu şehrin kültür değerlerine,
Kültürüne sahip çıkan insanlarına,
Bunun için gönüllü olarak seferber olan gönüllülerine el uzatacak,
Elinden tutacak,
Kültür değerlerini sil baştan,
Yeni baştan,
Yepyeni bir coşku ve heyecanla ayağa kaldıracak,
Şehre ivme kazandıracak bir dokunuşun lazım geldiğini,
Çok öncelerden fark edenlerdensiniz…
Bu şehirde el sanatlarından ressamına,
Müzikle uğraşanından hat ve tezhip sanatına kadar oldukça geniş bir yelpaze de,
Hem şehirde, hem de ülke çapında tanınan, bilinen ve sevilen isimler var.
Bu şehir hoşgörü iklimine sahip bir şehir!
Geçmişle yegane bağlantımız olan kültür değerlerimizin, kopmaması, sona ermemesi, yaşaması ve ayakta kalması lazım!
Amma velakin, bu değerlerimizden bazıları resmen can çekişiyor!
Bütün bu olaylar gözlerimizin önünde, hemen yanı başımızda yaşanırken, bizler bu işe değil bakmak, seyirci olmaya dahi tahammülü olmayan davranışlar sergiliyoruz.

*****
Laftan öteye gidemeyen ve bir türlü hayata geçirilemeyen unutulmaya yüz tutan el sanatlarını kurtarma, elinden tutma, onları hayata döndürme, her birini toplum hafızasında iz bıraksın, hatırlansın, unutulmasınlar diye muhafaza etme teşebbüslerini bir türlü gerçeğe dönüştüremedik.
Bugüne kadar, “-ecek” ve “-acak” arasında gidip gelen açıklamalar, zaman öldürmeye, el sanatlarının yıkıldığı yerde kalmasını beklemeye dönük cümleler arasında zamana oynamaya başladılar.
Yıkıldıktan, yerle yeksan olduktan sonra diyeceğiz ki, bir zamanlar bu şehirde, bu tarihi Başkentte, dünya kadar el sanatı vardı.
Toparlayamadık, çok işimiz vardı, zaman ayıramadık, gözlerimizin içine baka baka, yok olup gittiler demenin kime ne yararı olacak?
Gideni, kaybolanı geri getirebilecek mi?
Geçmişe sahip olmama, olmak istememe adına bu ayak diremenin bir adı filan var mı?
Kısa bir zaman sonra…
Ne Demircilik…Ne Bakırcılık…Ne Kalaycılık…Ne Keçecilik…Ne Geleneksel Tahta Kaşık Oymacılığı kalacak…
Geçmişe sahip çıkma konusunda bir türlü samimi olamadık. Eski sanatlarımızı, yok olmaya yüz tutan el sanatlarımızı, bir sokakta toplayamadık.
Bu sanatların tamamını bir araya toplayan, içine alan ve sergileyen tarihi bir Konya sokağı oluşturamadık.
Bu türden söylemlerle yola çıktık, ne hikmetse arkasını getiremedik.
Ne tarihi Mengüç Sokağı, ne Kılıçaslan Meydanındaki sokak, Konya Sokağı olamadı, o vasfı taşıma özelliğini hiçbir zaman gösteremediler!
Artık sadece adı kalan, tarihi Gevraki Hanının kalıntıları, tel-tel dökülen hali ve virane dükkanları arasında, demirci, bakırcı, kalaycı, keçeci gibi sanatların son temsilcilerinin, son demlerini yaşamaları, birçok sanat erbabı kardeşimizin kıyıda, köşede kalan dükkanlarında ve işyerlerinde sanatlarını devam ettirme gayretlerini ise gören yok, duyan yok, ilgilenen yok, onların sesi olmaya niyetlenen yok!
Bu şehrin derdini kendine dert edinmiş, el ele veren gönül dostlarımızın dediği gibi, canınız sağ olsun ustalarımız, canınız sağ olsun sanatkarlarımız, sanatçılarımız, canınız sağ olsun!
“Geçmişe sahip çıkıyoruz!” diye güzel bir sloganımız vardı…
Geçmişe sahip çıkmak, bu şehrin kültürüne, tarihine, sanatına, sanatçısına sahip çıkmaksa eğer,
Bu gayret sloganlardan ötelere gitmeli,
Ne lafta kalmalı,
Ne de billboard dediğimiz reklam panolarında!

> Yeni Meram >Yazarlar > GEÇMİŞE SAHİP ÇIKMAK LAFTA KALMAMALI!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.