YAZARLAR

Ülkemizin deprem kuşağında olduğunu hepimiz biliyoruz. Her deprem sonucu içimizi burkan can kayıpları, yaralanmalar ve tahribat görüntülerine kaygısız kalamıyoruz. Fakat geçmişte yaşadıklarımızdan ne kadar ders çıkarıyoruz? Ülkemizden geçen ve dünyaca ünlü Kuzey Anadolu Fay Hattını artık hepimiz öğrendik. Türkiye, depremselliği yüksek olan bir bölgede bulunmakta, bunu artık içselleştirdik. Bunun kadar bir de depremi engellemenin mümkün olmadığını fakat bilinçli ve etkili yöntemler ile deprem hasarlarının azaltılması mümkün olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Deprem ile yaşamak zorunda olan ülkelerde bu doğrultuda büyük çabalar gösterilip, başarılı sonuçlar alınıyor. Bu çabalardan en önemli ve ilk adım ise elbette deprem olasılığının çok yüksek olduğu fay kuşaklarında doğadaki değişimleri belirleyerek izlemek ve depremlerin öncüsü olarak yorumlayıp önceden haber alınabilmesini başarmaktır.

Rakamlar ürkütüyor…
Deprem Bölgeleri Haritası’na göre, ülkemizin %92’sinin deprem bölgeleri içerisinde bulunuyor. Yer yüzünde 600 milyon insanın deprem açısından riskli bölgelerde yaşadığı tahmin edilirken Türkiye nüfusunun % 98’i deprem tehdidi altında yaşıyor. Sanayi kuruluşlarının % 98’i deprem bölgelerinde ve %73’ü de aktif fay zonları içinde yer almaktadır. Aynı şekilde barajlarımızın %95’i bu tehlikeli topraklar üzerinde bulunuyor.
Son 60 yıl içerisinde depremlerden, 58.000 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 122.000 kişi yaralanmış ve yaklaşık olarak 411.000 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüş. Kaba bir hesapla depremlerden her yıl ortalama 1.000 vatandaşımız ölmekte ve 7.000 bina yıkılmaktadır. Türkiye’de 1976-2005 yılları arasında gerçekleşen 38 depremde ortaya çıkan ekonomik hasar 16 milyar dolarken, sadece Marmara Depremi’nin zararı 8.5 milyar doları bulmuş.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı verilerine göre 1900–2009 yılları arasında Türkiye’de 223 büyük deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde resmi verilere göre 86.000 insanımız hayatını kaybetmiş , 549.000 yıkık veya ağır hasarlı konut tespit edilmiştir.1900 yılından bugüne kadar belli başlı 180 büyük deprem yaşanmıştır. 20. yüzyılda dünyada, 16’sı yüzyılın ilk yarısında olmak üzere gerçekleş en 31 büyük çaplı deprem arasında Türkiye’den Gölcük ve Erzincan Depremleri yeralmıştır. Resmi rakamlara göre Gölcük depreminde 17 bin 480 kişi ölmüş, 43 bin 953 kişi yaralanmıştır. 327 bin 871 konut, 48 bin 508 işyeri, toplamda 376 bin 479 konut ve işyeri hasar görmüştür. 133 bin 683 bina çökmüş, 600 bin kişi evsiz kalmıştır. Resmi olmayan rakamlara göre ise, ölü sayısı 50 bin, yaralı sayısı 100 bine yakın olduğu söyleniyor. Sayıştay’ın “Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Marmara ve Düzce Depremleri Sonrası Faaliyetleri Hakkında Performans Denetim Raporuna göre hasar tespit çalışmaları için 1.200 teknik personel görevlendirilmiş ve 20 günde 334 bin konut ve iş yerinin hasar tespiti yapılmıştır. Yani bir görevli günde ortalama 14 bina hasar tespiti yapmıştır.
Türkiye’nin deprem sorunu yok, önlem sorunu var.
Bir doğa afeti olan depremlerin etkilerinin eskiye oranla daha fazla kayıpla sonuçlanması, nüfus yoğunluğu, sanayi ve kentleşme ile de yakından ilişkilidir. Bu noktada hatalı ve denetimsiz yapı politikaları, rant odaklı yapılaşma hedefleri, güvenlikli ve sağlıklı kentleşmeyi oluşturacak düzenlemeler yerine daha çok gündemde yer almaktadır.
Yılda 1000’den fazla sallanan Japonya’nın depremle mücadeledeki başarısını bilmeyenimiz yoktur. Düzenli olarak yapılan deprem tatbikatları, artık gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Yapılan bu düzenli uygulamalar sayesinde gerek kamu binaları gerek de vatandaşlar, bu konuda sürekli güncel tutulmaktadır. Deprem bakımından riskli bölgelerde yer alan ülkelerin çoğunda erken uyarı sistemi bulunmaktadır. Bu sistemler içerisinde an akıllıca tasarlanmış olanın Japonya’nınkinin olduğu söyleniyor. Sistem depremden yaklaşık 50 saniye kadar önce devreye giriyor, ulusal televizyon ve radyolarda yayınlanıyor ve vatandaşlar radyolardan iletilen tahliye talimatlarını dinleyerek krizi yönetiyorlar. Yüksek binalar sarsılacak değil, sallanacak şekilde tasarlanıyor ve yerel yönetimler vatandaşların evlerini deprem güvenliği açısından denetleme hizmeti veriyor. İsviçre’de 1963’ten beri inşa edilen her evin kendi nükleer sığınağı olması gerekiyor. Fakat bu sığınaklar çok yüksek ve yakın mesafedeki patlamalara karşı dayanıklı.
Bir zamanlar kahramanlık destanlarıyla ölçülen “ulusların gelişmişlik düzeyi”, artık daha evrensel ölçütlerle değerlendiriliyor. Bunların başında da bilimin ve aklın yol göstericiliğinde, organizasyon yeteneği geliyor. Hep üzerinde durulan mekansal kalite ve yapılaşmış çevre niteliğinde başarısızlığımız, her afet sonrası acımasızca karşımıza çıkıyor. Bu bize olayın sadece teknik değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik boyutlarının da var olduğunu gösteriyor.
(DEVAMI GELECEK)

> Yeni Meram >Yazarlar > DEPREMİ TASARLAMAK (1)
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.