YAZARLAR

Öncelikle Ramazan-ı Şerîf ayınızı tebrik ediyorum. Siz bu satırları okurken altıncı günün içerisinde olacağız. Geçtiğimiz yıllara göre çok buruk geçiyor ama bugünler de geçecek inşallah. Çok fazla duymaya alıştığınız “biraz daha sabır” kelimelerini bir kez de ben söyleyeyim. İnşaallah sağlık ve huzurla bayrama da erişiriz. Bir kısmımız sevdiklerimizi kaybederek elbette, maalesef istemesek te… Tüm geçmişlerimize Allah (C.C.) rahmet eylesin.

Bu haftaya salgın açısından daha iyi şartlarda başlıyoruz. Alınan önlemler salgın hızını yavaşlatmış görünüyor. Ancak gerçekten kritik dönemlerdeyiz. Özellikle hastalığın fazla görüldüğü illerde hastane işletmeciliği yapan veya kamu hastanesi yöneticiliği yapan arkadaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde bu yavaşlama dile getiriliyor. Ancak alınan tedbirlerle virüsü sadece enfekte veya taşıyıcı ama klinik olarak hasta olmayan insanlarda hapsettik. Onları tedavi ederek veya izole ederek hastalığın bu kişilerde geçmesini bekliyoruz. Düşmenin en önemli sebebi bu. Bu süreci ne kadar uzun tutabilirsek virüsün bulaşacağı yeni bir ortam oluşturmadığımız için devamlılık kesilecek ve hastalık inşallah ortadan kalkacaktır. Sokağa çıkma kısıtlamalarının temel mantığı da bu. Evde olan evde, işe gitmek zorunda olan olduğu yerde, kısacası her yerde tedbirlere maksimum riayet etmek önemini koruyor.

Bu süreçte gördüğüm bir hususu da dikkatlerinize sunmak isterim. Geçmişte, bazı bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olmakla ilgili yaşanan “utanma” duygusu bu hastalık için de yaşanıyor bazen. Beni arayan bazı dostlar klinik olarak hastalığı çağrıştıran belirtiler gösterdiğinde hemen sağlık kuruluşuna müracaat etmesini tavsiye ettiğimde “korona teşhisi” endişelerini dile getiriyorlar. Oysa bu tutum son derece yanlış. Daha çok ahlakî deformasyonlar sonucu ortaya çıkan ilişkilerle bulaşan hastalıklarla hiç alakası olmayan bulaşma yoluna sahip bu hastalığın bulaşmasının önlenmesi ve kaynaklarının kurutulması için teşhis ve tedavi bir an önce başlanmalıdır.

Tüm ülkedeki tablonun daha net olarak görülebilmesi için, TÜİK iş birliğiyle rastgele hanelerde test yapma döneminin de başlayacağını duyduk. Şahsen yirmi gün önce telaffuz etmeye başladığım bir düşünceydi. İlk kriz anının doğru bir süreçle yönetilmesi sonrasında sıra bu çalışmaya da gelmiş görünüyor.

Hastalarını tedavi ederek taburcu etmek bir sağlık görevlisinin en büyük mutluluğudur. İlk hasta taburculuklarından itibaren alkışlarla hastalarını taburcu eden sağlık çalışanlarımızı gördük. Kendilerine alkışlarla moral veren millete tedavi olmuş hastalarına aynı yöntemle mukabele edilmiş oldu. Ancak sosyal medyada yayınlanan çeşitli oyun havaları eşliğinde taburcuları görüyoruz. Şahsi kanaatim bu kadar da vefatın olduğu salgın ortamında onların manevi şahsiyetlerine saygı açısından da sevinci bu kadar abartmamak uygun olur. Ayrıca hastaların “yendim seni” tarzı paylaşımlarında kullanılan dilin de ölçülü olması gerektiğini ifade etmek istiyorum. “Yenen” veya “yenilen” yok ortalıkta. Allah (C.C.) tarafından sebebi ne olursa olsun bir virüsün musallat edilmesiyle yaşanmış bir imtihan var. Şifayı veren de yine O. Sağlık çalışanları buna vesîle olmuşlar. Olayın özü budur. Buna göre hareket etmek en uygun tavırdır.

Hafta sonu bir vatandaşın sosyal medya çağrısına Sağlık Bakanımızın ve hükümetin duyarsız kalmaması sonucu, test pozitif olan babasının ve kardeşlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından ambulans uçakla ülkemize getirilmesi ve tedavi altına alınması son derece gurur verici bir olaydı. Benzer şeklide yaklaşık on gün içerisinde 30.000’e yakın vatandaşımızın da bulundukları ülkelerden ülkemize transfer edilmelerine şahit olduk. Bu salgın süresince buna dair birçok örneği birlikte yaşadık. Sosyal güvenlik anlamında tedavi yükünün neredeyse tamamen devlet tarafından karşılanması konusunda da dünyada neredeyse tek ülkeyiz. Elbette salgınla mücadele sonrasında bunun ekonomik yansımalarını tüm dünya gibi biz de yaşayacağız ama zor zamanda insanın devletini yanı başında görebilmesi gurur verici bir olay. “Büyük ülke” olmak sanırım bu olsa gerek.

Sağlıkla ve sağlıcakla…

Haftanın Görgü Kuralı (Kesintisiz karantina adabı devam!…)

“Tâun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu mü’minler için rahmet kıldı. Bu sebeple tâuna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikâmete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.”*

Buhârî, Tıb 31; Ayrıca bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95

“Taundan kaçan harpten kaçan gibidir. Taunun çıktığı yerde sabredip kalan kimse ise, Allah yolunda savaşan mücahid gibidir.”**

**(Feyzü’l-kadir, 4/288; Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, 2/315)

> Yeni Meram >Yazarlar > Büyük Ülke Olmak!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.