YAZARLAR

Evrenin ilk canlıları, bitkiler ve hayvanlardır.

Evren;  bu canlılarla kim bilir kaç milyon kez sürdürdü gelişimini!

Evren; bu canlılarla sürdürürken evrimini, atmosferde oluşan olumsuzluklar nedeniyle değişime uğradı.

Tüm canlılar değişime uğradı.

Bitkiler, hayvanlar evrim geçirdiler ve insanoğlu bu yaşamda yerini aldı.

İnsanoğlunun yaradılışı, sanki Dünya için bir şans gibi görünürken, bir anda bitkilerle, toprakla, ormanlarla ve hayvanlarla kavga başladı.

Yaradanın binbir emekle süslediği bu evren, bir anda çirkinleşmeye başladı.

Gözü doymayan, isteklerine gem vuramayan, acımayan insanlar tarafından güzelim doğa, katledilmeye ve yok edilmeye başlandı.

Akarsuların, derelerin, çayların, nehirlerin, ırmakların yolları kesildi. İçinde yaşayan tüm canlar yaşama veda ettiler.

Göller ve içindeki balıklar, kıyısındaki kuşlara yuva olan sazlıklar:  ya yakıldılar ya da kuruyan, beslenme kanalları bitirilen göllerin kenarında,  unutuldular.

Denizler kirletildi. İçindeki yaşam bitti.

Dağlar, aç gözlü insanların hırsına kurban edilerek maden arama bahanesi ile üstündeki tüm canlılarla birlikte süpürüldü süpürüldü, küçüldükçe küçültüldü ve hayal oldu, gelecek nesillere masal oldu.

Yaylalar, ovalar, meralar,  doymak bilmeyen ademoğlunun zevkine kurban edildi.

Toprak, ürün vermez oldu.

İşte  bu acımasızca talanda ise en büyük acıyı,  yanılgısına kurban olan ve insanı kendine dost görüp, vahşi  yaşamı bırakıp, yaban hayatından  vazgeçip evcilleşen, kediler ve köpekler  çektiler.

Dost zannettikleri onları zehirledi.

Dost dedikleri, kapısına sığındıkları,  onlardan heveslerini alınca terk ettiler.

Taşlandılar, yakıldılar, ötelendiler.

Ne yönetenler, ne de yönetilenler onları bir türlü sevemediler.

Sever gibi görünüp,  onlara ölüm odalarından farkı olmayan ‘BARINAK’ dedikleri bakımevlerini uygun gördüler.

Sokakta köpek görmek istemeyenler telefona sarılıp, ‘Bu köpekleri hemen barınağa gönderin!’ feryatları ile yerel yönetimleri bu ölüm yuvalarını kurmaları için zorladılar. Oysa; Barınaklar ölüm yuvalarıdır.

Barınağa kapatılan, üstelik sahibi tarafından terk edilen ne kediler ne de köpekler yaşamıyorlar.

26 yıl boyunca pek çok örneğini yaşadım. Yemek yemeden, su içmeden günlerce yaşama küstüler ve sessizce veda ettiler.

Sokakta insanlardan dayak yemiş ve her yeri berelenmiş bir köpeğin, tam bir yıl boyunca başını duvardan çevirip, yüzümüze bakmasını sağlayamadık.

Barınağa kapatılan yavru köpekleri yaşatamadık, yaşamıyorlar.

Kedilerin sahiplerine değil, yaşadıkları ortama bağlı olduklarını bilmeyenler,  onların yaşama isteklerini yok ettiklerinin farkına varmadan, ölüme gönderiyorlar.

Kalabalık kafeslerde, barınak hastalığına tutulan yüzlerce binlerce can telef oldular, olmaya devam ediyorlar. Kimse ama hiç kimse belediyeleri arayarak bu canları barınağa göndermesin! Sahiplenmek, bulundukları ortamda, sokakta, mahallede bakmak, onlardan bir yudum suyu ve bir lokma ekmeği esirgememek herkesin görevi olmalı.

İster sade vatandaş, ister  yerel yönetici olun , kendinizi bu barınak denilen ölüm yuvalarına kapatılmış olarak görün ve bir an için bu Allah’ın emaneti canlara yaptığınız haksızlığı düşünün.

İNANIN ÇOK HEM DE PEK ÇOK KORKACAKSINIZ  İLAHİ ADALETTEN.

Bu nedenle sahiplenmek ve sahiplendirmek tek amacımız olmalı.

> Yeni Meram >Yazarlar > BARINAK GERÇEKLERİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.