İmsaktan önceki son durağımız olan sahur, yalnızca bir öğün değil; oruca hazırlığın, sünnete ittibanın ve seher vaktinin feyzine talip olmanın adıdır. Oruçlarımızı sağlıklı, kolay ve bilinçli bir şekilde tutabilmek için sahur ihmal edilmemelidir.
Sahur; ikinci fecrin doğmasından hemen önceki seher vaktinde yenilen yemektir. Sahura kalkmakla hem beden için gerekli enerji temin edilmiş olur hem de Peygamber Efendimiz’in sünneti yerine getirilir. Ayrıca seher vaktinin rahmet ve bereketinden istifade edilir. Bu sebeple bir yudum su ile dahi olsa sahur yapmak ve mümkün olduğunca gecenin son vaktine denk getirmek uygun görülmüştür.
Peygamber Efendimiz sahura kalkmayı özellikle teşvik etmiştir:
“Oruç tutmak isteyen sahurda bir şeyler yesin.” (Müsned)
“Sahur yemeği yiyin. çünkü sahur yemeğinde bereket vardır.” (Müslim, Sıyâm, 45; Buhârî, Savm, 20)
“Sahur yemeği ile gündüz tutacağınız oruca; öğle üzeri uykusuyla da (kaylûle) teheccüt namazına kuvvet kazanın.” (İbn Mâce)
Bazı rivayetlerde sahurun tamamen terk edilmemesi, bir yudum su ile bile olsa yerine getirilmesi tavsiye edilmiş; sahura kalkanların Allah’ın rahmetine ve meleklerin duasına mazhar olacağı bildirilmiştir. (Müsned) Sahur yemeği “mübarek gıda” olarak nitelendirilmiştir (Ebû Dâvûd, Nesâî).
Sahabe-i kiram, sahurun bereketini felaha; yani kurtuluş, sağlık ve afiyete vesile olarak görmüştür. Nitekim Nu‘man b. Beşîr, minberden hitap ederken:
“Biz vaktiyle sahura felah yemeği derdik.” sözleriyle bu anlayışı dile getirmiştir.
Resûl-i Ekrem, sahurun mümkün olan son vakte bırakılmasını teşvik ettiği gibi, iftarın da vakti girer girmez yapılmasını tavsiye etmiştir. Bu iki teşvikten çıkan hikmet açıktır: İbadet kolaylaştırılmalı, zorlaştırılmamalıdır.
Allah Resulü sahur yapanlara Allah Teâlâ”nın merhamet, meleklerin de hayır dua edeceği müjdesini vermiştir. (İbn Hanbel, III, 44)
Fakihlerin çoğunluğuna göre sahur vakti, gecenin son yarısının başlangıcı ile tan yerinin ağarması arasındaki süredir. Bazı Hanefî ve Şâfiî âlimlere göre ise gecenin son altıda biri esas alınmıştır. Tan yerinin ağarması ise sabah namazı ve orucun başlangıç vaktinin girmesi demektir.
Rivayetlere göre Resûlullah, sahur yaptıktan kısa bir süre sonra —yaklaşık elli âyet okunacak kadar bir zaman geçince— sabah namazını kıldırmıştır (Buhârî, Müslim).
Bu delilleri değerlendiren fakihler, sahurun son vakte bırakılmasının müstehap olduğu sonucuna varmışlardır. Ancak bu hüküm, imsak vaktinin girmesine kadardır. Vaktin girip girmediği konusunda şüphe varsa yeme içmeye devam etmek mekruh kabul edilmiştir. Fakihlerin çoğunluğuna göre ise —oruç tutmama kastı bulunmadıkça— sahur yemeği ayrıca niyet yerine geçer.
Sahur vakti yalnızca yeme içme zamanı değildir. Aynı zamanda bir ibadet ve arınma vaktidir. Çoğu zaman ihmal edilen teheccüd namazı, dua ve Kur’an tilaveti için eşsiz bir fırsattır. Sahurla başlayan gün, bedenin olduğu kadar ruhun da oruca hazırlanmasıdır.
Sahur, bir sofradan ibaret değildir; bir bilinçtir.
Sahur, mideyi değil, niyeti doyurmaktır.
Sahurun bereketinden, seherin feyzinden ve orucun hikmetinden hakkıyla istifade edebilmek duasıyla…
Kaynak: Hüseyin Toptaş
Göl haline gelen yol… Sessizliğe gömülen sorumluluk…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.