Lütfi Ayhan

'Mısraları Memleket Kadar Büyük'

Lütfi Ayhan

Malik’ül mülk ve Haligul Zülcelal olan Rabbimiz, “her şeyi insan, insanı da kendi için yaratmıştır:” "O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. O, (her şeyi bilen) Alim'dir." (Bakara, 2/29).

Söz Ola Kese Savaşı

İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerin başında onun konuşabilmesi, lisan sahibi olması, hislerini duygularını bilgilerini lisan/dil aracılığı ile anlatabilmesi gelir. Bunu en iyi yapanlarda şairlerdir.

Şairler Toplumun Kalbidir

Cahiliye arapları başta şiir olmak üzere söz sanatlarında çok ileri idiler. Onlar iki şey için kutlama yaparlarmış: 1- kabilelerinde bir erkek çocuk doğduğunda 2-Kabileden biri şair olduğunda.

İslam Öncesi Araplarda şairler öyle mısralar yazarlardaki develer şiirin ritmine göre yürürdü. Şairler sadece kelime ustaları değildir; onlar aynı zamanda halkın kalbi, vicdanı ve hafızasıdırlar. Milletlerin sevinçleri, acıları onların mısraları ile ölümsüzleşir. Savaş meydanlarında dökülen kanı, anaya, babaya, sevgiliye, vatana duyulan özlemi, duyguların zirvesi olan aşkı; sevdiklerimizi kaybedince tuttuğumuz matemleri en iyi onlar dillendirirler.

Akif’in Çanakkale şiiri tarih kitapları tarafından sayfalarca anlatılan metinlerden daha iyi anlatır o büyük zaferi. Yunus Emre’nin Allaha, peygambere, ilahi aşka dair yazdığı mısralar olmasa, Anadolu insanının gönül dünyası nasıl şekillenirdi? Şairler milletlerin kalbidir. Kalp sustu mu, beden yaşamaz.

Halklar şairleriyle yaşar, onların diliyle kendini bulur. Bugün bile çok farklı bir dünyada yaşamamıza rağmen, sosyal medyada gençlerin hâlâ şiirden beslendiğini görmekteyiz.

Yavuz Bülent Bakilerin Ardından

Bu uzun girişin sebebi şu: 28 Eylül 2025 günü İstanbul da vefat eden, Türkçeyi bir dava bilen, her kelimesinde milli ve manevi değerlerin izini süren bir fikir insanı Yavuz Bülent Bakiler’ den bahsedeceğimde ondan.

“Türkçe Bizim Ruhumuzdur, Varlığımızdır.”

Dil hassasiyetini öne alan bu büyük gönül artık aramızda değil. Ne gam O, Şiirleri ile her daim milletin gönlünde yaşamaya devam edecek: İşte ondan birkaç mısra:

a- Gökteki yıldızlar kadar sayısız

Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları

Anladım farkınız yok koparılmış başaktan!

Alın bu gözleri benden, alın bu yüreği artık

Utanıyorum yaşamaktan.

b- En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti

Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç.

Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında

Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç...

Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara

Barışta düştü üstüme gölge gölge haç...

c- Ben Antepliyim, Şahin'im ağam.

Mavzer omzuma yük.

Ben yumruklarımla dövüşeceğim.

Yumruklarım memleket kadar büyük.

Hey, hey!

Yine de hey hey!

Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım

Düşman kurşunlarına inat köprü başında

Memleket türküleri çağıracağım.

Bu dağlarda biz yaşarız, bu dağlar bizim dağımız.

Namusumuz temiz, bayrağımız hür

Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız

Burda erkekçe döğüşür

Bir bayrak dalgalanır Antep kalesi üstünde

Alı kanımdaki al, akı alnımdaki ak

Bayraklar içinde en güzel bayrak

Düşüncem senden yanadır…”

Mekânı cennet olsun. Bu millet sevdalısı erdemli gönle, en büyük hediye şiirlerini okumak ve ruhuna bir Fatiha bağışlamaktır.

Yazarın Diğer Yazıları