Lütfi Ayhan

Bağışlatıp bağışlamayanlar

Lütfi Ayhan

"Ahbap Vakası" veya "Haluk Levent Hadisesi" ile ilgili olarak 14 Temmuz 2026 tarihinde "İddialar İnşallah Doğru Çıkmaz" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıda özetle şunları ifade etmiştim: "FETÖ ihanetinden sonra dinî vakıf ve derneklere yönelik güven nasıl ciddi şekilde sarsıldıysa, deprem döneminde Kızılay ile ilgili yapılan yayınlar da devletle ilişkili yardım kurumlarına olan güveni zedelemiştir. Bir zamanlar " yeşil sermaye" diye de bilinen Kombassan gibi şirketler dindar kesimin umutlarını tüketmişlerdi. Bunun sonucunda gerçekten hayırlı hizmetler yapan birçok kurum da zarar görmüştü.  Şimdi de AHBAP hakkında ileri sürülen iddialar doğru çıkarsa, bundan yalnızca ilgili kişiler ve kurum değil, tüm sivil toplum kuruluşları zarar görecektir. Ve en önemlisi milyonlarca genç insanın güvendiği dağlara kar yağdığı için umutsuzluk diyarına oba kuracaklardır …"

MADEM KENDİNİZ YARDIM ETMEDİNİZ, MİLLETİ NİYE "GAZA" GETİRDİNİZ?

O günden bugüne konu hakkında çok sayıda haber ve yorum yapıldı. Kamuoyuna yeni ve ürkütücü iddialar yansıdı. Bu gelişmeler arasında dikkatimi özellikle iki husus çekti.

Birincisi:
O günlerde Ahbap Derneğine çok büyük miktarda bağış yapılmıştı. Depremin üzerinden yıllar geçti iddialara göre bağışlar  hala yerine ulaşmamış. Oysa kışın ortasında çadırlarda kalan, yiyecek ve içecek bulmakta zorlanan depremzedeler vardı. Milletimizin fakiri de zengini de imkânı ölçüsünde yardım ederken, toplanan bu kadar büyük meblağ neden ihtiyaç sahipleri için derhâl kullanılmadı? Neden bekletildi? İnşallah bu dava sonucunda bu sorunun cevabını da öğreniriz.

Ahbap Derneğinin başta Başkanı sanatçı Haluk Levent olmak üzere yetkili ve sorumlu kişiler depremzedelere acilen ulaştırılması amacıyla kendilerine emanet edilen bu bağışları neden zamanında kullanmadılar? İddialar doğruysa, bu gecikmenin sebebi nedir? Kamuoyunun cevabını beklediği temel sorulardan biri budur.

İkincisi:

O büyük hengâmede Ahbap Derneğini allayıp pullayan, onu devlete ve bazı resmî kurumlara alternatif gibi gösterenler bugün ne yapıyor? Bir kısmı "Pişmanız, yanlış yapmışız, özür dileriz." diyor. Bir kısmı ise Haluk Levent'e ve derneğe iyi niyetle güvendiklerini, bu yüzden pişman olduklarını ifade ediyor. Ancak burada gözden kaçırılan önemli bir nokta var;

Bu tanınmış kişiler; sanatçılar, sporcular, gazeteciler ve sosyal medya fenomenleri, bir bakıma kanaat önderi konumundadır. Milyonlarca insan, özellikle gençler, onları takip ediyor; söylediklerine kulak veriyor, paylaşımlarına inanıyor ve yönlendirmelerinden etkileniyor; Sonuçta onların sözleri ve tavırlarıyla güçlü bir kamuoyu oluşuyor. Bu kalabalık, sosyal medyada öyle etkili hâle geliyor ki, hakikati bilen insanlar bile linç edilme korkusuyla susmayı tercih edebiliyor. Şuursuz bir kalabalık hâline gelen bu güruh, önüne çıkan birçok hakikati adeta yakıp yok ediyor.

MİLYONLARI ETKİLEMENİN BİR BEDELİ OLMALI. SAMİMİYETSİZLİK SUÇUNUN CEZASI NE?

Geriye ne kalıyor?

Pişmanlık...

Yılgınlık...

Bezginlik...

Korku...

Ümitsizlik...

Endişe...

Ve en önemlisi, güvensizlik...

Yukarıda sözünü ettiğimiz olay kapsamında ifadeye çağrılan bazı kişilerin basına yansıyan "Pişmanım.", "Özür dilerim.", "Bilemedim." şeklindeki açıklamaları onları vicdanlarda aklamaya yeter mi?
Bana göre yetmez.
Çünkü bu kişiler sıradan vatandaşlar değildir. Sahip oldukları görüşleri, sözleri ve etkileriyle milyonlarca insanı yönlendirebilen kişilerdir. Dolayısıyla sorumlulukları da sıradan insanlardan daha fazladır.

İşin en dikkat çekici tarafı ise şudur:
Bu kişilerden birçoğu, "Biz Ahbap Derneğine bağış yapmadık." diyor. Kendileri bağış yapmamış olabilirler; ancak milyonlarca insanı bağış yapmaya teşvik ettikleri de bir gerçektir. İşte asıl sorgulanması gereken nokta budur.
Bu büyük bir samimiyet sınavı değil midir? Belki bunun hukuki bir yaptırımı olmayabilir; fakat ahlaki sorumluluğu son derece ağırdır.
Toplum vicdanı bunu nasıl değerlendirir, onu da zaman gösterecektir.

Not: Bu durumda olan tanınmış isimlerin söylediklerini internetten bulabilirsiniz.
(a-  Fatih Portakal,
b-Ruşen Çakır,  
c- Müzisyen Gökhan Özoğuz, 
d-Hazal Kaya, 
e-Ece Üner  
f-Fatih Altaylı ...) 
Tekrar ediyorum,  bu insanlar doğrudan bir suç işlemiş olmayabilirler. Ancak milyonlarca insanı etkileyebilecek bir konumda olduklarını hiçbir zaman unutmamalı idiler. Attıkları her adımın, söyledikleri her sözün ve yaptıkları her yönlendirmenin toplumsal bir karşılığı vardır. Bu yüzden sorumlulukları fazladır.

Yazarın Diğer Yazıları