Evrenin göksel çeperlerinde durmaksızın dönen o muazzam devridaim, esasen varlığın en mahrem sırrını sükûtla ve sessizce fısıldar kalbimize. Denizlerin ve okyanusların kalbinden, adeta birer aşk buğusu gibi göğe yükselen o sessiz nefesler; tecelli perdesinin ardında ak pelerinli bulutlara inkılap ederler. Rüzgâr, o öz yurtlarını, o ana vatanlarını arayan muhacirleri alır; vahdetin o mutlak sükûnetinden koparıp kesretin, gayrılığın ve gurbetin hüküm sürdüğü dağlara, taşlara, çöllere eker.
Nihayet vakit erişip de gök gürlediğinde, her bir katre birer ilahi kelam gibi toprağın bağrına düşer. Toprakta can bulan, uyandırılan ve dirilen her damla; fıtratına nakşedilmiş o ezeli nida ile yönünü tayin ederler ve Irmaklar, nehirler ve çaylar halinde, çıktıkları o mutlak kaynağa, asıllarına, yani ummana doğru amansız bir hicrete koyulurlar.
Derin tefekküre sahip cins gönüller bu kıymetli ve kaçınılmaz yolculuğu şöyle ifade ederler:
"Sular hep aktı geçti
Kurudu vakti geçti
Nice han nice sultan
Tahtı bıraktı geçti
Dünya bir penceredir
Her gelen baktı geçti"
Bu, sıradan bir akış değildir; bir varoluş sancısı, bir feryat ve fıtri bir iştiyaktır. Kimi gümrah sevdalılar, yollarını kesen sarp kayaları deler, bentleri yıkar, dünyanın cazibe merkezlerini birer gölge gibi arkalarında bırakarak o ebedi deryaya vasıl olurlar. Kimi bedbaht katreler ise, yolun meşakkatine dayanamayıp masiva çöllerinin sıcağında kurur, dünya bataklıklarının karanlığında boğulur, yahut isimsiz bir dağ eteğinde sessizce hiçliğe gömülür. Menziline varamayan, deryasından mahrum kalan o talihsiz nehirlerin hikâyesi, varlığın en derin trajedisidir. Zira bizler, yönü ve menzili ezelden çizilmiş kutlu bir izde yürümekteyizdir:
"Gideriz, nur yolu izde gideriz,
Taş bağırda sular dizde gideriz.
Bir gün akşam olur, biz de gideriz,
Çalınır dillerde şarkımız bizim."
Varlığın Ezeli Hicreti
İnsan denilen o meçhul cevher de, tıpkı suların serüveni gibi, mutlak hüsnün ve cemalin kaynağından, Zât-ı Zülcelâl’in "Kûn" emrinden kopup gelmiştir. Ruhlarımız, bezm-i elestin o vahdet ikliminden, bu fani imtihan yurdunun tefrika coğrafyalarına adeta birer rahmet damlası gibi serpilir. Kimi şarka düşer, kimi garba; kimi aziz kılınır, kimi zelil. Fakat rengi, dili, mekânı ne olursa olsun; her ruhun en derin dehlizinde, o ilk kaynağa, sılaya ve asıl vatana dönmek için gizli, yakıcı ve durdurulamaz bir çırpınış vardır. İnsan, bu fani alemin gurbetinde akacak mecra arayan, deryasını özleyen muazzam bir süzülüştür. Kur’an-ı Kerîm'in ifadesiyle: "Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz." Ne var ki bu kutsal nehir, dünya denilen bu kesret vadisinde akarken her daim selametle ilerleyemez. Dünyanın sahte parıltıları, nefsin bitmek bilmeyen hevesleri ve ten kafesinin ağırlığı; ruhun önünü kesen devasa barajlar, onu yutmak isteyen susuz çöller gibidir. Koca Yunus Emre, bu dünyaya saçılan ve ekilen insanoğlunun o çetin akıbetini şu meşhur beytiyle ne güzel özetler:
"Miskin âdem oğlanını benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibi"
İnsanlardan kimi, kalbine yerleştirdiği aşk-ı ilahi pusulasıyla akarak, her engeli bir basamak eyler ve Rabbine selametle, irci’î (dön) hitabına mazhar olarak kavuşur. Kimi ise adımlarında yorulur, gayesini unutur, nisyana gömülerek bu fani dünyanın bataklıklarında feryat ederek yiter gider.
Mesele, bu geçici topraklarda akıp giderken yönünü kaybetmemek, cüz olduğunu unutup kül’e ulaştıran yolu terk etmemektir. Bu mevzuda son elçi, son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) bizleri şöyle uyarır: "Dünyada tıpkı bir garip veya bir yolcu gibi ol." Akıllı ve nasipli insanlar, yol ne kadar çetin, çöller ne kadar kavurucu, dağlar ne kadar yüce, vadiler ne kadar derin olursa olsun; yüzünü ve özünü her daim o ebedi sevgiliye dönmüş bir aşık gibi davranarak İlahi Vuslata ererler. Bilmek gerekir ki; deryasına kavuşamayan ırmaklar dünyaya yalnızca bir yük, asli vatanı olan ummanlarda fani olanlar ise o sonsuz ve büyük okyanusa kavuşarak esenlik erleri olanlardır. ( “Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O'ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!”)
Rabbimiz bizleri bu ezeli ve ebedi hicrette enerjisi yolda bitenlerden, gücü çöllerde yitenlerden, menzili dünya gölgeliginde kaybolanlardan değil; menziline erip Fenafillah sırrıyla deryaya gark olanlardan eylesin...