Lütfi Ayhan

Bir davanın elli yıllık çınarları

Lütfi Ayhan

 

Böylesine bir tabloya çok az rastlanır. Elli yılı aşkın süren birliğe, dostluğa ve vefaya hayran kalmamak elde değil. Üstelik bu vefa iki kişi arasında değil; sayıları 400–500'ü bulan, yaşları 70'ler civarında olan koca bir dava arkadaşları topluluğu arasında yaşanıyor.

Bu dostluğun, bu vefanın ve bu kardeşliğin en güzel taraflarından biri de, asırlık çınarlar gibi sürekli kendini yeniliyor olmasıdır. Gruptan geçici veya ebedî olarak ayrılanların yerini, yeniden açılan MTTB'nin taze, dinamik ve idealist gençleri dolduruyor. Bu manzara gerçekten çok kıymetli ve çok anlamlı. Böylesine güzel bir tabloya bizzat şahit olmak bendenizi son derece mutlu etti.

Benim de içinde bulunduğum tertip komitesi; başta Hasan Ayaz Beyefendi'nin büyük gayretleri, Konya eski Müftüsü Ahmet Poçanoğlu Hoca’nın, Zekeriya Erbeyi ve Eyüp kardeşimizin titiz çalışmaları sayesinde son derece başarılı ve bereketli bir organizasyona imza attı. (Bendeniz ise maalesef birkaç sebepten dolayı, duanın dışında çalışmalara kayda değer bir katkı sağlayamadım.)

Seçkin ve saygın dostların bir araya geldiği bu toplantıda kimler yoktu ki... Başta çalışkan, fedakâr ve kıymetli tarihçi Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ile Mehmet Okka Hocamız; eski ve yeni milletvekilleri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve daha nice değerli isimler bu anlamlı buluşmada yer aldı. Konuyla ilgili ayrıntılı bilgilere internetten de ulaşabilirsiniz.

Bendeniz de başta adaşım M. Lütfi Yılmaz, Ömer Faruk Alp, Yaşar Cengiz, Yaşar Şahin kardeşlerim olmak üzere birçok eski dostla hasret giderme imkânı buldum.

Burada dikkatimi çeken hususlardan biri de şuydu: Benim gibi bazı arkadaşlar daha elli yaşına gelmeden emekli olurken, maşallah gerek İhsan Süreyya Hocamız gerekse Osman Okka Hocamız tam 56 yıldır ilim ve hizmet yolunda yürümeye devam ediyorlar. (Yaşlarını yazmayayım ki nazar değmesin.) Maşallah, ikisi de dinç, ikisi de gayretle çalışmalarını sürdürüyor. Bu ibret verici manzaradan en fazla ders çıkarması gerekenlerin başında herhâlde ben ve benim gibi mücadeleyi erken bırakanlar geliyoruz.

PALANDÖKEN'DEN TAKKELİ DAĞ'A, 1970'LERDEN 2026'YA

(3200 RAKIMDAN 2040 RAKIMA KANAT ÇIRPMAK)

1970'li yıllarda 1900 metre rakımlı Erzurum'da okuyan eskimez MTTB'liler, merkezi 1016 metre rakımda bulunan Konya'ya gelirken hayal ettiklerinden çok farklı bir Konya ile karşılaştılar.

Önce rakamlara bakalım, sonra bu farklılığı birlikte değerlendirelim:

a-Erzurum merkez: 1900 metre

b-Konya merkez: 1016 metre

c-Palandöken: 3200 metre

d-Loras Dağı: 2040 metre

Türkiye'de birçok insanın zihninde Konya; uçsuz bucaksız, kurak, ağaçsız, adeta çölü andıran bir ova olarak canlanır. Oysa Konya'nın batısında ve güneyinde Torosların uzantıları olan yüksek dağlar ve geniş ormanlık alanlar bulunmaktadır. Loras Dağı ile Takkeli Dağ bunun en güzel örneklerindendir.

Eskimez MTTB'li yiğitlere KYK tarafından tahsis edilen Hacıveyiszade Talebe Yurdu da yaklaşık 1700 metre rakımlı bir tepede kurulmuştur. Bu sebeple Konya'ya gelirken dümdüz ve sonsuz bir ova bekleyen misafirler, adeta bir kartal yuvasını andıran bu yüksek konumdaki modern ve güzel yurtta, yaz ortasında esen serin rüzgârlar eşliğinde Selçuklu Payitahtı Konya'yı seyretmenin huzurunu yaşadılar.

Bir yandan Mevlânâ'nın manevî iklimini hissederken, diğer yandan Sadreddin Konevî'den Muhyiddin İbnü'l-Arabî'ye, Mimar Abdullah b. Kelük'ten Tarık Buğra'ya uzanan ilim ve irfan mirasını temaşa etmenin ayrıcalığını yaşadılar. Tertip komitesinin gayretleriyle gerçekleştirilen sema gösterisi de misafirlere unutulmaz bir kültür ziyafeti sundu.

Dadaşlar diyarından Mevlânâ diyarına uzanan, 1970'lerden 2026'ya taşınan bu dostluk ve vefa buluşması; günümüzde en yakın akrabalar arasında bile zayıflamaya yüz tutmuş sıla-i rahim geleneğinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi. Aynı zamanda Yüce Rabbimizin: ‘Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun’ (Tevbe Suresi, 119. ayet) emr-i celiline uyarak bir araya geldiler.
DADAŞLAR DİYARINDAN MEVLÂNÂ DİYARINA VEFA KÖPRÜSÜ
Yıllar önce büyük bir davayı ihlasla omuzlayan bu 70'lik yiğitler, inşallah bugün aynı davanın yükünü omuzlayan mücahit gençlere de güzel bir örnek, canlı bir model ve güçlü bir ilham kaynağı olmaya devam ederler.

Dadaşlar diyarından Mevlânâ diyarına uzanan bu yolculuk, aslında kilometrelerin değil; gönüllerin, ideallerin ve duaların buluşmasıdır. Aradan yarım asır geçmiş olsa da ne dostluk eskimiş ne de dava şuuru zayıflamıştır. Bugün saçları ağarmış, ömürlerinin sonbaharını yaşayan bu güzel insanlar; hâlâ aynı heyecanı, aynı samimiyeti ve aynı inancı taşımaktadır. Onlar, sözle değil hâlleriyle "vefa"nın ne olduğunu gösteren yaşayan çınarlardır.

Temennimiz odur ki; bu kutlu miras sadece hatıralarda kalmasın. Bu dava ruhu, bu kardeşlik iklimi ve bu vefa anlayışı yeni nesillere de emanet edilsin. Çünkü milletleri ayakta tutan yalnızca güçlü ekonomiler veya yüksek binalar değil; sadakatle birbirine bağlı insanlar, sağlam karakterler ve unutulmayan dostluklardır. Rabbimiz bu güzel kardeşliği daim eylesin, safları eksiltmesin ve bu kutlu yürüyüşü kıyamete kadar devam ettirsin.

Yazarın Diğer Yazıları