Ali İset

Takvimde 1 Mayıs, hayatta süregelen bir imtihan

Ali İset

Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü.
Toplumda “işçi bayramı” olarak anılan bu gün, aslında bize bir kavramı yeniden düşünme imkânı sunuyor.
İslamî açıdan bakıldığında bayram; Resûlullah’ın (s.a.v.) beyanıyla iki tanedir: Ramazan ve Kurban bayramları.
Bu hakikati hatırlatmak, bir günü değersizleştirmek değil;
kavramları yerli yerine koymaktır.
Çünkü mesele isimler değildir.
Mesele, emeğin ve hakkın ne kadar gözetildiğidir.
Ve şu unutulmamalıdır:
İslam, emeği sadece bir gün değil, her gün koruma altına alır.
“İşçinin ücretini alın teri kurumadan veriniz” ölçüsü, (İbn Mâce)
bugünün değil, her günün sorumluluğunu hatırlatır.
Bu yüzden bugün, bir kutlama günü olmaktan önce
bir muhasebe günüdür.
Madencilerin günlerce süren mücadelesi hâlâ hafızalarda.
Yeraltından yükselen o ses, aslında bir ücret talebinden öteydi;
insanca muamele görme talebiydi.
Benzer şekilde…
Haksız işten çıkarılanlar
Torpille elenen, emeği görmezden gelinen gençler.
Yıllarca emek verip okuyan ve bir tarafın iki dudağının arasına sıkışmış geleceği...
Alın terinin karşılığını zamanında alamayan çalışanlar
Hepsi aynı soruyu soruyor:
“Bu düzen gerçekten adil mi?”
Bugün bazı meseleler “tatlıya bağlandı” deniliyor.
Ama burada durup düşünmek gerekiyor:
Bir hak, eğer mücadeleyle alınmak zorunda kalıyorsa
ve verildiğinde bir lütuf gibi sunuluyorsa,
orada hâlâ eksik bir şey var demektir.
Çünkü hak; verilmez…
teslim edilir.
Ve emek, birinin insafına bırakıldığında
sadece maddi değil,
manevî bir kayıp da yaşanır.
Tıpkı daha önce söylediğimiz gibi…
Kadının değeri bir güne sığdırılamazdı.
https://www.yenimeram.com.tr/21-yuzyil-cahiliyesinde-kadinin-degerinin-satildigi-gunler/524009/

Bugün de emekçinin hakkı bir güne bırakılamaz.
Eğer bir toplumda işçinin hakkı
sadece belirli günlerde hatırlanıyorsa,
orada adalet eksik kalır.
Çünkü adalet, takvimle çalışmaz.
Bugün koltuk sahibi olanlara düşen sorumluluk nettir:
İşçiyi bir maliyet kalemi olarak değil,
bir emanet olarak görmek.
Çünkü emanet, korunur.
Ve emanetin hesabı sorulur.
Madencilerin eylemi sona ermiş olabilir.
Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor:
Bu gerçekten bir son mu,
yoksa yeni bir imtihanın başlangıcı mı?
Eğer yaşananlardan ders alınırsa,
bu süreç bir kazanıma dönüşür.
Ama unutulursa,
aynı hikâyeler yeniden yazılır.
Bugün bir gün değil;
bir ölçüdür.
Eylem bitti belki…
Ama imtihan başladı.
Bu bir yorum değil, bir şahitliktir.
Görünenin ardındaki hakikate dair.
 

Yazarın Diğer Yazıları