Ali İset

İnançla alay, özgürlük değildir

Ali İset

İnsan, soru soran bir varlıktır. Tarih boyunca hakikate ulaşan nice insan, önce şüphe etmiş, sonra araştırmış, ardından hakikatin kapısını çalmıştır. Bu sebeple ben, samimiyetle araştıran insanlardan hiçbir zaman rahatsız olmadım. Aksine, araştıran insanın hakikate ulaşma ihtimalini, peşin hüküm veren insandan daha yüksek gördüm. Çünkü araştırmak; aklın çalıştığını, vicdanın hâlâ diri olduğunu gösterir.
Kur'an da defalarca insanı düşünmeye, akletmeye ve tefekkür etmeye davet eder. İman, körü körüne bir teslimiyet değil; hakikati görerek yapılan bilinçli bir yöneliştir.
Fakat araştırmak başka, alaya almak başkadır.
Hakikati sorgulamak başka, kutsalı küçümseyerek insanları güldürmeye çalışmak bambaşka bir şeydir.
Son günlerde kamuoyunda geniş yankı uyandıran olay üzerine yapılan tartışmaları dikkatle takip ettim. İlk günlerde yapılan yorumlara hemen katılmadım. Bekledim, araştırdım, farklı görüşleri okumaya çalıştım. Çünkü bazı çevreler, meselenin sadece siyasetle veya mevcut yönetime yönelik eleştiriler sebebiyle ortaya çıktığını ileri sürüyordu.
Ancak tartışmaların odağında, birçok insanın kutsal kabul ettiği değerlere yönelik ifadelerin de bulunduğu görüldü. İşte tam da burada mesele, sıradan bir mizah tartışmasının ötesine geçmektedir.
Bir devlet başkanı eleştirilebilir.
Bir siyasi parti eleştirilebilir.
Bir hükümet hakaret olmadıkça mizahın konusu olabilir.
Fakat Allah'a, vahye ve insanların mukaddes bildiği değerlere hakaret ederek veya onları alay konusu hâline getirerek güldürmeye çalışmak; ifade özgürlüğü tartışmasının ötesinde, toplumsal vicdanı yaralayan bir davranıştır.
Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:
"De ki: Allah ile, O'nun ayetleriyle ve Peygamberi ile mi alay ediyordunuz?" (Tevbe Suresi, 65)
Bu ayetin nüzul sebebi, Allah Resûlü ve Kur'an hakkında alaycı ifadeler kullanan kimselerle ilgilidir. Ayetin devamında Allah-u Teâlâ, özür beyanlarını kabul etmeyerek, iman ettikten sonra inkâra düştüklerini bildirmekte ve bu tutumun ağır bir ilahî sorumluluk doğurduğunu haber vermektedir. (Tevbe :66)
Buna mukabil bu ayet, kutsal değerleri eğlence malzemesi hâline getirmenin ne kadar ağır bir ahlaki sorumluluk taşıdığını göstermektedir. Çünkü kutsala yönelen alay, yalnızca bir inancı değil; o inanca gönül vermiş milyonlarca insanın kalbini de hedef alır.
İslam hukukunda da dinî değerlere yönelik kasıtlı hakaret ve tahkir, sıradan bir söz olarak değerlendirilmemiş; toplum düzenini ve inanç hürriyetini koruma anlayışı içinde ele alınmıştır. Bu yönüyle İslam'ın yönetildiği toplumlarda bu tür fiillere karşı yaptırımların bulunduğu bilinmektedir.
Bugün mesele, bir kişiyi savunmak ya da mahkûm etmek değildir. Hukuki sürecin nasıl işleyeceğine mahkemeler karar verir.
Bizim üzerinde durmamız gereken nokta ise şudur:
Özgürlük, sorumlulukla anlam kazanır.
Mizah, hakikati düşündürdüğü sürece sanattır.
Yazdıklarımız hakikate dair hidayet yoluna sevk ediyorsa eserdir.
Fakat hakareti alkışlatmaya başladığında, sanat olmaktan uzaklaşır.
Hiç kimsenin inancı zorla değiştirilemez. Hiç kimse inanmaya mecbur değildir. Fakat birlikte yaşamanın asgari şartlarından biri de, insanların mukaddes bildiği değerlere karşı saygılı olabilmektir. Fikirler tartışılabilir; ancak tahkir ve istihza, toplumsal barışa hizmet etmez.
Bugün belki alkışlanan bir alay, yarın başka bir kutsalı hedef alacaktır. Sınırların tamamen kaldırıldığı yerde özgürlük değil; güçlü olanın zayıfı incittiği bir kaos doğar.
Hikmet bize şunu öğretir: Hakikati arayan insanla alay eden insan aynı değildir. Birincisi kapıyı çalar; ikincisi kapıyı kırmaya çalışır.
Bu bir yorum değil, bir şahitliktir. Görünenin ardındaki hakikate dair.

Yazarın Diğer Yazıları