Ali İset

Çocuklarımızı geçmişe değil, geleceğe hazırlayalım

Ali İset

"Gençlik eski gençlik değil..."

 

"Şimdiki çocuklar bizim çocukluğumuzdaki gibi değil."

 

"Bizim zamanımızda saygı vardı, edep vardı..."

 

Bu cümleleri bugün büyüklerimizden duyuyoruz. Muhtemelen yarın bizim çocuklarımız da kendi çocukları için aynı cümleleri kuracaklar. Çünkü insanın en büyük yanılgılarından biri, kendi gençliğini çağların ölçüsü zannetmesidir.

 

Araştırmalarıma göre tarihe baktığımızda bunun yeni bir durum olmadığını görüyoruz. Her nesil, kendinden sonrakini eleştirmiş; her çağ, bir önceki dönemi özlemle anmıştır. Demek ki mesele yalnızca gençliğin değişmesi değil, insanın değişimi algılama biçimidir. Orhun Kitabeleri'nde 'Gençlik çok bozuldu.' diye bir ifade bulunur. Kesinliği hakkında şüpheler olsa da toplum bilimini incelediğimizde aynı kapıya çıktığını görebilmekteyiz.

 

Fakat burada önemli bir ayrım yapmak zorundayız. Evet, değişen dünya adına ahlakı, edebi, merhameti, adaleti ve inancı görmezden gelemeyiz. Bunlar çağlara göre şekillenen değil, insanı insan yapan temel değerlerdir. Teknoloji gelişebilir, şehirler büyüyebilir, meslekler değişebilir; ancak yalan hiçbir çağda doğruluk olmaz, zulüm hiçbir dönemde adalet sayılmaz, merhamet de hiçbir zaman değerini kaybetmez.

 

Ne var ki aynı hassasiyeti, çocuklarımızı kendi çocukluğumuzun kalıplarına hapsetme konusunda gösteremiyoruz. Çünkü biz çoğu zaman çocuk yetiştirmiyor, kendi geçmişimizi yeniden üretmeye çalışıyoruz. Oysa onların yaşayacağı dünya, bizim yaşadığımız dünyaya benzemeyecek.

 

Halk arasında Ali b. Ebu Talip'e nispet edilen, aidiyeti kesin biçimde doğrulanmamış olsa da derin bir hikmet taşıyan şu söz tam da bu gerçeğe işaret eder: "Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin."

 

Bu söz, geçmişi reddetmeyi değil; geleceği doğru okumayı öğütler. Biz mektupla büyüdük, onlar yapay zekâyla büyüyor. Biz ansiklopediler arasında bilgi aradık, onlar saniyeler içinde dünyanın bilgi birikimine ulaşabiliyor. Bizim çocukluğumuz sokakta geçti, onların çocukluğu dijital dünyanın içinde şekilleniyor.

 

Bütün bunları sadece eleştirerek değiştiremeyiz. Çünkü zamanı durduramayız. Asıl soru şudur: Çocuklarımızı değişen dünyanın tehlikelerine karşı bilinçli bireyler olarak mı yetiştireceğiz, yoksa değişimin kendisine düşman insanlar hâline mi getireceğiz?

 

Teknoloji düşmanımız değildir. Bilim düşmanımız değildir. Sanat düşmanımız değildir. Bunlar, nasıl kullanıldığına göre insanlığı yücelten de olabilir, felakete sürükleyen de. Bu yüzden çocuklarımızı teknolojiden uzaklaştırmak yerine teknolojiye yön verecek ahlakı kazandırmalıyız. Bilimden korkutmak yerine bilimi vicdanla buluşturmalıyız. Sanatı yasaklamak yerine güzeli üreten bir estetik anlayışı inşa etmeliyiz.

 

Çünkü geleceğin dünyasında sadece bilgi sahibi olmak yetmeyecek; bilgiyi hikmetle kullanabilen insanlar ayakta kalacaktır. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, eski alışkanlıklarımız değildir. Onlara bırakacağımız en büyük miras; sağlam bir karakter, düşünebilen bir akıl, üretebilen bir zihin ve değişen dünyaya uyum sağlayabilecek bir özgüvendir.

 

Geçmiş, kökümüzdür; fakat çocuklarımızın yaşayacağı yer kökler değil, gelecektir. Onları kendi dünümüze mahkûm etmeyelim. Onları, yarının dünyasını inşa edecek insanlar olarak yetiştirelim. Çünkü medeniyet; geçmişi ezberleyen toplumlarla değil, geçmişinden güç alıp geleceği inşa edebilen nesillerle yükselir.

Yazarın Diğer Yazıları