Bir gecede hatırlayıp bir ömürde unuttuğumuz değerler
Bugün takvimler bize Mevlid Kandili'ni gösteriyor.
Camilerde salâlar okunacak, kandiller yanacak, sofralar kurulacak, telefon ekranlarında Peygamber sevgisini anlatan cümleler dolaşacak. Bir geceliğine dilimiz daha çok salavat söyleyecek, gönlümüz daha fazla merhametten söz edecek.
Peki yarın?
Asıl soru belki de tam burada başlıyor.
Çünkü biz bazen en büyük değerleri, takvim yapraklarının arasına sıkıştırıyoruz. Bir güne annelerimizi, bir güne babalarımızı, bir güne çocuklarımızı, bir güne öğretmenlerimizi, bir geceye de Peygamberimizi sığdırmaya çalışıyoruz.
Oysa bazı değerlerin takvimde yalnızca bir günü değil, hayatımızın tamamını kuşatması gerekir.
Mevlid de böyle bir hatırlatmadır.
Hz. Muhammed'in dünyaya gelişi, sadece tarih kitaplarında yer alan bir doğum hadisesi değildir. O'nun gelişi; merhametin, adaletin, emanete riayetin, komşuluğun, yetimin, yoksulun, kul hakkının, aile hukukunun ve insan onurunun yeniden hatırlanması gereken bir çağrıdır.
Öyleyse mesele yalnızca “Mevlid Kandili'ni kutlamak” değildir.
Mesele, Peygamber'in ahlâkını hayatımıza taşıyıp taşımadığımızdır.
Bir günü özel kılmak mı, hayatı özel yaşamak mı?
İslam'ın ibadet anlayışında zamanın kendisiyle insanın sorumluluğu arasında güçlü bir bağ vardır. Ramazan bir aya, cuma bir güne, hac belirli günlere bağlanmıştır. Çünkü bunların dinî bir karşılığı vardır.
Fakat bunun dışında insanın kendi ürettiği özel günlerin çoğalması bize başka bir soruyu da sordurmalıdır:
Değerlerimizi neden hatırlamak için özel günlere ihtiyaç duyuyoruz?
Annelerimizi bir gün mü sevmeliyiz?
Babalarımızı bir gün mü hatırlamalıyız?
Komşumuzu bir gün mü gözetmeliyiz?
Yetimin başını bir gün mü okşamalıyız?
Peygamber'in ahlâkını bir gece mi konuşmalıyız?
Eğer cevap hayırsa, o halde mesele takvimden daha büyüktür.
Çünkü İslam, insanın hayatını birkaç “özel gün” üzerine kurmaz. İbadeti de ahlâkı da gündelik hayatın içine yerleştirir.
Bu yüzden bir Müslüman için asıl başarı, Mevlid gecesinde duygulanmak değil; Mevlid gecesinden sonra değişebilmektir.
Peygamber bunu böyle mi yaptı?
Burada üzerinde düşünülmesi gereken başka bir husus var.
Hz. Peygamber'in doğum gününü her yıl özel bir merasimle kutladığına dair bir uygulama bilmiyoruz. Sahabe döneminde de bugünkü anlamıyla bir Mevlid merasimi yoktu.
Mevlid geleneği, sonraki dönemlerde Müslüman toplumların kültürel ve dinî hayatı içinde şekillendi. Bugün bildiğimiz Mevlid merasimlerinin tarihsel olarak daha sonraki dönemlerde ortaya çıktığı biliniyor.
Bu tarihî bilgi, Mevlid gecesinde yapılan her şeyi değersiz görmek anlamına gelmez.
Fakat bize önemli bir ölçü verir:
Dinin kendisi ile din adına zaman içerisinde oluşmuş gelenekleri birbirinden ayırabilmek.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur.
Çünkü dinin özünü geleneklerin kalabalığı içerisinde kaybettiğimizde, şekil büyür; anlam küçülür.
Doğum günü ne zaman başladı?
Bugün çocuklarımızın doğum günlerini kutluyoruz. Pastalar kesiyor, mumlar yakıyor, hediyeler alıyor ve “iyi ki doğdun” diyoruz.
Bu da insanın hayatındaki önemli bir günü hatırlama ihtiyacının modern toplumdaki karşılıklarından biridir.
Ancak tarih boyunca doğum günlerinin anlamı ve kutlanma biçimi aynı değildi. Bugünkü doğum günü kültürü, farklı toplumların geleneklerinin ve modern tüketim kültürünün etkisiyle zaman içerisinde bugünkü şeklini aldı.
Burada mesele doğum gününü kutlayıp kutlamamak üzerinden insanları yargılamak değildir.
Mesele daha derindir:
Biz neden hayatımızdaki anlamı, çoğu zaman bir güne ve o günün tüketim ritüellerine bağlıyoruz?
Bir çocuğa “iyi ki doğdun” demek güzeldir.
Ama ondan daha güzeli, çocuğa hayatının her günü “iyi ki varsın” duygusunu verebilmektir.
Aynı şekilde Peygamber'i sevdiğimizi bir gece söylemek güzeldir.
Ama ondan daha güzeli, O'nun bize bıraktığı ahlâkı her gün yaşatabilmektir.
Mevlid'i kutlamaktan daha büyük bir şey var
Belki de bu gece kendimize birkaç soru sormalıyız.
Komşumuz bizden emin mi?
Çalıştırdığımız insan hakkını bizden alabiliyor mu?
Çocuğumuz bizim yanımızda kendisini güvende hissediyor mu?
Eşimize karşı merhametli miyiz?
Anne babamızın gönlünü hoş tutabiliyor muyuz?
Yetimin, yoksulun ve kimsesizin derdi bizi gerçekten ilgilendiriyor mu?
Bir insanın hakkını yediğimiz halde gece salavat getiriyorsak, salavatın hayatımızda karşılığı nedir?
İşte Mevlid'in bize soracağı asıl sorular bunlardır.
Çünkü Peygamber sevgisi yalnızca dilin söylediği bir söz değil, hayatın ortaya koyduğu bir şahitliktir.
Bir gece değil, bir hayat
Bugün kandiller yanacak.
Fakat yarın sönecek.
Camilerden yükselen salâlar bitecek.
Sofralar toplanacak.
Telefon ekranlarımızdaki kandil mesajları kaybolacak.
Ve hayat kaldığı yerden devam edecek.
İşte tam da o anda Mevlid'in gerçek anlamı başlayacak.
Çünkü mesele bu gece ne kadar duygulandığımız değil; yarın ne kadar değiştiğimizdir.
Peygamber'in doğumunu anmak istiyorsak, O'nun merhametini çoğaltalım.
O'nu sevmek istiyorsak, O'nun adaletini yaşayalım.
O'nu hatırlamak istiyorsak, O'nun ahlâkını hatırlayalım.
Ve belki de en önemlisi, O'nu bir geceye hapsetmeyelim.
Çünkü Peygamber'in doğumu bir günün konusu olabilir; fakat Peygamber'in örnekliği bütün bir ömrün meselesidir.
Bugün Mevlid Kandili(!)
Belki de bu gece kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz Hz. Muhammed'in doğumunu mu kutluyoruz, yoksa O'nun getirdiği ahlâkın yeniden doğmasına mı vesile oluyoruz?
Cevabımız, bu gecenin kandilini değil, hayatımızın karanlıklarını aydınlatacaktır.