Ali İset

Köleliğin değişen kıyafeti

Ali İset

Bir zamanlar kölelik, bileğe vurulan demirden anlaşılırdı. İnsanların omzuna yüklenen yük görünürdü; efendi belliydi, kırbaç belliydi, zincir belliydi. İnsan, kendisine ait olmayan bir hayatın içinde yaşadığını bilirdi. Zulüm saklanmazdı; adı da yüzü de açıktı.
Bugün ise çağ değişti.
Zincirler artık demirden değil; görünmeyen ipliklerden örülüyor. Bir insanın bileğine vurulmuyor belki ama zihnine, zamanına ve ruhuna usul usul bağlanıyor. Eskiden köle pazarları vardı, bugün ise insanın ömrünün saatlik ücretlere bölündüğü büyük meydanlar var. Dün insan bedeni satın alınırdı, bugün çoğu zaman insanın zamanı satın alınıyor.
Modern dünyanın en büyük başarısı, köleliği özgürlük ambalajına sarabilmesidir.
Sabah ezanından önce uyanıp karanlıkta yola çıkan, gün boyu yorulup akşam evine yalnızca yorgunluğunu götüren milyonlarca insanı düşünün. Bir çocuğun “Babam benimle ne zaman oynayacak?” sorusuna cevap veremeyen bir babayı… Çocuğunun ilk cümlesini kaçıran bir anneyi… Takvim yaprakları ilerlerken hayatın kendi ellerinden sessizce kaydığını fark eden insanları…
İnsan bazen bir ağacın gölgesini özler gibi kendi hayatını özlüyor artık.
Bir zamanlar insanlar zincir taşırdı, bugün ise takvim taşıyor. Bir zamanlar efendiler “çalış” derdi, bugün faturalar, krediler ve geçim korkusu aynı emri daha sessiz bir sesle fısıldıyor. Çünkü modern çağ bağırmıyor; insanı yavaş yavaş yoruyor.
Bir kafese altın işlemeler yapmak, kuşu özgür kılmaz. Kafesin şık olması, esareti ortadan kaldırmaz.
Burada yanlış anlaşılmaması gereken bir hakikat var: Emek kutsaldır. Çalışmak, üretmek, alın teri dökmek insanın onurudur. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.” Bu hakikat, emeğin değerini ortaya koyar. Fakat başka bir hakikat daha vardır: İnsan yalnızca çalışan bir makine değildir.
İnsan; çocuğunun gözlerine bakmak, annesinin duasını almak, dostuyla bir çay içmek, bir kitabın satırında kaybolmak, gökyüzüne bakıp düşünmek için de yaratılmıştır. Ruhunu ihmal eden toplumlar, zenginleşse bile huzuru kaybeder.
Bugün büyük şehirlerin kalabalığında dolaşırken insanların yüzlerine dikkat edin. Herkes bir yere yetişiyor ama çoğu insan kendine yetişemiyor. Herkes konuşuyor ama derin bir sessizlik büyüyor. Kalabalık arttıkça yalnızlık çoğalıyor. İnsanlar daha çok kazanıyor belki ama daha az yaşıyor.
Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
“Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın.” (Münâfikûn Suresi, 9)
Bu ayet, geçim derdinin insanın bütün varlığını yutmasına karşı bir uyarıdır. Çünkü dünya bir araçtır; amaç değil. İnsan, ekmeğin peşinden giderken ruhunu aç bırakmamalıdır.
Belki de modern çağın en büyük trajedisi şudur: İnsan, kendisine ait olmayan hayaller uğruna kendi ömrünü tüketiyor. Başkasının çizdiği başarı tarifine yetişmeye çalışırken kendi iç sesini kaybediyor. Oysa bazen insanın en büyük yoksulluğu, parasızlık değil; kendisine ayıracak vakit bulamamasıdır.
Kölelik gerçekten kaldırıldı mı?
Belki yalnızca adı değişti. Çünkü bazı zincirler demirden yapılmaz; görünmezdir. Ve en ağır esaret, insanın zincir taşıdığını fark etmeden yaşamasıdır.
Bu bir yorum değil, bir şahitliktir. Görünenin ardındaki hakikate dair.

Yazarın Diğer Yazıları